Kaybettiğimiz yıllar…

Yaşam akıp gidiyor, oysa insanlık ve insanlar yerinde sayıyor sayılır. Açlıktan ölenlerin olduğu bir dünyada, insanlar arasında eşitliği sağlamak hiç mümkün olmayacak ama yine de arayışlardan vazgeçmemek gerek. Belki asırlar sonra, eşitliğe “bir milim” daha yaklaşılabilir, o bile bir şeydir. Belki o dönem geldiğinde devletler, halklar bir milim eşitlik sağlandı diye şölenler yapabilirler, bilemeyiz.   …

Yaşam akıp gidiyor, oysa insanlık ve insanlar yerinde sayıyor sayılır.

Açlıktan ölenlerin olduğu bir dünyada, insanlar arasında eşitliği sağlamak hiç mümkün olmayacak ama yine de arayışlardan vazgeçmemek gerek.

Belki asırlar sonra, eşitliğe “bir milim” daha yaklaşılabilir, o bile bir şeydir.

Belki o dönem geldiğinde devletler, halklar bir milim eşitlik sağlandı diye şölenler yapabilirler, bilemeyiz.

Bizim ülkemize gelince.

Bu ülke dünyada “Kendi kendine yeten yedi ülkeden biri” iken, sıralamada yerini kaybetti ve çok gerilere gitti güzel Türkiye’m.

Oysa kendi kendine yeterlik iyi kullanılsaydı, geleceğe yönelik isabetli planlar yapılsaydı, mevcut kaynaklar güzel değerlendirilseydi, halkımız arasındaki paylaşımda eşitliğe doğru olumlu şekilde yol alabilirdik.

Olmadı, geride bıraktığımız 16 yıl ne yazık ki iyi değerlendirilemedi, hatta çarçur edildi.

Ve halk zenginleşiyoruz illüzyonu ile daha da fakirleşti.

İşin kötüsü fakirleştiğimizi kabul edenlerin sayısı giderek azaldı ve azalmaya da devam ediyor.

Körleşme dönemine girdik adeta.

Bize gösterilenlere, anlatılanlara, gözümüzün içine baka baka içimize akıtılan yalanlara rağmen hala büyümekte olduğumuzu sanıyoruz.

Rakamlar ortada oysa.

Ama bu gerçek rakamları göremiyoruz. Çünkü göstermiyorlar, gösteremiyorlar.

Göremeyenler, görmek istemeyenler mutlu nedense.

Yalanı doğru kabul edenlerin sayısı artıyor.

“Dibe gidiyoruz” diyenlere karşı büyük çoğunluk “zirvedeyiz” diye nara atıyor.

Somut rakamlar ortada.

Onların rakamlarına inanılıyor.

Her şey ortada deniyor.

Oysa “kapalı” bir devlet var ortada.

16 yıldır devletin içindekileri gören, doğru teşhis eden yok, yorumlayabilen yok, ciddi şekilde eleştirebilen yok.

Hesap verilebilirlik zorunluluğu kimsenin umurunda değil.

Tek kişi ne diyorsa o doğru kabul ediliyor.

Kabul edenlerin sayısı, tek adama inananların sayısı giderek artıyor.

“Cahiliye Dönemi”ni mi yaşamak istiyoruz, anlamak zor.

Anladığımız sanırım cahilliğin iyi bir şey (!) olduğuna inananların sayısının artışmış olması.

Cahillik mutluluk mu getiriyor ne?

Anlamak mümkün değil.

31 Ara 2018 - 13:55 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?