İzciliğin püf noktası

 “Ortaokula başlayacak torunum izciliği düşünüyor. Anası babası da seçimlerine karışmaz. Ama kararsız kaldı. Bize sordu. Ailede izci yok.Neler söyleyebilirsiniz bize?”.

+13
Haber albümü için resme tıklayın

DAİMA HAZIR

 “Hoşgeldin. Bu komşum Yiğit.”.

 “Memnun oldum.”.

 “Kusura bakma. Hemen konuya girelim. Zamanını almayalım. Sen izciydin. Yiğit izcilik hakkında soracak.”.

 “Ortaokula başlayacak torunum izciliği düşünüyor. Anası babası da seçimlerine karışmaz. Ama kararsız kaldı. Bize sordu. Ailede izci yok.Neler söyleyebilirsiniz bize?”.

 “Size neler söyleyebilirim… Yeterince uzun. Ancak sabrınız kadar kısa?. İzcilik çocuğa neler kazandırabilir…  Ancak çocuk, diyeceklerimin bire bir ayırdında değildir. Bir süre sonra davranışlarındaki değişikliklerden anlaşılabilir. İleride kendisi de söyleyeceklerimi anlayacaktır.

 Dört şey kazandırabilir. Özgüven, yaratıcı olabilmek, doğa ve vatan sevgisi.

 Takım çalışmasıdır İzcilik. Biz bilincini aşılar. Çocuk hep birlikte davranarak başarının geldiğini görür. Ve o başarının bir parçası olduğunu anlar.

 Sorumluluk almayı ve duymayı öğrenir. Kendisine güvenildiğini gördükçe de kendisine güveni artar. Bir işin kuralarına uyarsa başarabileceğini öğrenir. Veya bir işte başarı için yeni kurallar arayabileceğini ve yaratabileceğini öğrenir. Yakınmaz.

 En etkin ve en kolay uygulanabilir çözümü arar. 

Tek başına da olsa başarabileceğini görür. Çekingen pısırık olmaz. Kendisini ezik hissetmez. Nerede ne zaman konuşulacağınıöğrenir.

Dünyanın sadece kentlerden, kasabalardan, köylerden oluşmadığını öğrenir Dünyada başka canlıların olduğu kuru sözde kalmaz.”.

Doğa ve canlılar

“Şey… Sanırım Afrika ovalarında aslanların arasında izcilik yapılmaz. Şaka şaka. Sen anlat”.

 “Kutuplarda olmaz.  Unutma ?. Doğadaki canlıların da yaşam hakkı olduğunu öğrenir. Doğanın canlılarına eziyet etmez. Kamp kurduğu alanın yurdu, vatanı olduğunu da işler izcilik. Yurduna, vatana sahip çıkmayı aşılamaya çalışan etkenlerden biri olmuş olur sonuçta.”.

“Hımmm. Demek ondan özgüveni, yaratıcı olabilmeyi, doğa ve vatan sevgisinin tohumlarını atıyor diye tanımlanıyor.”.

 “Evet öyle. İstanbul’un en eski okulu Davutpaşa Lisesi’nde okudum. 1485’te kurulmuş. İzciliği Beden Eğitimi Öğretmeniz Tahsin Aksü kurmuştu. Adına da Çanakkale Savaşı’ndın gidişini belirmeyen Anafartalar Zaferi’i nedeniyle Anafartalar dedi. Ben de izciliğin neler kazandırdığını büyüdükçe yaşadıkça anladım.”.

 “Yani torun da yaşarken öğrenecek ve anlayacak, diyorsun.”.

 “Evet. İlk andımızı öğrenmekle başlamış olacak;

‘Tanrıya, vatanıma karşı vazifelerimi yerine getireceğime, izcilik türesine uyacağıma, başkalarına her zaman yardımda bulunacağıma, kendimi bedence sağlam fikirce uyanık ve ahlakça dürüst tutmak için elimden geleni yapacağıma şerefim üzerine and içerim.’.

Andımız her ülkede aynıdır. İzcilik simgesini

  

bilirsiniz. Her ülkede Tanrı – Onur – Vatan demektir.

“Türe ne demek?’

 “Amaçlanmış kurallara uygunluk.”.

 “Hangi amaçlar?”.

 “Sözünü tutmak. Onurundan ve kişiliğinden öden vermemek. Yurduna, milletine, ailesine bağlılık. Başkalarına yardımcı ve yararlı olmak. Herkesi arkadaş olarak görmek. Herkese nazik davranmak. Doğayı sevmek ve korumak.  Büyüklerini sözünü dinlemek, küçükleri sevmek ve korumak. Cesur olmak. Hep gülümseyebilmek. Tutumlu olmak. Dürüst olmak. Böylelikle…”.

 “Böylelikle… çocuğun toplumla uyum sağlamasına katkıda bulunuyor.”.

 “Sözümü çaldınız ?.”.

 “Ödünç aldım. İlk fırsatta geri vereceğim ?. Kamp yaşamını biraz canlandırır  mısın?”.

 “Anlattıklarım kamp yaşamında uygulamalı olarak görelim.

 İzcilik

doğa ile iç içedir. Ama bu doğa çocuğun yani insanın da içerisinde olduğu doğadır. Doğayla insanın yürekte sevinçle bütünleşmesidir.  

İzcilik kişinin kısıtlı aygıtlarla kendi becerileriyle doğadakalmasını öğrenmesini amaçlar. Kampa gidiyorsunuz. Sırt çantanızda bıçak var. Balta var. Tava ve birkaç şey daha olabilir. Çadırınız var. Battaniye var. Gece yatmak için önce çadır kurmalısınız. Nasıl kuracaksınız?”.

 “Bilmiyorum?”.

 “Çadırı şöyle kuracaksınız…….

 

 

Çadırı kuracak oldukça düz bir zemin bulacaksınız. Dalları baltayla kesip bıçakla yontacaksınız. Dört kazık yapacaksınız.Kazıklardan birini çapraz ve derinlemesine toprağa baltayla çakacaksınız. Çadıra bağladığınız ince halatıcamadan veya açık kazık ile bağlayacaksınız.”.

 “Onlar ne? Hiç duymadım.”.

 “Gemici düğümleri. İzcilikte de gemici düğümleri kullanılır.”

  

“Neden?”.

 “Gemici düğümleri kördüğüm gibi bağlanmaz. Hem sağlamdır hem kolay çözülür. Çadırı kurduk. Acıktık. Yemek? Doğada mutfak var mı? Yok. Ateş yakacaksın. Doğada kibrit yok. Çakmak yok. Dalı kesersin. İnce halatla yay yaparsın.

 

 

 Oldukça düz bir sopayla yakmak istediğin odun üzerinde hızla döndürürsün. Odun ısınır ısınır alev alır.

 

Sonra da pişirirsin yemeğini. Veya böyle de

 

pişirebilirsin. Pusula ile yönünü bulmayı öğrenirsin.

 

Ya pusula bozulursa. Karınca yuvalarına bakarsın. Karınca yuvalarının çıkışı hep güneyi gösterir.

 Diyeceğim şu: En zor koşullarda eldekilerle yaratıcı olup yaşamını sürdüreceksin. Daima hazır olacaksın.”.

 “Yani torunum bütün bunları izcilikte öğrenecek.”.

“İzcilik yaşama uyumun temellerini atmış olacak. Yaşamında pişecek, olgunlaşacak.Ve dahası. Sorunlarda yakınıp durmayıp, hep çözüm arayan gözle bakacak. Çözüm arayıcı anlayışta olacak. Kendi yaşamımdan iki basit örnek vereceğim. İlker, Yiğit’e İtalyanca rehberlik yapmış olduğumdan söz ettin mi? Etmedin. Peki.

Gezdirdiğim turistlerin içinde iki emekli çift vardı. Torino’daki adreslerini verip, ‘gelirsen bekleri’ dediler. İtalya’ya gidince uğradım. Almanya’dan arkadaşları Türk çayı getirmiş. Semaver almayı unutmuşlar.

Sordum: ‘İki tencere var mı?’

 

Varmış. Tencerelerden birini demlik, ikincisini çaydanlık olarak kullandım. Çünkü birinintabanı diğerinin ağız bölümüne oturur.

İkinci örnek. Geçtiğimiz ay bir işlem için dört beş günlüğüne hastaneye yattım. Dört yıl önce yemekler çelik evyede verilirdi. Çatal bıçak kaşık da. Gitmiş çelik evye, gelmiş kullan at köpük evye. Yemeklerde kullan at plastik kaşık. Yatacak hastamlar evlerinden getiriyormuş. Nereden bilebilirdim? Aklıma mı gelirdi?

 Muhallebiyi, pelteyi, sütlacı kaşıksız getiriyorlar. Sütlaç geldi. Kaşık yok. Öğle arası olarak süt gelmişti. İçtim sütü. Açtım kapağını sütlacın. Sütlacı sütü içerken içtiğim kamışla içtim.

  

Ve öyle sanıyorum ki çiğnemesinde bir tıbbi sorunu olmadan, bir garip rekoru ilk kez ben kırdım. Ve tarihe geçtim.

 

Sonuçta şunu demek istiyorum:

 

HER KOŞULDA YAŞAMI SÜRDÜRMEK

ANLAYIŞI İZCİLİĞİN PÜF NOKTASIDIR.”

 

* * *

  Murat Tepebaşılı

04 Ara 2019 - 18:13 İzmir- Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?