Dokuz Eylül'ü anlamak ve kavramak

‘’Ben, İzmir’i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da, beni sevdiklerinden eminim. İzmir’i ilk gördüğüm gün, sürgü...

+2
Haber albümü için resme tıklayın

‘’Ben, İzmir’i ve bütün İzmirlileri severim. Güzel İzmir’in temiz kalpli insanlarının da, beni sevdiklerinden eminim. İzmir’i ilk gördüğüm gün, sürgün yerine gittiğim gündür. Birkaç saat dolaştığımda, güzel rıhtımının, baştan başa bize can düşmanı olan bir ırkın mensupları ile dolu olduğunu görmüş ve o zaman, bu güzel şehrin, gerçek asil ve necip İzmirlilerin elinden gittiğine hükmetmiştim. Ne yazık ki, o zaman bu gerçeği açıklamama imkan yoktu. Daha sonrasında, bütün memleket gibi İzmir’in de ne kadar büyük ne kadar acı felaketlere uğradığını, elbette bilirsiniz.’’

M. Kemal ATATÜRK

‘’Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir! İleri!

M. Kemal ATATÜRK

Osmanlı İmparatorluğu, müttefik olarak Almanya’yla birlikte girdiği 1. Dünya Savaşını kaybetmişti. İtilaf Devletleri’yle (İngiltere, Fransa ve İtalya) Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kalmıştı. Bu anlaşmaya göre, değişik cephelerde yıllardan beri savaşmakta olan ordu, terhis edilecek ve silahlarını bırakacaktı. Bu anlaşma maddeleri, Osmanlı topraklarını İtilaf Devletlerinin işgaline de açık hale getiriyordu. Nitekim,20 Mart 1920 tarihinde İtilaf Devletleri İstanbul’u işgal etmeye başladılar. İşgal ne anlama gelmektedir? Gerek yönetimde, gerekse ülkenin zenginliklerinde söz sahibi olmaya başlamak ve yerine göre zorbalığa başvurmak! İşgalci kanun, hak hukuk tanımaz ki. Hele bu, İngiltete gibi sicili bozuk bir sömürgeci ise…! Padişah Vahdettin ve Sadrazam Damat Ferit çaresizdirler. O kadar ki!

Lütfen, şu sözlerin sahiplerine kulak verelim:

İngiltere Karadeniz Ordusu Komutanı Milne, Londra’ya şu telgrafı çekmektedir:’’VI. Mehmet, (Vahdettin)İngilizlerin, Türkiye’deki idareyi mümkün olduğu kadar süratle ellerine almasını istiyor.’’

Amiral Web’in mektubu:’’Padişah bizi buraya yerleştirmek istiyor.’’

Damat Ferit, Amiral Caltrophe’a:’’Padişah ve benim yegane ümidimiz, Allah’tan sonra İngiltere’dir.’’

Vahdettin ise, kendi eliyle yazıp, Damat Ferit aracılığıyla İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Carlthrope’a hitaben mektubunda, ‘’Osmanlı İmparatorluğunun 15 yıl boyunca İngiliz sömürgesi olmasınını’’ rica etmektedir.

İşte, Osmanlı Padişahı ve Sadrazamının kurtuluş reçeteleri böyledir. Akıllarına, başı dik, onurlu ve bağımsız bir Türkiye gelmez. Kimseye güvenmeyen Vahdettin de, ablasının kocası olan Damat Ferit’i ardarda sadrazamlığa getirir.

Sevr Antlaşması ise, biz Türkler’e sadece Orta Anadolu’yu bırakan, tarihin en yüz karası vesikasıdır.

Bu durumda, Mustafa Kemal için tek çıkar yol, bir an önce İstanbul’dan ayrılıp, Anadolu’ya geçmektir. Zaten onun aklında bir takım kurtuluş düşünceleri çoktan beri mevcuttur. Ve o meşhur sözünü söyler:’’Geldikleri gibi giderler!’’

O tarihlerde ise, Yunanistan’da ‘’Küçük Asya İmparatorluğu’’ hayalleri kurulmaktadır. Bu tam da İngiltere’nin Anadolu’yu işgal emellerine uygun düşmekte ve bunun sonucu olarak, 15 Mayıs 1919 tarihinde de Yunan Askerleri İzmir’i işgal etmeye başlamışlardır. Garipliğe bakın ki, Saray tarafından, işgalden bir gün önce İzmir valisine gönderilentelgrafta:’’Yunan askerlerine karşı konulmaması ve Ordunun kışlasından çıkmaması.’’ talimatı verilmektedir.

