Eski Mezopotamya’da Tıp

Mezopotamya tıbbı ile ilgili bilgilerimiz elkitabı ve reçetelerden ibaret olan tıbbi metinler, kanunmaddeleri ve edebi metinlere dayanmaktadır. Mezopo...

Haber albümü için resme tıklayın

Mezopotamya tıbbı ile ilgili bilgilerimiz elkitabı ve reçetelerden ibaret olan tıbbi metinler, kanun
maddeleri ve edebi metinlere dayanmaktadır.

Mezopotamya tıbbı konusunda belgelerin büyük bir çoğunluğu “Asurbanipal Kitaplığında’’ bulunmuştur. Bu belgeler M.Ö. 7. yüzyıl dönemine aittir. Mezopotamya’nın en eski tıptabletleri M.Ö. üçüncü binyılın sonlarında Sümerler tarafından kaydedilmiştir. Bu tabletlerin en eskisi Sümerli bir hekim tarafından oluşturulmuştur. M.Ö. üçüncü binyılın sonlarına doğru yaşamış olanhekim, meslektaşları ve öğrencileri için en değerli tıbbi reçetelerini bir araya getirmiştir. İnsanlık tarihinin bilinen en eski tıp “elkitabı” olan bu belge, bir Amerikan kazı ekibince ortaya çıkarılıp, Philadelphia Üniversitesi Müzesi’ne götürülmüştür.

B14221 numaralı tıbbi tabletin ön ve arka yüzü

B14221 numaralı tıbbi tablet sayesinde Sümerli doktorların ilaç hazırlama yöntemleri öğrenilmiş, aynı zamanda ilaç hazırlamada kullandıkları bitkisel ve hayvansal droglarla mineraller büyük oranda saptanabilmiştir.
Reçetelerden edinilen bilgilerin yanı sıra, diğer metinler ve arkeolojik kazılarda bulunmuş insan
kemikleri üzerinde yapılan incelemelerden Eski Mezopotamya’da, uzmanlık gerektiren trepanasyon gibi cerrahi uygulamalar yapıldığı anlaşılmaktadır.

Doğadan elde edilen ilaçlarla tedavi konusunda British Museum Babil Koleksiyon‘unda yer alan ve Yeni Babil Dönemine tarihlendirilen BM54641+54826 numaralı kırık tablette yazılı reçetelerden biri kanlı göz reçetesinde: regl olan kadın sütü, bal, sıvıyağ ve kavrulmuş hardal karışımından hazırlanan bandaj gözlere uygulanmakta ardından tere yağ ile öğütülmüş ‘’ashur’’ minerali sürülmekte ve son olarak rapadu bitkisi kökleri kesilip kırmızı beyaz yünlerle birlikte gözlere ve şakaklara bandaj olarak uygulanmaktadır.
İngiliz arkeolog R.C. Thomson, Mezopotamya kodeksinde, hardal, hurma, kenevir, raziyane, siyah banotu, zeytin gibi 250 bitkisel; bal, balmumu, fil yağı, domuz, kaplumbağa, yılan gibi 180 hayvansal; alçı, bakır, kaya tuzu, kireç, kükürt, potasyum nitrat, tuz gibi 120 mineral ilaç (drog) bulunduğu tespit etmiştir.

BM54641+54826 numaralı kırık tablet
Mezopotamyalılar hayatın özünün su olduğuna inanmışlardır. Sümerler, hekimleri anlamı “suyu
tanıyan kimse” olan A.ZU kelimesiyle adlandırmışlardır. Akadca’da bu kelimenin karşılığı olarak “asû” sözcüğü kullanılmıştır. Mezopotamya’da hekimliğin en basit şekli, hekimlerin suya bakarak hasta hakkında bilgi vermeleri şeklinde olmuştur. Bu sebeple olsa gerek ki hekimleri “suyu tanıyan kimse” olarak tanımlamışlardır. Hekim bir kabın içine su koyup, suyun üzerine bir damla zeytinyağı damlattıktan sonra damlanın şekli ve hareketine göre hastanın iyi mi olacağı ya da aksi mi gerçekleşeceği hususunda bilgi vermiştir.

Mezopotamya tıbbı dini görüşlerle de tamamen iç içe bir durumda gelişmiştir. Mezopotamya tıbbını sihirden ayırmak oldukça güçtür.

Eldeki mevcut kaynaklardan hekimlerin hastalığı teşhis yöntemleri konusunda bilgi edinmemiz
mümkündür. Hekimin teşhis için kullandığı yöntemlerde; ağız ve dilin durumu, idrarın görüntüsü,
gözlerin manzarası gibi durumlar üzerinde de durulmuştur. Örnek olarak şunları verebiliriz: Hastanın ağzı kırmızı ise hasta iyi olacaktır, siyah ise hasta ölecektir. İdrar kırmızı ise hasta iyileşecektir, şayet hasta idrarını yapamıyorsa o kişi ölecektir.
Mezopotamya insanı nabzın atışının kan dolaşımı hızıyla ilgili olduğunu da algılayabilmiştir. Bazı akıl hastalıkları tanılanabilmiş ve bunların tedavisi için sihre başvurularak bir tür psikoterapi
uygulanmıştır.

Hekimler göz hastalığını çok yakından incelemişler ve bu hastalıkları iyileştirmek için göz banyoları, merhemler ve çeşitli yağlar kullanmışlardır. Ayrıca miyopluğu ve hipermetropluğu gidermek için mercekler kullanılmıştır. Belgelerden göz hastalıklarına karşı bir takım otları kaynatarak yağ içerisinde bir merhem yaptıkları ya da bakır madenini arpa suyuna karıştırarak bununla hasta gözü yıkadıkları öğrenilmektedir. Yine ilgili tabletlerde; boğaz, kulak, kalp, akciğer, karaciğer, mide, bağırsak, idrar yolları ve cilt rahatsızlıkları hakkında ayrıntılı bilgi verilmiş ve bunların belirtileri ile tedavi yolları açıklanmıştır. Sarılık hastalığının karaciğerden kaynaklandığı fark edilebilmiştir.

Mezopotamyalı hekimler sindirim ve solunum organlarına ilişkin hastalıklar üzerinde çok
durmuşlardır. Özellikle safra kesesini iyi bildikleri anlaşılmaktadır. Safra kesesi rahatsızlıklarında
hastaya suya keskin şarap karıştırılarak içirilmiştir. Ayrıca hastaya dana sütü vermişler ya da dana sütüne veya acı içkilere hurma şarabı karıştırarak kullanmışlardır. Safra kesesinin acılığına karşı acı ilaç kullanarak her hastalığın kendine benzer bir madde ile tedavi edilmesi usulünü geliştirmişlerdir.

Mezopotamyalılar için kan hayat demektir ve bu sebeple karaciğere büyük önem vermişlerdir.
Karaciğere önem verilmesinin nedeni, bütün organlar içinde en çok kan taşıyan organ olmasından kaynaklanmaktadır. Onlar, zamanla karaciğerin hayatın merkezi olduğu sonucuna varmışlardır. Bu sebeple de hayvan karaciğerinin incelenmesine dayanan bir kehanet sistemi geliştirilmiştir.
Ayrıca, bitkisel ilaçların dolunay gibi uğurlu zamanlarda veya bundan yedi gün önce ya da yedi gün sonra toplanmış malzemeden yapılması gerektiği düşünülmüştür. Uğurlu zamanlarda toplanması gerektiğine inanılan bu bitkilere; hardal, kekik, erik ağacı, armut, incir, söğüt, mana bitkisi, köknar ve çam ağacını örnek olarak verebiliriz. İlaçların ana maddelerini bu bitkiler ile beraber hayvansal ve mineralsel kaynaklar sağlamıştır. Kullanılan gözde mineraller arasında sodyum klorür (tuz), ırmak zifti ve rafine edilmemiş yağ vardır. Hayvanlar âleminden de yün, süt, kaplumbağa kabuğu ve su yılanından yararlanılmıştır. İlaç yapımında kullanılan sıvılar ise su, bira, şarap, sirke, kan, susam yağı, süt, kuyruk yağı, iç yağı, kemik iliği ve idrardır. Hekimler kırarak ezdikleri maddeleri bu sıvılarla karıştırarak kullanmışlardır.

Elimizde Sümerler’den kalma olup Kramer tarafından nakledilen ve 145 satırdan oluşan tıbbi tablet vardır ve bu tabletten iksirlerin içeriği hakkında bilgi edinebilmekteyiz. Söz konusu tabletteki 10 numaralı reçetenin çevirisi şöyledir:
Armut ve “manna”-bitkisinin köklerini toz haline getiriniz; (toz haline getirilmiş otları) biranın içine
dökünüz (ve) (hasta) kişiye içiriniz.
Reçete 11 ise bu karışımı içermektedir:
Nignagar-sebzesinin tohumlarını, sarısakızı (?) (ve) kekiği toz haline getiriniz; biranın içine dökünüz (ve hasta) kişiye içiriniz.

Kulak, burun, göz damlalarının varlığından söz etmek mümkün, Nattuku’ nun anlamı damlatmak
olarak geçmektedir v e kulağa damla damlatılması ile ilgili reçeteler ile başhekim mektuplarında bu kelime yağ ile birlikte kullanılmaktadır. Mesela sarımsak , doğranıp ya da parçalanıp, yağ ve ya sulandırılışmış ince bira ile karıştırılarak iksir yapımında kullanılırdı. Köpek dili otu olarak bahsedilen bir bitkinin akrep sokmalarında, öksürük ilacı yapımında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bitki kurutulur, ezilir ve sonra bira ile karıştırılarak içilir. Felce iyi geldiğine inandıkları ilaç karışımları vardır. Bugün bitkinin ismi bilinmiyor fakat bitkinin önce kurutulduğunu sonra ezilip, inceltilmiş yağ ile karıştırıldığı bilgisine ulaşılmaktadır.

Kramer’in nakletmiş olduğu ilaç reçetelerinden yakılarla ilgili de bilgi edinmekteyiz ve 5 numaralı
reçetenin çevirisi şöyledir:
Irmak çamurunu toz haline getiriniz (ve) ; bunu suyla yoğurunuz; ham yağla ovunuz (ve) yakı olarak bağlayınız. Aynı reçetelerden yutularak alınan ilaçlarla ilgili olarak da 9 numaralı reçeteyi örnek verebiliriz.

Reçetede aşağıdaki işlem anlatılmaktadır,

…. bitkisinin sakızı üzerine sert bira dökünüz; bir ateş üzerinde ısıtınız; bu
sıvıyı ırmak zifti yağına dökünüz (ve) (hasta) kişiye içiriniz.
Mezopotamyalılar diş çürüklerini ya da ağrıyan dişleri çekmişlerdir. M.Ö. 2400 yıllarında yaşamış olan Dio-Edinmugi tarihteki ilk diş hekimidir. Örnek bir diş tedavisi kaynaklarda şöyle aktarılır:
‘’ Eğer birinin dişi sarı olursa Akkad Tuzu terementisi ile temizlenir ve ağız, bal, yağ ve bira ile yıkanır.’’

Ayrıca diş hastalıkları için kullanılan droglardan, deve dikeni kökü kurutulup toz edilir, yağ ile
karıştırıldıktan sonra dişe uygulanır.

Hititler, hastalığı tanrıların insanları cezalandırması olarak kabul ediyorlardı. Bu nedenle tedavide sihir ve ilaç birlikte kullanılırdı. Kullanılan bu ilaçların büyük çoğunluğu ise bitkisel droglardı. Hitit
tabletlerinde kayıtlı reçetelerde adamotu, alıç, aksırık otu, arpa, badem, banotu, buğday, defne,
dişotu, haşhaş ve mersin gibi Anadolu’da yetişen bitkiler kayıtlıydı. Bu bitkilerden hazırlanan ilaçların ne zaman alınacağı “gece” veya “gündüz” şeklinde belirtilmiştir. Herodot’un naklettiğine göre; “kenevir tohumu alırlar, keçe örtülerin içine girerler ve bu tohumları kızgın taşın üzerine atarlar. Tohum taşa değince tütmeğe başlar. Çok şiddetli bir buğu çıkarır ve bununla tütsülenirlerdi.” Hititlerin tıbbı ve İlaçları hakkında bilgilerimiz, devletin başkenti olan, Boğazköy (Hattuşaş)’de bulunmuş olan Hitit arşivindeki tabletlere dayanmaktadır.

Eski Mezopotamya tıbbında yazılan reçete tabletlerinin, elkitaplarının, ana özelliklerinden biri, içerdiğibitkilerin kodlu isimler ile yazılmış olması. İlaçların içeriklerinde, ‘’ çiftleşmemiş çocuk saçı maymunsaçı, bir denizcinin dışkısı , bir firavun faresinin kuyruğu ‘’ gibi asıl bitki isimlerinin karşısına yazılan kodlar ile hekimler, büyücüler kendi bilgi birikimlerini yabancıların eline geçmemesi için korumaya almıştır. Amaç ilaçların kötüye kullanımını önlemektir. Hammurabinin cerrahlara verdiği cezalardaki amaçla aynıdır.

HANNE ÖZCAN
AZERBAYCAN TIP ÜNİVERSİTESİ
TIP FAKÜLTESİ ÖĞRENCİSİ
BİFAD GENÇLİK KOMİTESİ ÜYESİ

25 Oca 2021 - 01:52 - Sağlık


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.

13

Zeynep - Cok basarılı bır calışma olmuş. Akıcı ve anlaşılır olmuş. Genc arkadasınız tebrik ediyorum. Basarınız daım olsun

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 29 Ocak 11:58
12

Zeynep - Tip tarihi bu kadar guzel ve surukleyici anlatilmazdi galiba.Tarih seven biri olarak tarihin ayri bir dalinda bizi bilgilendiren genç arkadasimiza çok teşekkür ederim. Basarilarinin devamini dilerim

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 29 Ocak 11:09
08

Yüksel Yildirim - Bu tür haber ve araştırmaların daha fazla yer alması gerekiyor. Çalışmayı yapan genç arkadaşımızı tebrik ediyor başarılar diliyorum

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Ocak 13:36
07

Güllü Yildirim - Çok bilgilendirici bir içerik teşekkürler.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 28 Ocak 12:43
06

Arzu - Eline emeğine sağlık, şu tıb çok enteresan, resmen kainat kitabını okutturuyor insana?çok başarılı bir yazı tebrilkler

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Ocak 12:29
05

Arzu - Şu tıp ne ilginç, resmen kainat kitabını okutturuyor insana ?insan oğlunun nekadar mükemmel olduğunu ne zekaya sahip olduğunu, çok güzel faydalı bir anlatım olmuş tebrikler

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Ocak 12:24
02

Sumeyye Helwani - Kaleminize ve bilginize kuvvet çok güzel bir çalışma olmuş tebrik ederim

Yanıtla . 2Beğen . 0Beğenme 25 Ocak 17:32


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?