Kahramanlarımızı saygıyla anıyoruz

Zafer Bayramı da bizim, Malazgir'te. HEPSİNİ KUTLAYACAĞIZ...

+12
Haber albümü için resme tıklayın

AVM’ler açıldı,
Ayasofya’da üç yüz elli bin kişi bir araya toplandı,
“Turizm canlansın” diye otellerin doldu, sahiller “iğne atsan yere düşmez” hale geldi,
15 Temmuz’da kutlamaların yapıldı,
O gün Anıtkabir ilaçlandı diye yasaklandı.
Açılış adında parti propagandalarına kısıtlama olmadı,
Ancak bu ülkenin, yoktan var edilmesinin en büyük kurtuluş savaşının kazanıldığı 30 AĞUSTOS ZAFER BAYRAMI'na pandemi nedeniyle kısıtlama geldi.
***
Böyle bir zaferin mutlaka kutlanması gerektiğini, öncelikle Şehitlik ve Gazilik kavramlarından ne anladığımızı anlatarak başlayalım. Anlatalım ki, kimler nelerini feda etmişler ne şartlarda etmişler anlaşılsın.
Şehitlik ve Gazilik kavramı Türk milletinin belleğinde yer etmiş olan anlamıyla, Kısaca vatan uğruna ölene şehit, bu yolda yara alana gazi denir. Birileri tarafından zaman zaman değişik şekillerde anlamlandırılsa da belleklerde bıraktığı iz budur.
Türk Dil Kurumuna göre ise, şehit: Kutsal bir ülkü veya inanç uğrunda ölen kimse. Gazi ise: ‘‘Müslümanlıkta düşmanla savaşan veya savaş yapmış kimse. Olağanüstü yararlıklar göstererek düşmanı yenen komutanlara devlet tarafından verilen onur unvanı. Savaştan sağ olarak dönen kimse.’’ Olarak anlamlandırılmıştır.
Şehitlik kavramı içine, Kutsal bir ülkü uğruna ölenlerin şehit sayılmalarının yanında, devrim şehidi, ülkü şehidi, demokrasi şehidi, görev şehidi vb. kavramlarda girmiştir. Şimdilerde ise ‘‘sivil şehitlik’’ gündeme oturdu. Bunun örneklerine bakıldığında, milletin belleğindeki tanımda bulunan vatan sözcüğünü göremiyoruz.
“Şehitlik” ve “Gazilik” zaman içinde o kadar sulandırıldı ki, farklı farklı tarifler ve uygulamalar icat edildi. Meclisten karar çıkartılarak “Şehit” ya da “Gazi” unvanı verilen siyasilere bile rastlanılabilmektedir. Aşağıda verilen birkaç kahramanlık örneğinden “Şehitlik ve Gazilik” kavramlarının ne kadar anlam yüklü olduğu çok açık görülebilmektedir.
Bu ülke için hiçbir kişisel hesabı olmadan vatan aşkıyla canını feda edenlerin kemiklerinin sızlamaması için 30 Ağustos Zafer Bayramı her yıl çok coşkulu törenlerle kutlanmalıdır.
Hiç şüphe yoktur ki; 26 Ağustos'ta başlayıp, 30 Ağustosta elde edilen en büyük Zaferimiz; Cumhuriyetimizin kuruluşundaki son destanın kaleme alınması ve noktasının koyulmasıdır.
Tarihimizde gurur duyduğumuz,Türk evlatlarının kahramanlık hikâyeleri çoktur. Hepsi de gururumuz ve onurumuz, tarihteki kahramanlarımızdır. Malazgirt de bizimdir, Cumhuriyette…
Ancak o kahramanlardan biri var ki, büyük bir imparatorluğun yerle bir edilişi ve yok oluşundaki küllerden yep yeni, çağdaş bir cumhuriyet kuran, isimli-isimsiz silah arkadaşlarıyla birlikte Türklüğün yeni dünyadaki yerini pekiştiren, kısa ömrüne “dünyaları” sığdıran Gazi Mustafa Kemal Atatürk‘tür. Hepsini minnet ve saygıyla anıyorum.
Bugün gelinen noktada; soyadını Atamızın verdiği Albay Reşat Çiğiltepe’nin adı, daha dün kadar yakın bir zamanda, Ankara-Mamak’taki ortaokuldan silindi. Okula, Milli Eğitim Vakfı'na bağışta bulunan ve vefat eden kitabevi sahibi Turhan Polat'ın adı verildi…Nereden nereye!…
Artık adım adım değil, koşar adımlarla tarihimize imha planları uygulanmaya çalışıldığı apaçık ortadadır.
23 Nisanda kulak ağrısı,
19 Mayısta baş dönmesi,
29’u grip olmayı bahane eden zihniyetin 30 Ağustos’u da yok sayması da doğal olsa gerek.
Biline ki; Kimilerinin düşündüğü gibi Zafer haftası arka plana atılacak bir destan değildir. 30 Ağustos’un harcı öyle bir karılmıştır ki, asla yok edilemez, edilemeyecektir.
30 Ağustos Albay Reşat Çiğiltepe’dir, Yörük Efe’dir, Şerife bacıdır, Tophaneli Cambaz Mehmet’tir ve daha nice isimsiz kahramanın dökülen kanları ve verilen canlarının ta kendisidir.
***
Kurtuluş Savaşı sırasında 57. Tümen Komutanı olan Albay Reşat Bey Büyük Taarruz sırasında “Afyon Çiğiltepe'yi yarım saatte alacağım'' diyerek Atatürk'e söz vermiş, ancak Yunan direnişi sonucu bu sözünü tutamayınca intihar etmişti. İntiharı duyunca “Büyük bir vatanseverdi'' diyerek gözyaşı döken Atatürk, Albay'ın ailesine Kırmızı Şeritli İstiklâl Madalyası ile “Çiğiltepe'' soyadını vermişti.
İşte Atatürk’le yapılan o son konuşma:
27 Ağustos 1922. Yunan Ordusu Çiğiltepe'de. 57'nci Tümen Komutanı ise Albay Reşat. Düşmanla savaşırken Atatürk ile Albay Reşat arasında gözyaşlarına boğduran bu son konuşma geçti.


Saat 10.30
*Atatürk: Reşat Bey, bu önemli tepeyi ne zaman alacaksınız?
*Albay Reşat: Komutanım, yarım saat sonra alacağız.
Saat 10.45
*Atatürk: Düşmanın halen direndiğini görüyorum.
*Albay Reşat: Mutlaka alacağız.
Saat 11.00
*Atatürk: Reşat Bey'i istiyorum.
*Albay Reşat’ın Emir eri: Komutanım Reşat Bey tepeyi alamadığı için intihar etti.
Saat 11.45
Atamızın telefonu çalar: “Çiğiltepe alınmıştır komutanım. Yüzlerce ölüsünü bırakan düşman Sincanlı Ovası'na doğru kaçmaktadır, arz ederim.”

TOPHANELİ CAMBAZ MEHMET

Ailesi ve çocukluğu hakkında bilgi yoktur. İstanbul Tophane’de büyür. Tulumbacılıktan gelmedir. Çanakkale’de Mustafa Kemal’in askeridir. Gözü pekliği ve gösterdiği yararlıklar nedeniyle bizzat Mustafa Kemal tarafından çavuş rütbesi verilir. Adı Mehmet’tir, Tophaneli Cambaz Mehmet .
İstanbul işgal kuvvetlerinin eline geçince gizli yurtsever oluşumlar içinde yer alır. Atak ve iş bitiricidir. 1918 yılında Mustafa Kemal onu Şişlideki evine çağırır gözü pekliği, cesareti ve pratik zekasıyla tanıdığı Tophaneliye, Anadolu’ya cephane kaçırma işini verir ve “göreyim seni Cambaz Mehmet” diyerek ayrılırlar.
İstanbul’da Mim Mim Grubu, kuruluşunda Enver Paşa ve Talat Paşa'nın da rolünün bulunduğu, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin resmen tanıdığı bir istihbarat grubu vardır. Asıl adı Müsellâh Müdâfaa-i Milliye'dir ve baş harfleri olan "M. M."nin Osmanlıca alfabedeki okunuşu olan "Mim Mim" kısaltmasıyla tanınmıştır. Tophaneli Cambaz Mehmet, bu gurup içinde örgütlenerek işgal kuvvetlerince el konulup depolanan silahların Anadolu’ya kaçırılması görevini yerine getirmek için planlar yapar ve ekibini kurar.
Tophaneli, İstanbul’un tüm hırsız ve yankesicilerini göreve çağırır, sonra da açıklar:
“Depolardan silah çalma işini üzerime alıyorum. İstanbul’un bütün tanınmış hırsızları, yankesicileri benim emrimdedir. Bu insanlar hırsızdır, yankesicidirler ama aynı zamanda sizin kadar, benim kadar vatanseverdirler” der.
O sıralar Anadolu’da Türk ordusu büyük taarruza hazırlanmaktadır. Bunun için çok fazla silah ve cephaneye ihtiyaç vardır, ihtiyacı karşılayacak depolar ise işgal kuvvetlerin sıkı koruması altında bulunmaktadır.
İlk olarak İngilizlerin koruması altında bulunan Maçka kışlasından silahları boşaltmak için arkadaşlarıyla birlikte dâhiyane bir plan yapar: “depo tünel kazılarak boşaltılacaktır.”
Büyük bir gizlilik içinde ustalıkla tünel kazılarak cephanelik içten içe boşaltılır, boşalan cephane sandıklarının içine de toprak doldurulur ki şüpheyi geciktirerek zaman kazanılsın. İngilizlerin ruhu bile duymadan depo boşaltılır.


İkinci hedef Rami kışlasıdır. Bir gece yarısı Fransızların gözü önünde Fransız askeri üniforması giymiş Topkapılının adamları tarafından tereyağından kıl çeker gibi bütün depo boşaltılır ve süratle Anadolu’ya sevk edilir.
Büyük zafer tamamlanmıştır ve Topkapılı Cambaz Mehmet’e BMM’nin 24 Haziran 1923 tarihli oturumunda oybirliğiyle 1500 lira maaş bağlanır.
Ancak o;
“Ben bir şey yapmadım. Vatanım için, Mustafa Kemal Paşam için üzerime düşen görevi yerine getirmeye çalıştım. Hizmetleri gerçekleştiren arkadaşlarımdır. Ben buna layık değilim. Hayır, bana bunu yapamazlar, hemen gidin ve aylık iradı [maaşı] Hilal-i Ahmer’e(Kızılay) devir muamelesini yapın” diyerek kabul etmez.
Topkapılı 1932 yılı Haziran ayında öldüğünde İstiklal madalyasından başka devletinden kabul ettiği bir şeyi yoktu. ***

BİGALI MEHMET ÇAVUŞ

Bulgaristan’ın Filibe kentinde doğmuştu. Ailesiyle birlikte 93 harbinde Anadolu’ya göç ederek Biga’ya yerleşirler. Bigalı Mehmet çavuş olarak bilinir.
Mehmet çavuş, Gelibolu savaşlarında topçu birliklerine katılarak İngilizlerle savaşır. Gözü pek vatansever bir askerdir. Seddülbahir’deki topçu bataryaları Osmanlı tarafından boşaltılınca Mehmet Çavuş emrindeki ekiple birlikte Seddülbahir Hisarına konuşlanır. Burada zırhlılarından karaya çıkmak isteyen düşman kuvvetlerine amansız ve çetin savunma yapar. Cephanesi biten Mehmet çavuş, tüfeğini parçalayarak düşmana fırlatır, devamında da taş atarak savunmaya çalışır. Bu arada başından ve sağ göğsünden yaralanarak düşer. Arkadaşları onu fark edince düşmana var gücüyle ateş açarak mücadele ederler, karaya çıkanlarla da süngü ve kılıçla amansız bir boğuşma olur. Bu direniş karşısında düşman zırhlılarına geri dönmek zorunda bırakılır.
Bu zaferden sonra Mustafa Kemal Mehmet çavuşun ödüllendirilmesi ve madalya verilmesini için Başkomutanlığa bir yazı gönderir.Bunun üzerine Başkomutan yardımcısı Enver Paşa Çanakkale’de tedavi olan Mehmet çavuşu ziyaret ederek onu Harp Madalyası ile ödüllendirir.
Türk askerine “Mehmetçik” adının verilmesi Mehmet çavuşun bu kahramanlığından kaynaklandığı söylenmektedir.
Mehmet Çavuş, orduda toplamda on altı yıl görev yaptı. Daha sonraları Çanakkale'nin Biga köyünde mütevazı bir hayat yaşadı; para için değil, ülkesi için savaştığını söyleyerek mali yardımı reddetti. 3 Şubat 1964'de 86 yaşında öldü ve karısının köyündeki mezarının yanına gömüldü.
***

RİZELİ İPSİZ RECEP

1862 yılında Rize'de doğdu. Yelkenlisiyle Zonguldak üzerinden kömür taşımacılığı yaparken işlerinin bozulmasıyla eşkıyalığa başlamış, Kandıra civarında Müslüman halka zulmeden Rum çetelerine karşı Kuvayı Milliye saflarında başarıyla karşı koymuştur. İpsiz Recep diye bilinir.
Bir düşman gemisini teslim alarak kaçırmayı başarınca Ankara hükümeti tarafından Milis yüzbaşı olarak onurlandırılmış ve düzenli orduya katılmıştır. Yunan ordusuna karşı savaşarak büyük başarılar elde etmiştir. Kendisine verilen İstiklal madalyasını geri çevirerek "Ben madalya için değil milletim için savaştım" demiştir.
Bu kahraman vatan evladı 1928 yılında ölmüş ve vasiyeti üzerine Karasu’ya defnedilmiştir. ***

YÖRÜK ALİ EFE

Yörük Ali Efe, Kurtuluş Savaşı sırasında düşmana ilk darbeyi vurmak suretiyle Aydın yöresinde düşman kuvvetlerinin ilerlemesini durdurmuş olan efedir.


Yörük Ali, 19 yaşına geldiğinde, Aydın dağlarında dolaşan Alanyalı Molla Ahmet Efe'nin grubuna katılmak için ağır bir sınavdan geçirilerek gruba alındı. Kısa zamanda Efe'nin ve tüm zeybeklerin güven ve sevgisini kazanarak grupta ikinci adam konumuna yükselir. Alanyalı Molla Ahmet Efe'nin bir baskın sırasında ölmesi üzerine Yörük Ali Efe olarak grubun başına geçer.
Dört yıldan fazla dağlarda dolaşan Efe, bu süre içinde daima ezilenin, mağdur edilenin, güçsüzün yanında olarak halk tarafından da çokça sevilir, itibar ve destek görür.
1919 senesinde grubu ile birlikte dağdan indiği sırada Yunan ordusu İzmir’i ardından da Nazilliyi işgal etmiştir. Yörük Ali Efe, Kıllıoğlu Hüseyin Efe ve bazı arkadaşları ile birlikte Aydın ilinin Çine ilçesi Yağcılar köyünde toplanarak 16 Haziran 1919 tarihinde Sultanhisar ve Atça arasındaki Malgaç deresinin üstünden geçen Malgaç demiryolu köprüsü yanındaki Yunan kara-koluna baskın yapar, bu baskın sonunda tüm karakolu imha etmeyi başarırlar. Bütün cephane ve silahlara el konulur. Sonucunda düşmanın yenileceğine dair inanç alevlenir ve yöredeki insanların mücadele gücü artar.
Bu başarıdan sonra 7. Tümen kumandanı Miralay Şefik Aker'in başkanlığında kurulan halk meclisinde oy birliğince alınan karar uyarınca Yörük Ali Efe'ye Aydın'ın kurtarılması emredilir. Emrindeki kuvvetlerle birlikte Aydın geri alınır. Böylece düzenli ordu kurulana kadar yirmi aylık bir süre düşman kuvvetlerinin Aydın kanadından Anadolu içlerine ilerlemesi engellenmiş olur.
Daha sonra Yörük Ali Efe, emrindeki savaş deneyimi çok iyi olan büyük bir grubu ile birlikte TBMM Ordusu'na katılır ve Milis Miralay rütbesiyle Millî Aydın Cephesi Komutanı olarak atanır. Savaş sonunda da başarılarından dolayı TBMM tarafından Kırmızı şeritli İstiklâl Madalyası ile ödüllendirilir.
Alçak gönüllü ve kahraman bu vatan evladının kullandığı şu ifadeye bir bakarmısınız?
“Bazı kimseler savaş zamanında yapılan işlerin birçoğunu bana ve başkalarına mal ederler. Bu yanlıştır. Bir kişinin, beş kişinin böyle büyük davalarda ne ehemmiyeti olur ki? Gönlünde vatan muhabbeti taşıyan her vatansever o günlerde bizim gibi düşünmüş, bizim gibi duymuş, ondan sonra da bizimle beraber olmuştur. Millî mukavemette aslan payını kendine ayırmakta hata vardır. Bir elin sesi olur mu ki? „
***

KASTAMONULU ŞERİFE BACI

Seydiler Kastamonu’da doğdu. On altı yaşında evlendirilmiş bir köylü kadınıydı ve öldüğünde 20’li yaşlarının başlarındaydı Şerife Bacı. Birinci Dünya savaşı patlak verince kocası askere alınır, altı ay sonra da ölüm haberi gelir, o şimdi yapayalınız bir şehit eşidir.
Genç ve güzeldir, yalnız yaşaması yakışık almaz diyen köyün yaşlıları, onu gazilerden Topal Yusuf ile evlendirdiler.
Üç yıl sonra Şerife Gelin’in bir kızı olur ve adını Elif verirler. Elif anasını emiyor, o emdikçe Şerife Gelinin sütü artıyordu. O günlerin salgın hastalıkları yüzünden anası ölen, yetim kalan, süt ememeyen hangi çocuk varsa, Şerife Gelin’e getiriyorlar; köyün yetimlerini hep o emziriyordu. Doğal olarak da bu köyde yetimlerin tamamı sütkardeşi, Şerife Gelin de onların sütanası oluyordu...
Bir akşamüstü köyde tellalın sesi duyuldu: “Eyyyyy ahali! Duyduk duymadık demeyin. Cuma günü her haneden bir kağnı, İnebolu’ya yük taşımak üzere gidecektir...”
Deniz yoluyla İnebolu’ya getirilen cephane ve top mermilerinin cepheye taşınması için Şerife bacının köyüne ve çevre köylere görev verilmiş. Her evden bir kişi bu görev katılacaktır. Kocasının bir ayağı olmadığı için Şerife bacı yükler kağnısını ve yanında da kimselere bırakamadığı küçük Elifini alarak yola çıkar.


Tarih, 1921 yılının Aralık ayını gösterir. Birdenbire bastıran kar yolları kaplar o yoluna inatla devam eder. Şerife Gelin, İnebolu çıkışında kağnıyı durdurur. Oraya kadar sırtında taşıdığı kızı Elif için top mermilerinin arasında bir yer ayarlar, tek korunma aracı olan yün yorganını da top mermilerini ve kızını yağıştan korusun diye, üzerlerine örter. Elleri uyuşmakta, uykusu gelmektedir. Bir müddet ellerini ovuşturarak ısınmaya çalışır ama şartlar çok acımasızdır, kağnının üzerine çıkar.
Sonunda ne mi olmuştu? Şerife bacı soğuktan donarak ölmüş ancak cephane kurtarılmış, Kastamonu’ya ulaşmıştır.

Refazettin Çığır 

30 Ağu 2020 - 06:55 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?