Fakat, 19 Mayıs 1919 günü, Çanakkale’yi geçilmez yapan Anafartalar Kahramanı M. Kemal Paşa, Samsun’a ayak basacak ve o gün güneş bambaşka doğacaktır. Bilindiği üzere, hiç zaman kaybetmeden Amasya, Erzurum ve Sivas’ta kurtuluş çareleri için kongreler toplayıp; halkta, işgallere karşı bir direniş bilinci oluşturulacaktır. Özellikle, İzmir’in işgalinin duyulmasından sonra Anadolu’nun pek çok yerinde zaten işgale karşı gösteriler başlamıştır. ‘’Vatan tehlikededir. Kurtuluşun çaresi, ancak milletin kendi kararı ve iradesiyle bulunacaktır. Bunun için de Ankara’da, halkın seçip göndereceği vekillerin oluşturacağı bir Büyük Millet Meclisi toplanması yönünde karar verilmiştir. Bilindiği gibi, 23 Nisan 1920’de Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin açılışı gerçekleşir. Meclisin içinden bir hükümet çıkarılacak ve düzenli bir ordu kurulacaktır. Zira, düzenli bir ordu olmadan, topyekün bir kurtuluş gerçekleştirilemez.

Anadolu yokluk ve yoksulluk içinde kıvranmaktadır. Ama bunlar mesele değildir. Mustafa Kemal’e sorarlar:’’Paşam, para yok!’’ ‘’Bulunur!’’ ‘’Ordu yok!’’ ‘’Kurulur!’’ Anadolu insanı bulup, buluşturur. Bir yıldan fazla süren kuruluş ve eğitim aşamasından sonra, ordu hazırdır. Ama bu geçen zaman içinde, su uyur, düşman uyumaz. Yunan askerleri neredeyse Ankara’ya varmak üzeredir. Neredeyse bütün Batu Anadolu istila edilmştir. Ama umutlar diridir. Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, 1.ve 2. İnönü Savaşları, Sakarya Savaşı ile düşmanı durdurmak için var gücüyle savaşmaktadır. Bu bir ‘’Ölüm kalım’’ savaşıdır. Parola:’’Ya istiklal, ya ölüm.’’ Tutsak olmaktansa, ölmek şarttır.

Ardından, 26 Ağustos 1922 günü, düşmana en büyük darbeyi vuracak olan Büyük Taarruzun hazırlıkları gizlilik içinde yapılır. 30 Ağustos 1922, bizzat M. Kemal’in önderlik ettiği Başkomutanlık Meydan Muharebesiyle, birkaç saat içinde Yunan ordusu darma dağınık hale getirilir. Cepheler yarılır, düşman arkadan kuşatılır ve binlerce esir alınır. M. Kemal o meşhur emrini haykırır: ‘’Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir! İleri!’’ 2 Eylül günü Uşak alınmış, Dumlupınar Meydan Savaşının ardından, Yunanistan Asya Ordusunun Başkomutanlığına getirilen GeneralTrikupis esir edilmiştir.

Bundan sonrasını, 9 Eylül 1922 günü İzmir Hükümet Konağı’nda şanlı bayrağımızi göndere çeken Yüzbaşı Şerafettin’in anılarının bir bölümünden okuyalım:

‘’Ordular! İlk hedefiniz Akdenizdir! İleri’’ emrini almıştık. Anlatılmaz bir hızla mesafeleri aşıyor, İzmir’e doğru uçuyorduk. Salihli’ye vardığımız zaman, kumanda ettiğim süvari bölüğü, hiçbir engel tanımadan İzmir’e girme görevini aldı. Akıncı süvari birliğimle İzmir yönüne ilerliyor, düşmanı kovalıyorduk. Kaçan düşman, köyleri kasabaları yakıyor, öcünü sivil halktan, kadından, kızdan, çocuktan alıyordu. Adım başı karşılaştığımız bu yürekler acısı manzara, hızımızı arttırıyordu.(...) Sabuncu Boğazından çıkar çıkmaz, bütün ihtişamıyla Akdeniz kıyısında uzanan İzmir’i gördük. Senelerden beri derin bir arzuyla özlediğimiz İzmir, şimdi gözümüzün önünde idi. Nihayet biraz sonra ona kavuşacaktık. Bu esnada heyecanımız artmış, gözlerimiz sevinç gözyaşlarıyla dolmuştu. Bütün süratimizle İzmir’e doğru koşuyorduk. Çok yerde dağınık Yunan askerleri görünüyordu. Ara ara, bağlardan bahçelerden ateş açılıyordu. Sokak aralarından geçerken, evlerden, şuralardan buralardan, tahmin ettiğimiz üzere üzerimize ateş ediliyordu. Aldırmadan ilerleyişimize devam ediyorduk. Bornova üzerinden Halkapınar’ı geçtikten sonra, Alsancak’a (o zamanlar Punta) girmeye karar verdik. Oradan Kordon’a çıktık. Dümdüz uzayan Kordon boyunca ilerledik. Atların nallarından çıkan sesler, denizin dalgalarına karışıyordu. Bir an önce Konak Meydanı’na ve Sarıkışlaya ulaşmak istiyorduk. Kordon’un ortasına geldiğimizde, kalabalığın arasından bir el bombası fırlatıldı. Bomba, atımın ön ayaklarının arkasına isabet etti. Zavallı hayvan karnı parçalanarak oracıkta can verdi. Ben iki yerimden yaralandım. Orada kaybedecek zaman yoktu. Hemen atımı değiştirip, müfrezemle beraber yolumuza devam ettik. Bir an önce, Hükümet Konağına varıp, şanlı bayrağımızı göndere çekmek istiyordum. Yol boyunca kalabalıklar vardı.(…) Nihayet Konak’a vardık. Ama kapılar kilitliydi. Müstahdemi aradık, bulamadık. Yan kapıyı kırmaya karar verdik. O arada, elinde bayrakla bir genç yaklaştı ve bayrağı bana uzattı. Süratle bayrağı aldım ve saygıyla öptüm. Yaralı olduğum için kanın bir kısmı bayrağa da bulaşmıştı. Hemen üst kattaki denize bakan balkona çıkıp, şanlı bayrağımızı göndere asabildiğim için, çok mutluydum…’’

