LEYLA HİCRAN (Öykü -3 / 4 -)

Fatma pencereye çıktı: “ Bre uçkursuz!” diye sövdü oğluna. Çünkü Harun bir yandan bıçağı bilerken, öte yandan ağza alınmayacak küfürler savuruyordu. Ya anası bu kadını kabul edecekti, ya da bir bir doğrayacaktı hepsini. Hatice tir tir titriyor, Leyla’yı sinir tutmuş gülüyordu.

3
Harun hık demiş Fatma’nın burnundan düşmüştü. Bir oğul anasına bu kadar benzer mi? Benzermiş işte! Esmer, uzun boylu, simsiyah parlak saçlar ve inci gibi dişler! Erkenden sakalı, bıyığı da çıkmıştı. Evin ilk çocuğu olmak zor! İlk çocuklar böyle sinik mi yetişir? Harun yavaş bir insandı, ye demezsen yemez, yat demezsen yatmazdı.
“ Her şeyi bana benziyor!” derdi Fatma! ” ama huyu başka!”
Çok doğruydu, Fatma sırası geldiğinde bir kaplan kesilirdi. Kendi haklarını pek savunamazdı ama hele çocuklarına birisi bir şey yapsın, az çocuk pataklamamıştı bu yüzden. Mahalledeki Türk kadınları olsun, Rum kadınları olsun çekinirlerdi ondan.
Harun biraz palazlanınca, tüm kızların ilgisini çekmeye başladı. Bir akşam eve geldiğinde, daha on yedi yaşına yeni basmıştı, çekildi bir köşeye oturdu.
“ Hadi bakalım!” dedi Fatma. “ Herkes sofraya!”
Leyla sofra bezini sermiş, Hatice kasnağı yerine koymuştu. Daha sonra siniyi getirdi Fatma:
“ Aa!” dedi, “ yüz defa söyletmeyin, hadi sofraya!”
Harun gelmiyor, pencerenin önündeki kırmızı şiltenin üzerine çökmüş dışarıya bakıyordu.
“ Bre Harun!” dedi Fatma, “ duymaz mısın? İki saattir sofraya derim size!”
Harun duymaz, başını çevirmez, yeni çiçek açmış badem ağaçlarına bakardı.
Koştu Fatma, oğlunun önüne çöktü. Leyla, Mehmet, Hatice sininin çevresine oturmuşlar, bir ellerinde kaşıklar Harun’a bakıyorlardı.
Harun ağlıyor, bir bir diziyordu gözyaşlarını siyah kirpiklerine!
Yüreği oynadı Fatma’nın:
“ Bre çocuğum!” dedi, elini uzatıp saçlarını okşadı. “ Neyin var çocuğum?”
Daha da ağlar oldu Harun. O sessiz, o istese de isteğini hiç isteyememiş ilk çocuk, ilk oğul!
Harun Fatma’nın dayanağıydı. Ne zaman başı sıkışsa:
“ Oğlum var!” der, içine su serpilirdi. “ Aslan gibi oğlum var, bizi her tehlikeden korur. Leyla var, Mehmet var, sen de varsın değil mi küçüğüm, Hatice’m!”
Bütün ısrarlara karşın, Harun bir şey demedi. Çabucak toparlandı, sildi gözlerini sofraya oturdu. Leyla sanki bir şeyler biliyordu. Hiç meraklanmamış, hatta biraz da gülümsemişti
Ertesi sabah çocuklar işe gittiğinde Fatma Leyla’yı sıkıştırdı:
“ Sen biliyorsun!” dedi. “ Sen hiç üzülmedin!”
“ Aman Nine!” dedi Leyla. Annesine Nine derdi, neden Nine derdi? Bir seferinde sordum:
“ Anne, neden annene Nine diyorsun?”
“ Bilmem!” dedi. “ Babam da annesine Nine derdi!”
Anneannem söze karıştı:
“ Çünkü!” dedi, “ babanın annesi erken ölmüş, babanı Nine’si büyütmüş. Siz de ondan görerek bana Nine dediniz!”
“ Aman Nine!”
“ Amanı mamanı bırak da çıkar ağzındaki baklayı. Sen bir şeyler biliyorsun!”
“ Ben mi?”
“ Sen!”
“ Nereden anladın?”
“ Soru sormayı bırak da söyle, nesi var bu çocuğun?”
Leyla güldü:
“ Bre Nine!” dedi, “ hiç mi anlamıyorsun? Oğlan aşık oldu, aşık!”
“ Kız sen neler söylüyorsun?” diye bir ses patlattı Fatma. “ Kim aşık oldu, kime aşık oldu, hem o kadar büyüdü mü bu çocuk?”
