Bu ülke kolay kazanılmadı

Fethi Okyar, Kara Zıpkalıların arasından geçerek içeri girdi. Salih Bozok kapıdaydı, “Buyrun, Paşam sizi bekliyor” diyebildi. Mustafa Kemal önünde açılmış bir harita başında derin düşünceler içindeydi.

Haber albümü için resme tıklayın

Türkiye Cumhuriyetinin en büyük zaferinin 99’ncu yılı kutlu olsun.

Ülkenin kurtuluşunda büyük taarruz kararı için tüm planlamalar yapılmıştı.

Fethi Okyar, Kara Zıpkalıların arasından geçerek içeri girdi. Salih Bozok kapıdaydı, “Buyrun, Paşam sizi bekliyor” diyebildi. Mustafa Kemal önünde açılmış bir harita başında derin düşünceler içindeydi. Fethi Bey içeri girince ayağa kalkarak yüzündeki gülümsemeyle direkt konuya girdi. “Fethi Bey biz Ağustos’ta taarruz etmeye karar verdik… Bunu bilen beşinci kişi sizsiniz. Ne diyorsunuz?...”

*

İngiliz ve Yunan istihbaratına göre Yunan mevzilerini yarmak imkânsızdı. Zaten Türklerin kıpırdayacak hali de yoktu. General Hacianesti ve İngiliz komutanlar cepheyi teftişe geldiklerinde ordu ve savunma mevzilerini çok beğenmişler, İzmir’e döndüklerinde Hacianesti gazetecilere “Bütün cepheyi gezdim Mustafa Kemal adında bir komutana rastlamadım.” şeklinde bir demeç bile vermişti.

Bu arada Ankara’da sessiz ama derin bir çalışma vardı. Ankara’nın gözü kulağı İstanbul’dan, Doğu ve Güneydoğu’dan kaçırılan silah ve cephaneler ile Rusya’dan gelecek mühimmattaydı. Çok büyük bir özveri ve gizlilikle yürütülen bu çalışmalarda kadınlarımız başta olmak üzere birçok yurtseverin onca yoksulluk ve çaresizlik içinde çabaları vardı. İnebolu’dan Ankara’ya bir kağnı filosu bu hizmeti yürütüyordu. Kağnı filosunun kat ettiği yolun adı “İstiklal yolu”dur.

İstiklal yolu, İnebolu’dan başlayıp, Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara’ya uzanan, Kurtuluş Savaşı boyunca İnebolu’ya deniz yoluyla ulaşan cephanenin kağnılarla cepheye ulaştırılmasında kullanılan toplam 340 Km olan bir yoldur. Aynı zamanda Ankara Hükümeti’nin dünyaya açılan kapısıdır da…

*

Türk milleti savaş için en elzem ihtiyacı olan silahtan, cephaneden yoksundu. Açlık bir şekilde giderilirdi ama silahsız, cephanesiz savaşmak mümkün değildi. Bir savaşın silahsız cephanesiz kazanılması beslenmeyen bir vücudun hayatta kalması kadar zordu. İşte Milli Mücadele bu şartlarda yokluklar ve yoksulluklar içinde başladı.

Anadolu neredeyse baştanbaşa işgal edilmiş, ’işgale uğramamış tek bölge olarak Karadeniz kalmıştı. Bu durumda Anadolu’nun dışarı açılabileceği tek güvenli yeri, Kastamonu İnebolu Limanı olarak görülmekteydi. Bu limanı Anadolu’ya bağlayan doğru dürüst yol olmasa da, İnebolu Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara’ya uzanan eski bir kervan yolu bulunuyordu. Yağışlı havalarda çamurla kaplanan bu yol kış şartlarında daha da ağır şartlar oluşturmaktaydı.

Bu yolu aşmadan önce, İnebolu limanına cephaneleri boşaltmada büyük fedakârlıklar gerektiriyordu. Gemiler limana yanaşamadıkları için boşaltma işlemleri açıkta yapılmak zorundaydı ve o deniz de Karadeniz’di. Hırçın ve acımasız…

Açıkta demirleyen teknelerdeki cephane her türlü kötü hava ve deniz şartlarına rağmen, kahraman denizciler ve yöre halkı tarafından kayıklarla kıyılara çıkartılıyor, büyük bir dikkat ve gizlilikle karada Kastamonu’nun kahraman kadınları, yaşlıları ve çocukları tarafından çok zor şartlarda kağnılara yüklenerek kış kıyamet demeden Ankara’ya taşınıyordu.