Onun ardından, Yüzbaşı Zeki komutasındaki süvari birliği hemen yakındaki Sarıkışla’ya bayrağı çeker. (Bugün Sarıkışla yerinde yoktur.) Daha sonra da, Üsteğmen Arif ve Takım Komutanı Celal Bey ve Yedek Subay Besim Efendi ile beraber Kadifekale’ye bayrağı asmışlardır. Böylece, İzmir’in işgali sona erdirilmiştir. 1. Süvari Tümeni Komutanı Mürsel Paşa, bir Fransız Harp gemisinin telsiziyle, İzmir‘e girildiğini Ankara’ya bildirmiştir. Aynı gün, bütün gelişmeleri Belkahve’de takip eden M. Kemal Paşa, o geceyi Nif’te (bugünkü Kemalpaşa) geçirir. 10 Eylül günü, yanında İsmet Paşa ve Fahrettin Paşa’yla birlikte Hükümet Konağı’nın balkonundan, başarıyı millete maleden bir konuşma yaptı. İzmir’in kurtarılmasına en çok sevinen odur. Komutanlarla sohbetlerinde:’’Bu güzel şehre bir şey olsaydı, çok üzülürdüm.’’ Demekten kendini alamaz.

Ama, İzmir’i bir felaket daha beklemektedir. Bozgun ve yenilginin hıncıyla Afyon’dan beri geçtiği her yeri yakıp yıkan Yunan çapulcularının yaptığının aynısını, İzmir’li Rumlar yaparlar: kurtuluşun hemen ardından, bu şehirde yüzyıllardan beri Türklerle barış içinde yaşamlarını sürdüren Rumlar, İzmir’i ateşe verirler. Yangın üç gün sürer ve bu güzel kentin yarısına yakını yanar kül olur. Yıllardan beri severek gezdiğimiz, yıllarca Fuar kurulan Kültürpark da yanan yerler arasındadır.

18 Eylül 1922 gününe kadar sıkı takiplerden sonra, düşmanın tamamı sınırlarımız dışına çıkarılmıştır.M. Kemal 29 Eylüle kadar İzmir’de kalmış ve İzmir’liler onu çok sevmişlerdir. O kadar ki, 14 Eylül 1922 tarihinde. Belediyenin kararıyla kendisine ‘’Hemşehrilik’’ belgesi takdim edilmiştir.

Daha sonra imzalanan Mudanya Mütarekesiyle, Batı Anadolu’nu geri kalan kısmı da, Meriç Irmağı sınır olacak şekilde, savaşılmadan bütün düşmanlardan temizlenir.

İzmir’in kurtuluşu, sadece bir şehrin kurtuluş günü değil, bütün Türkiye’nin kurtuluşu demektir. Emperyalist elebaşıları ve onların uşaklarına, tarihin tanıklık ettiği en büyük darbenin vurulduğu gündür. Sevr’in yırtılıp atıldığı, Lozan’la da Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusunun kesinleştiği gündür.Dünyanın en haklı, en cesur, en onurlu ve en adil ilk bağımsızlık savaşının sona erdiği tarihtir. Bu öyle bir özgürlük ve bağımsızlık mücadelesidir ki, mazlum milletlere ışık tutmuş ve yol göstermiştir.Bu öyle kutlu bir gündür ki; Yunan ordusu, İzmir’i işgal ettiği gün, ‘’Zito Venizelos!’’ (zito:yaşasın) demeyen Türklere zulmediyorken, o gün ise bazı Rumların, ‘’Zito Mustafa Kemal Paşa’’ diye memnuniyetlerini dile getirdikleri bir gün olmuştur.

Başta Gazi M. Kemal Atatürk olmak üzere, onun yüce mücadelesini onurlandıran silah arkadaşlarını en derin saygılarımızla anıyoruz.

Kurtuluş günümüz kutlu olsun!

İbrahim Güleç

09 Eyl 2020 - 05:16 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?