Fatma da bütün anneler gibi bir anneydi. Çocuklarındaki gelişimi ne görüyor, ne de anlıyordu. Üç gün sonra kalktı Harun’un çalıştığı marangozhaneye gitti. Harun bir eve kapı pencere takmaya gitmişti. Ustasına sordu:
“ Bre Vasili!” dedi, “ bizim Harun’da bir başkalık sezer misin?”
“ Hah!” dedi Usta. “ Tam ben de sana gelecektim. Geçen gün az kalsın parmaklarını doğrayacaktı. Dalgın, son günlerde çok dalgın bu çocuk. Konuşturayım dedim, konuşmuyor. Bakıyor ama görmüyor!”
Koştu eve geldi Fatma, Leyla’nın üzerine yürüdü:
“ Söyle, yoksa fena yaparım!” diye bağırdı.
“ Aaa!” dedi Leyla, “ ne bileyim ben? Şey diyorlar, Sofiya ile diyorlar!”
“ Kim Sofiya kız?”
“ Kasap Hiristo’nun kızı!”
Fatma biraz düşündükten sonra avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı:
“ Sofiya mı? Allah cancağızını alsın! Kız o Harun’dan büyük değil mi? Hem büyük, hem de yemediği nane kalmadı. Hiç mi akıl yok bu çocukta?”
Akşam kıyamet koptu! Harun sesini çıkarmadı ama o geceden sonra eve uğramaz oldu. Fatma’nın her derdine koşan Peder Dimitri:
“ Öfkeyle sorun çözülmez!” dedi, “ oğlunu istiyorsan onu anlamalısın. Ona her zamanki sevginle yaklaşarak, doğru bildiğini anlatmalısın. Böyle senin yaptığın gibi hiçbir yere varılmaz. Yanlış da doğru da insanlara özgüdür. Senin yanlış dediğine bir başkası doğru diyebilir!”
“ Ah!” diye inledi Fatma. “ İyi hoş da, bu sözler bana oğlumu getirmiyor!”
“ Yöntemini değiştir Fatma!” dedi Peder. “ Onu anlayarak yaklaş çocuğuna. Kızıp bağırarak değil, anlayarak! Göreceksin o zaman sana dönecek!”
Harun yine de Fatma’nın hüneriyle dönmedi eve. Bir akşam Sofiya’yı eve bırakmış marangozhaneye dönerken, üç beş Rum delikanlısı yolunu kesti. Uzun boylu olanı bir tokat attı yüzüne:
“ Bir daha seni o kızla görmeyeyim!” dedi. “ O benim karım olacak!”
Koştu Harun, Sofiya daha yatmamıştı, kapıyı çaldı:
“ Ne var?”
Anlattı olanı biteni, Sofiya:
“ Doğru!” dedi. “ Yarın annesi babası gelip beni isteyeceklermiş!”
“ Sen ne diyeceksin?”
“ Ama onlar çok zengin!”
Koştu eve geldi. Fatma onu kapıda görünce gözlerine inanamadı, sarıldı, öptü. Harun bir şey demedi, gidip yatağına yattı ve on gün sonra çıkabildi yataktan. On gün ateşler içinde yandı, ter döktü, ağladı.
Ah! Bu insanın ne ilk yenilişiydi, ne de son dirilişi!
Şans mı, tercih mi? Harun’un kısmetine hep hafif kadınlar, uçarı kızlar çıkıyordu. Sanki kendisindeki yavaşlığı yerinde duramayan, hoppa kadınlarla gidermeye çalışıyordu. Harun’un son ahmaklığı, ‘ Fatma böyle diyordu!’ Anadolu’ya göç ettikten sonra Çeşme’de oldu. Bu kez feleğin çemberinden geçmiş, dul ve iki çocuklu bir kadına tutulmuştu. Gece gündüz kadının evinden çıkmıyor, bütün kazancını ona yediriyordu. İyi güzel de, bir gün:
“ Ben evleneceğim!” diye tutturmasın mı? Fatma:
“ Bre salak oğlum!” diye karşı durdu. “ Gör hangi hevesini göreceksen de, evlenmesi nereden çıktı?”
“ Çocuğumuz olacakmış!”
İşte o zaman Fatma küplere bindi:
“ Çabuk çık buradan!” diye bağırdı. “ Git söyle o kaltağa ya düşürsün, ya da sor bakalım: ‘ Bu çocuk benden mi?’ diye sor!”
Harun çok öfkelendi, o güne kadar annesine demediği sözleri söyledi, Fatma da onu evden kovdu!
Üç gün sonra Harun, al eline kocaman bir ekmek bıçağı, gel çeşmenin başındaki yalak taşında bilemeye başla. Çeşme evlerinin tam karşısındaydı.
Fatma pencereye çıktı:
“ Bre uçkursuz!” diye sövdü oğluna. Çünkü Harun bir yandan bıçağı bilerken, öte yandan ağza alınmayacak küfürler savuruyordu. Ya anası bu kadını kabul edecekti, ya da bir bir doğrayacaktı hepsini. Hatice tir tir titriyor, Leyla’yı sinir tutmuş gülüyordu.
Birden aşağıya koşup sokak kapısından dışarıya fırladı Fatma, elinde kocaman bir sopa vardı:
“ Seni gidi ipsiz sapsız!” diyerek saldırdı Harun’a. “ Seni utanmaz arlanmaz serseri! Al bakalım, al bir daha!”
Harun biraz da şarap içmişti oysa, bıçağı çeşmenin başında bırakıp kaçtı.
“ Bre budala!” diyerek arkasından koştu Fatma. “ Bre senin önünü keser, kıçına yama yaparım!”
Bu son söz üzerine pencereden olan biteni izleyen Leyla tutamadı artık kendini, avazı çıktığınca gülmeye başladı. Onu gülüyor gören Hatice de kıkırdadı ama hala eli ayağı titriyordu!
4
Bakmayın siz Leyla’nın böyle şen şakrak güldüğüne, aslında hüzünlü bir kızdı. Öncelikle sağlığı yerinde değildi. ‘ Aybaşı ‘ olmaya başladığından beri hem çok kan kaybediyor, hem de hafta geçmiyor yarım baş ağrısından, mide bulantısından yataklara düşüyordu. Bir gün Fatma aldı Leyla’yı Doktor Avram Leon’a götürdü. Doktor iyice muayene ettikten sonra:
“ Önemli bir şeyi yok!” dedi. “ Hassas bünyesi var, ince, narin. Biraz da beslenmesi eksik!”
“ Ne demek o?” dedi Fatma.
“ Dengeli beslenmiyor. Bol bol et, yumurta ve balık yemesi gerekiyor!”
Fatma:
“ Yandık!” diye inledi. Ayda bir kez bile et yüzü görmüyorlardı.
Leyla, yani benim annem çok iyi nakış işliyor, çok güzel yemekler yapıyor, bir de ut çalıyordu. O yıllarda Sakız Adası’nda herhangi bir müzik aleti çalmayan kızlara, eksik gözüyle bakılıyordu. Örneğin zengin kızlarının evlerinde piyanoları vardı. Onlar piyano çalıyorlar, biraz daha varlıklılar gitar ve kemanla uğraşıyorlardı. Özellikle hem fakir, hem de Müslüman olanlarsa kanun veya ut çalıyorlardı.
Leyla kısa zamanda ut çalmasını öğrendi, hocası bir Rum kadındı.
“ Para istemem!” demişti. “ Zaten yok ki veresiniz. Dikişlerimi dikersiniz, söküklerimi yamarsınız!”
Aradan birkaç ay geçti, Leyla ut çalmayı bayağı geliştirdi. Sesi de çok güzel olduğu için Türkçe olsun, Rumca olsun her şarkıyı çalıp söylüyordu. Bir akşam eve geldiğinde:
“ Nine!” dedi. “ Bütün kızların iki adı var!”
“ Anlamadım?” dedi Fatma.
“ Yani diyorum ki, herkesin bir adı daha var. Örneğin Makbule Eda gibi, Esade Necla gibi!”
“ E, ne olmuş iki adları varsa?”
“ Ben de bir isim eklemek istiyorum adıma!”
“ Kızım!” dedi Fatma “ onlar zengin kızları, iki adları da olur üç adları da. Biz onlarla aşık atamayız!”
“ Ben atarım!” dedi Leyla. “ Bundan sonra benim adım da Leyla Hicran olacak!”
Fatma güldü:
“ Başka isim bulamadın mı kız?” diye sordu. “ Hicran ne demek biliyor musun? Acı demek, ayrılık demek!”
O günden sonra Leyla her sorana:
“ Benim adım Leyla Hicran!” dedi. Bütün iç çamaşırlarına L ve H harflerini işledi.
Sonraki yıllarda Şerif İçli ’nin:
“ Hicran, yine hicran mı bu aşkın sonu söyle?” dizeleriyle başlayan şarkısını dilinden düşürmez oldu. Hem çalıyor, hem söylüyor, pencerenin altından geçenler:
“ Yaşa!” diye bağırıyorlardı. “ Leyla Hanım, ağzın dilin dert görmesin!”

(Devam edecek)

CAVİT KