Sızar yaş gözümden kızıl kan diye, çağıldar Mukadder Özakman diye...

Doğum için, düğün için müsaade edildiği takdirde sabahtan akşama kadar konuşmaya hazırım. Şu kısa hayatta başkalarının mutluluğunu paylaşmaktan güzel...

Haber albümü için resme tıklayın

Doğum için, düğün için müsaade edildiği takdirde sabahtan akşama kadar konuşmaya hazırım. Şu kısa hayatta başkalarının mutluluğunu paylaşmaktan güzel ne var ki? Mevzu bahis ölüm olduğunda ise şöyle bir dururum, başımı önüme eğerim. Akabinde hislerim içimde birikir, gözlerim dolar ve nihayetinde kalemim boşalır… Belki de bu kelimeleri kağıda döken, vefat edenin sağlığında yüzüne karşı söyleyemediklerimi söyleyecek olmanın heyecanıdır… 3 Ekim 2020, İzmir’de doğup şanı bütün ülkeye yayılan meşhur mizah ve taşlama şairi Mukadder Özakman’ın vefatının birinci sene-i devriyesidir… Bütün ülke Mukadder Özakman’ı mizahçı, piyes yazarı, şair, hikâyeci Mukadder Özakman olarak tanıdı, sevdi. Dost ve ağabey Mukadder Özakman ise bütün bu özelliklerinden daha da fazlasıydı. Kabri nurla dolsun…

Amerika I Love You, Kendime Hicviye, Bürokrasi Bürokrasi, Atarsan Sarışın Bombalardan At, Gel Gidelim Biz Ay’a gibi manzumeler, Cumhuriyet Devri Türk Mizah ve Hiciv şiirinin en iyi örneklerinden bir kaçıdır… Bazılarının şöhreti şairini de aşmış, şairinin kısacık ismini ezberleyemeyenler bu uzun taşlamaları ezberden okur hâle gelmişti… Mukadder Özakman, Türk Mizah tarihinin en mühim mizah dergisi olan Akbaba’nın baş mizah şairiydi… 1967 senesinden, derginin hayatını noktaladığı 1977 senesine kadar tam on sene bu ihtiyarlamış dergiye kafiyeli esprileriyle gençlik serumu verdi… Akbaba dergisinde yayınlanan, kendisinin yazdığı, Orhan Özdemir’in ve Mehmet Polat’ın çizdiği Figüranın Aşkı, Uzaydan Gelen Güzel, başlıklı manzum çizgi romanlar çok sevildi, çok okundu… Kendisi bir gün, şu tiyatrodaki “İsmail Dümbüllü’nün Kavuğu” hikâyesi üzerine konuşurken: “Bilir misin? Bizim mizah şairliğinde de böyle bir gelenek vardır… Usta-çırak ilişkisi gibi yani… Rıza Tevfik Bölükbaşı’ndan Fazıl Ahmet Aykaç’a; Fazıl Ahmet Aykaç’tan Halil Nihat Boztepe’ye; Halil Nihat Boztepe’den Necdet Rüştü Efe’ye ve Necdet Rüştü Efe’den Mukadder Özakman’a uzanan bir gelenek… Keşke bizimkiler de Kapalıçarşı’da bir kavuk yaptırtsalardı da biz de ara ara hatıra gelseydik…” demişti. Hakikaten Mukadder Özakman, bahsettiği bu büyük mizah şairlerinin tarzını, üslubunu geliştirerek kendi tarzına, kendi üslubuna sahip olan bir mizah şairiydi… Onun mizah şiirleri, yer yer taşlamaya kaçsa da, incitmeyen, esprinin öne çıktığı, eleştirinin espriden sonra geldiği tarzda mizah şiirleriydi… Bu özelliğiyle Mukadder Özakman dili sivri heccavlar Şair Eşref’ten, Nefi’den ve Neyzen Tevfik’den ayrılır… O, onbinler satan bir mizah dergisinde, on binlere seslenen, onları incitmeden kucaklayan şiirler kaleme almıştır. Maaşsız da Çalışırım başlıklı şu taşlaması ne hoştur:

“Merak etme Devlet Baba,

Züğürtlüğe alışırım!

Teklif mi var aramızda?

Maaşsız da çalışırım!”

Yine yaşanmaz hâle gelen dünyâyı devrin siyâsetini de içine katarak hicvettiği şu mısraları ne zariftir:

“Ay’ın adı Ay ama aybaşı, aysonu yok,

Tasarruf bonosu yok, Personel Kanunu yok,

Politika, parti yok, sağ ve sol sorunu yok,

Hiç kimse çıkmaz bizi nutukla aldatmaya,

Dünya yalan dünyası, gel gidelim biz Ay’a!”

Ne kadar acı meselelere ne kadar müsamahakâr, ne kadar tatlı, ne kadar nükteli yaklaşmış değil mi? Derhal yakamızdan düşmesini istediğimiz hâlde bir türlü yakamızdan düşmeyen şu bizlerin âh ü vâhı dururken, bizi bırakıp gitti, ebediyen bizimle kalmasını istediğimiz Mukadder Özakman mizahı…

Mukadder Özakman manzum piyesleriyle de meşhurdu. Bir zaman edebiyatımızda pek revaçta olan; Halit Fahri Ozansoy’un Baykuş, Yusuf Ziya Ortaç’ın Binnaz, Faruk Nafiz Çamlıbel’in Canavar gibi bu türün eli yüzü düzgün örneklerini verdiği piyeslerin yazılışından seneler sonra Mukadder Bey bir dizi manzum piyes kaleme aldı. Karagöz’ü, Nasreddin Hoca’yı piyeslerinin merkezine oturtup geçmiş mizahla gelecek mizahı birleştirdi. Nasreddin Hoca ve Karagöz onun kaleminde günlük siyasetten, sosyal meselelerden bahseder bir hâle bürünmüştü. Karagöz isimli kitabında çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış piyeslerini bir araya getirdi. İyi de yaptı! Belki de modern Karagöz piyeslerinin en nevi şahsına münhasır şekli onunkilerdir. Gelenekten beslenip, moderni yakalamasını bilmiş, yaşadığı devrin meselelerine asla yabancı kalmamıştır. Mukadder Özakman dün de yaşayan bir insan değildi. Dünü bilirdi fakat öyle olmadık yerde hatırına getirip içlenmezdi. Dünü pek sevmese de hatası ve sevabıyla kabul eder, eleştirmekten uzak dururdu. Mukadder Bey’in işi gücü yarınlaydı. O, umudunu besleyen yarının arzusuyla seksen yedi yaşına kadar yapayalnız yaşadı… Hayâlindeki yarın, hiç de o yarınlara benzemeyen bugünü alaya almasına sebep oldu… Mukadder Bey, bugünün eski bakır tenceresini kalaylayarak, ondan yemek yiyen bizlerin zehirlenmemesini, mutlu ve aydınlık yarınlara sağlıklı bir şekilde ulaşması için çaba sarfetti.

Mukadder Bey’in birçok meşhur komedyene espri ve piyes yazdığını çok kişi bilmez. Çok yazdığı hâlde bu komedyenlerden emeğinin karşılığını alamamıştır. Mesela Nejat Uygur’un meşhur oyunu “Kaynanatör”, Mukadder Bey’in kardeşi merhum Memduh Özakman ile beraber Nejat Uygur’a yazdıkları bir piyestir. Mukadder Bey, kardeşi psikolog merhum Memduh Özakman ile beraber birçok piyes kaleme aldılar. Bunlardan biri de Devekuşu Kabare Tiyatrosu için yazdıkları “Tutkular” isimli piyesti! Bazı talihsizlikler yüzünden sahnelenemeyen bu piyesi daha sonra merhum Atilla Arcan oynamak istemişti. Maalesef bu da mümkün olmadı. Yine Mukadder Bey, Levent Kırca’ya da bir dönem espri yazarlığı yapmıştı. Son olarak kendisiyle Yasemin Yalçın Tiyatrosu için bir piyes yazıyorduk fakat maalesef araya ölüm girdi.

Kendisiyle 31 Mayıs 2017’de TRT İstanbul Radyosu’nda, Mazideki Ses isimli programda Karagöz’den bahsetmiştik. Daha doğrusu misafir olarak katıldığım programda Mukadder Bey’i telefonla bağladık. Mukadder Bey orada bir Karagöz- Hacivat muhaveresi yaptı… Kendi sesiyle canlandırdığı o muhavere bizi gülmekten kırıp geçirmişti… O davudî, tok sesiyle ne güzel canlandırmıştı Karagöz’ü… O günü hatırladıkça yüzümde tebessüm ve gözlerimde gözyaşı aynı anda beliriyor…

Mukadder Özakman, şiirleri bestelenmiş bir şairdi de… İçli, hisli, dokunaklı bir şair… İşte bu şiirlerden biri:

“Bir tutam saç getirdi eski yılları geri,

Bir deste alev mektup, bir hatıra defteri,

Sararmış yaprakları, bomboş resminin yeri…

Yaşadım ilk aşkımı ben bu akşam üzeri.”

Bir röportajında gazeteci rahmetli Necmi Onur’a bu şiirini okuyunca Necmi Onur, onun için bence pek doğru olan şu tespitte bulunmuştu: “Mukadder Özakman, hicivlerinin ötesinde bir duygu dünyasının ağırlığı aştında… Ezik, yorgun ama usta…”

Ömrünün son senelerinde “Güneş Benim En Eski Arkadaşımdır” isimli bir hikâye kitabı kaleme almıştı… Sinema aşkının sanki sayfalara tezahürüydü bu kitap… Her hikâye bir film gibiydi… Mukadder Bey okuru adeta Kemeraltı’nda, Karantina’da, Konak’da, Basmane’de yaşatıyordu, okurken… Çok istediği hâlde bu hikâyelerinin kitap olduğunu göremedi… Bu hikâyelerin bir kitap hâlinde basılmaması benim de hâlâ içimde bir yaradır..

3 Ekim 2019’da elim bir kanser hastalığı neticesinde kaybettiğimiz Mukadder Özakman’ı, 4 Ekim 2019 Cuma günü, ikindi namazından sonra İzmir’deki Hocazâde Camii’nden uğurlayıp, Karabağlar Mezarlığında anneciğinin koynuna ebedî uykusunu uyuması için uğurladık… Mezarını da yaptırtmış, taşına şu dörtlüğü yazdırmıştı:

“Ömür gelip geçiyor öğrenmekle, bilmekle;

Ya bir güzel sevmekle, ya ağlamak, gülmekle…

Ardımdan denilmesin, “Hiç yapıt bırakmadı!”

Mizahımı yaptım ben bu dünyaya gelmekle…”

Vaktiyle bu dörtlüğüne şöyle insanlığın diliyle şöyle bir nazire yazmıştım, pek gülmüştük:

“Geçiyor hayatımız uykuyla, esnemekle,

Ya bir kahve içmekle, ya makarna yemekle…

Peşimizden denmesin: “İnsanoğlu ne yaptı!”

Yapacağını yaptı, her zora pes demekle!”

Yazımın başlığındaki beyit, cenazesi kalkarken onun için yazdığım mersiyenin ilk beytidir… O uzun mersiyenin sonunda İzmir’e de şöyle seslenmiştim:

“Ah İzmir peşinden yakarsan da boş!

Bu gökkubbede tek sadâ kaldı hoş,

Ne durdun be Körfez! Bugün kükre, coş!

Kanatlandı, uçtu; döner belki koş.

Güzel İzmir Erdem, ışıksız ve loş…

Sızar yaş gözümden kızıl kan diye,

Çağıldar Mukadder Özakman diye!”

Mukadder Özakman artık idealindeki bir yer olması için çok uğraştığı, diline doladığı, taşladığı bugünde değil; bedeniyle o pek sevmediği dünde kaldı fakat ümit ediyorum ki fikirleriyle, hayâlleriyle yarında yaşamaya devam edecektir…

ERDEM BELİĞ ZAMAN

03.10.2020

ŞİŞLİ-İSTANBUL

03 Eki 2020 - 15:57 - Kültür Sanat


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?