İstiklal yolunda her biri birer “Şerife Bacı”lar olan nice kahraman kadınlarımız tarafından, zorlukları yenerek cepheye ulaştırılan bu cephaneler sayesinde, emperyal güçler ve onların anlı şanlı kibirli komutan ve askerleri arkasına bakmadan kaçmak zorunda kalmışlardır.

***

DÜŞMANIN AKLI ERMEDİ!

Büyük zaferden önce Ankara’nın deniz gücü; işgalcilerden alınan ya da gönüllü katılan sadece 27 gemi ile sınırlıydı. Denizden yapılan büyük silah sevkiyatı ancak bu gemilerle yapılabildi.

Toplam tonajı 7 binden az olan ve kapasiteleri 6 ile 1300 ton arasında değişen bu 27 tekne ile Anadolu Donanması oluşturuldu. 5 ton altı kayık, şayka, taka gibi vasıtaların toplamı 300 sayısını ancak buluyordu. Bu gemi ve teknelerin toplam taşıma kapasitesi sadece 7800 ton kadardı. Buna karşılık Rusya'nın Batum, Tuapse ve Novorosysky limanları üzerinden, İnebolu, Trabzon ve samsun limanlarına, ilk sevkiyatın başladığı 1920 Eylül’ünden, 1922 Ağustos’una kadar toplam 300 bin ton harp malzemesi taşıdılar. Doğu Karadeniz limanlarından İnebolu’ya getirilen mevcut savaş malzemeleri de batı cephelerine sevk edildi.

Büyük taarruz öncesi karada olduğu gibi denizde de olağanüstü kahramanlıklar sergilenmiştir. Deniz cephesinden düşmanı deliye çeviren bir gemi vardır ki, adı Rüsumat No.4 olan bu gemimizin bir kahramanlık hikâyesi ayrıca değer taşımaktadır.

*

Düşmanı deliye çeviren gemi: RÜSUMET NO: 4

Bahriyemizin kahramanlıklarıyla ün yapmış gemileri vardır. Bu gemilerden birisi de kurtuluş savaşında düşmanı adeta çılgına çeviren Rüsumat No-4 gemisidir.

1891 yılında İngiltere’de bir balıkçı gemisi olarak inşa edilir. 33.5 metre boyunda ve 6,8 metre enindedir. 1913 yılında Osmanlı Gümrük idaresince satın alınır. 1914 yılında da “Rüsumat No-4” adıyla Bahriye’ye devredilir. Bu arada iki adet seri atış yapabilen top monte edilir. Gemi ilk etapta mayın tarayıcı ve karakol gemisi olarak kullanılır. Birinci Dünya Savaşı başlayınca da Marmara içinde, İstanbul bağlantılı Gelibolu, Biga, Tekirdağ, Bandırma gibi limanlar arasında Marmara içi çalışır. Kömür, cephane, Asker, yiyecek taşır. Aynı zamanda Posta vapuru görevi de yapar. Birkaç kez düşman uçaklarının saldırısına uğrar, her seferinde de kurtulmayı başarır.

Kurtuluş Savaşı başlarken bütün gemiler Mondros Ateşkes Anlaşması gereğince müttefiklerin kontrol ve yönetimi altına girer. Ancak o günlerde Anadolu’ya yapılacak deniz taşımacılığımızda her türlü deniz vasıtasına çok ihtiyaç duyulmaktadır. Batum’dan Samsun ve İnebolu’ya silah ve cephanenin taşınarak süratle sevki gereklidir. Doğuda Ermenilerden ele geçirilen silahlar, Sovyetlerden ve Almanya’dan gizlice sağlanan silahların Batum’da depolandığı düşünülürse, onları taşımak için en uygun yol deniz yoludur ve mutlaka gemiye ihtiyaç vardır. Müttefiklerce teslim alınan Rüsumat No-4 o sıralarda Ereğli limanında bulunmaktadır ve Milli Mücadele güçleri bu gemiye el koyarak ulusal güçlerimizin emri altına girer. Böylece Rüsumat No-4 Anadolu Donanmasının ilk deniz nakliyatını yapma şerefinin de sahibi olur.

Ancak Rüsumet No-4’ün görev yapacağı Karadeniz bir taraftan doğa koşullarının sert olması yanında Yunan ve İngiliz savaş gemilerinin tehditleriyle de doludur. Yolcu ve yük gemileri durdurulup aramalar yapılmaktadır. Üstelik gemide silah ve cephane olduğundan kuşkulanırsa derhal batırılıyordu. İşte bu şartlarda Rüsumat No-4, 1920 Kasımından 1921 Temmuz’una kadar tam 9 seferi yapmayı başarır. 1921 Temmuz başında tekrar yola çıkar. Batum’da ele geçirilen iki adet top, 350 sandık cephane alınacaktır. Salimen Batum’a ulaşır ve yükleme tamamlanır. Ancak gündüz hareket etmek sakıncalı bulunur ve gece beklenir. Bunun bir nedeni de takip edildiği gerekçesiyle Batum’dan gizlice hareket etmektir. İki Yunan savaş gemisinin Batum-Trabzon arasında devriyede olduklarını duyulmuştur.

Rüsumat No 4, 15 Temmuz gecesi Batum limanından sessizce ayrılır. Bu eski geminin hareketi personelin azami dikkatli davranması nedeniyle fazla dikkat çekmez. Mahmut Kaptan, gemide sigara içilmesini bile yasaklamıştır. Kıyı kıyı gidilecek, uygun yerlerde karadan düşman gemileri hakkında bilgiler alınacaktır.

Trabzon’a vardıklarında, Yunan savaş gemilerinin Rize’de karpuz ve tütün yüklü bir tekneyi silah taşıdığı kuşkusuyla batırdıklarını, yine aynı kuşkuyla Vona (Perşembe) açıklarında üç kayığın İngilizlerce batırıldığını öğrenirler. Öyle anlaşılmaktadır ki Rüsumat No 4, Rize’de düşmanın top atışlarından kıl payı kurtulmuştur. Vapur, 17 Temmuz’da Ordu’ya varır. Kimi eksikleri gidermek ve düşman gemileri hakkında bilgi almak için iskeleye yanaşır. Liman başkanı Dursun Bey’dir. Vapura çıkar ve Samsun’dan aldığı telgraf buyruğunu Mahmut Kaptan’a iletir: Düşman gemileri hem batıdan hem doğudan ilerlemektedirler, dolayısıyla Rüsumat No 4’ün her an yakalanma tehlikesi vardır. Yük, Ordu’da boşaltılacaktır. Ordu liman başkanı kötü haberleri de iletir. 10 gün önce düşman savaş gemileri Ordu açıklarında “Giresun” adlı gemiyi durdurup içindekilere el koymuşlardır. Yine birkaç gün önce “Gazal” adlı römorkörümüz durdurulup el konulmuş, personel Yunanistan’a götürülmüştür. Durum çok ciddidir. Rüsuma-4 derhal boşaltılmalıdır. Zaman da çok kısıtlıdır. Düşmanın Orduya ulaşması an meselesidir. Gemi kaptanı, liman başkanı ve şehrin ileri gelen yurtseverleriyle ivedi bir toplantı düzenlenir. Alınan karar; yükün derhal boşaltılması yönündedir. İyide bu yükü bu kadar kısa zamanda kim boşaltacaktır?

Heyette bulunan Mutasarrıf, bu boşaltma işini Ordulular olarak başarabileceklerini söyler. Emniyet Müdürü de kente çığırtkan çıkararak herkesten yardım isteyeceklerini belirtir. İş Kaptan’a kalmıştır. Kaptan vapuru kıyıya çok yakın bir noktada, neredeyse kuma değecek bir derinlikte demirler. Kentin gençleri, kayıkçılar ve kentteki çok az sayıdaki asker vapurun yükünü hızla boşaltmaya başlar. Gemi rastgele bir yük taşımıyor, yükü cephanedir. Taşımak da, boşaltmak da risk altındadır. Buna rağmen verilen karar en doğru karardır. Aslında bu bir savaş aldatmacasının da başlangıcıdır.

Ordu kenti içinde çığırtkan dolaştırılır. Halk, işini gücünü bırakıp limana üşüşür. Liman Başkanı, hükümet memurları, Ordu halkı candan gayretlerle çalışmaya koyulurlar. Kayıklar yan yana getirilir, üstlerine kalaslar döşenip, göz açıp kapayıncaya dek kurulan bu iğreti iskelenin üzerinden topları geçirilir. Cephaneleri taşınır, akşamın alacakaranlığı bastırırken gemideki bütün savaş araçları karaya çıkarılmıştır. Toplar sökülerek parçalar halinde, cephaneyle birlikte depoya yerleştirilir.

Peki, sadece cephanenin kurtarılması yeterli olacak mıydı? Vapur göz göre göre düşmana teslim edilecek miydi? Ülke kurtuluş mücadelesi içindeyken gemi vermek de neyin nesiydi? Bunun bir yolu olmalıydı. Komutan Yüzbaşı Mahmut, Rüsumat No-4’ü biraz daha sahile alır ve herhangi bir tehlike karşısında teslim olmamak için gemiyi batırmaya karar verir. Bu nedenle valfın cıvatalarından altı tanesini gevşetilmesi emrini verir, aynı zamanda gemide kontrollü yangın çıkarmak amacıyla baş tarafa da gazla ateşleme düzenekleri yerleştirerek hazırlık yapılır.

18-19 Temmuz gecesi olaysız geçer. 19 Temmuz 1921 sabahı hava çok güzeldir. Deniz çarşaf gibidir. Dafni adlı kruvazör ve bir muhripten oluşan Yunan filosu Vona’da kayıkları aramış, limanlar arası taşınan mallar hakkında soruşturma yapmıştır. Ancak Türk kayıklarından bilgi almaları mümkün olmaz. Bunun üzerine, daha fazla yakıt harcamamak için Dafni kruvazörü muhribi de yedeğe alarak ağır yolla kıyıya çok yakın devriyeyi sürdürme kararı alırlar.

Gün iyice ağardığı sıralarda Ordu kentindeki gözcüler ufukta beliren iki kuşkulu lekeyi tespit ederler. Gelen iki düşman savaş gemisidir. Kentte bombalanma korkusuyla telaş başlar. Ancak belli ki daha önceden olduğu gibi Ordu bombalanmayacaktır. Aradıkları Rüsumat No-4’dür ve o buradadır.

Ancak Ordu iskelesinde ve açıkta ise başka bir telaş ve heyecan vardır. Mutasarrıf Faik Bey, Belediye Başkanı Furtunzade Yusuf Sırrı Bey, Emniyet Müdürü Mehmet Ali Bey, Liman Başkanı Dursun Bey ve Kâhya Hakkı, Rüsumat No-4’ün Kaptanı Yüzbaşı Mahmut’la birliktedirler. Kaptan Yüzbaşı Mahmut, düşman gemilerinin yaklaştığı haberini alır almaz, önceden hazırlanan planı uygulamaya koyar. Çarkçıbaşını gemiye yollar ve valfleri açtırır. Gemi hızla su almaya başlar ve bulunduğu yerde karaya oturur. Kaptan, personele gemiyi terk etme emri verir. Ve önceden belirlenen plan işleme konur. Geminin baş tarafında bir de yangın çıkartılacaktır. Gemide kalan son er aldığı emirle dökülen gazyağını ateşler. Uzaktan görünen, vapurun hem battığı hem de cayır cayır yandığıdır.

Düşman tarafından kıyıyı denetleme için filikayla öncü bir ekip de gönderilmiştir. Ancak gelen düşman filikası, gemide bırakılan kimi mermilerin patlayıp havaya uçmasından tedirgin olur ve bu nedenle Rüsumat No-4’e fazla yanaşmadan, gemiye işaret vererek geri döner. Edindikleri kanaat “Artık bu gemiden hayır gelmez”dir. Plan başarıyla sonuçlanmıştır. Yunan kruvazörü, bir süre sonra Orduluları tehdit edercesine bir tek top atarak demir alır ve Ordu açıklarından uzaklaşır. Bu inanılmaz olayı, birçok kişi şaşkınlıkla izlemiştir. Bu gemi yeniden yüzer miydi? Halkın kanısı; pek umut yok gibidir. Olaydan sonra geminin son durumu şöyledir: Baş güverte yanmıştır. Baş direk yanarak devrilmiş, gemi de küpeştesine kadar batmıştır. Makine dairesine su dolmuştur.

Sonra Rusumat-4’e ne mi oldu?

Yine Ordu halkı işe koyulur, su boşaltılmaya başlanır ve gemi yüzdürülür. Bu olağanüstü olay sonunda Ordu’da neredeyse bir şenlik havasıyla kutlanır, silahlar atılır, davullar çalınır, horonlar oynanır. Gemi yüzdürülerek Batum’a tamir edilmek ve sonra da görevine devam etmek üzere hiç vakit kaybetmeden yola çıkartılır.

Bir gün sonra tekrar limana gelen düşman gemisi belli ki olayı şüpheli görmüş, kontrol etme ihtiyacı duymuştur. Limana asker çıkarıp arama yaparlar. Aralarındaki konuşmalardan ve sorgulamalardaki sorularından anlaşılıyordu ki Rüsumat No-4’ün battığına inanırlar. Ama dün gördükleri yanan ve batmış vapuru bugün nerededir? Fakat batmış bir geminin bu kadar kısa sürede harekete hazır olması onlara göre imkânsızdır. Biraz sonra Yunan savaş gemileri bu işten pek de bir şey anlamamış bir halde Ordu’yu terk ederler. Akılları karışmıştır.

Rüsumat No-4’ün Sonu nasıl oldu merak ediyorsanız ona da değinelim.

Ordu’da yaşanan bu olay bütün Karadeniz’de ve yurtta kısa süre içinde duyulmuştur. Genelkurmay Başkanlığı ve Nakliyat-ı Bahriye Komutanlığı Kaptan Yüzbaşı Mahmut’u ve gemi personelini ödüllendirir. Halk, Rüsumat No-4’e artık “Gazi Rüsumat” der. Bu olaydan sonra Yola çıkan Rüsumat No-4 onarım için Batum’a salimen ulaşır ve onarımı da bir ay sürer, kaldığı yerden silah ve cephane taşıma işine devam eder.

Gazi Rüsumat No-4, 1921 Eylülünün ortalarında yine Batum’dan silah ve cephane yükleyerek yola çıkar. İngiliz ve Yunan gemileri her yerde onu ararken çok dikkatli olması gerektiği ortadadır. Bir tilki kurnazlığıyla hepsini atlatıp Samsun’a ulaşır. Salimen yükünü de boşaltmış, yeni bir sefer için doğuya doğru tekrar yola çıkar. Takvimler 21 Eylül 1921’i gösteriyorken Görele açıklarına geldiğinde kötü hava şartları nedeniyle görüş çok düşmüş, aniden önüne çıkan düşman gemilerini bu sefer görememiştir. Yapabileceği tek şey vardır rotayı kıyıya çevirmek ve olabildiğince hızlı hareket ederek kaçmaya çalışmaktır. Rüsumat No-4’ün rotasının sahile çevirdiğini sezen düşman gemisi toplarını çevirerek hemen ateşe başlar. Geminin düşman eline geçmemesi için kıyıdaki geniş kumsalda karaya oturtulmasından başka çözüm yoktur. Bu kez yakalanmışlardır. Gemi düşman gemisinin top atışları altındadır. Komutan gemiyi kayalardan uzak bir yere oturturken ilk isabeti de alırlar. Gemi boştur ve sahile iyice yanaşabilmiştir. Bu son atışla gemi daha önce yapıldığı gibi valf açmaya gerek kalmadan karaya oturmuştur. Kaptan Yüzbaşı Mahmut bir kez daha gemiyi terk emri verir. Ancak bu kez verilen emir acı bir gerçeği içeriyordu. Gizli belgeler ve geminin seyir jurnali (defteri) yakılır. Rüsumat No4’ün sandalını suya indirirken bir yandan da askerlerin çoğu yüzerek karaya çıkmaya çalışırlar. Aynı anda gemi ve sandal mermi yağmuru altındadır. Bunlardan bir kaçı geminin sandalına isabet eder ve onu parçalar. Sandaldakiler de kendilerini azgın dalgaların koynuna atmak zorunda kalırlar. Gemiyi en son Komutan Yüzbaşı Mahmut da terk eder. Personel uzun mücadeleden sonra karaya ulaşır. Gemiyi en son terk eden kaptan azgın dalgalar arasında tüm gücünü kullanmış, tam tükenmek üzereyken Trabzonlu Osman çavuş imdadına yetişir ve beraberce karaya çıkarlar. Yüzbaşı Mahmut, ertesi gün Görele’den Trabzon’daki Deniz Komutanlığına bir telgraf çekerek vapurunun batırıldığını bildirir.

Gazi Rüsumat No-4 artık yoktur. Batum ile Samsun arasında 11 sefer yapmış, bu seferlerde 1070 tüfek, 7459 sandık mermi, 993 kasatura, 8 top, 2244 sandık top mermisini batı cephesi komutanlığı emrine ulaştırmayı başarmış kahraman bir gemidir.

*

Büyük zafer, büyük Türk ulusunun yoktan var ettiği bir zaferdir. Bu uğurda canlarını vermiş aziz şehitlerimizin manevi varlığı önünde saygıyla eğilir, şükranlarımı sunarım.

***

Büyük zafer büyük Türk ulusuna kutlu olsun.

Refazettin ÇIĞIR / [email protected]

30 Ağu 2021 - 03:42 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

01

Aydın - 30 AĞOSTOS BİZ TÜRKLERİN HAS GÜNÜ.

KEŞKE YUNAN GALİP GELSEYDİ DİYENLERİN YAS GÜNÜ.

BÖYLE BİR GÜNDE BÖYLE BİR YAZI KALEME ALDIĞIN İÇİN ÇOK TEŞEKÜR EDERİM.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Ağustos 16:46


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?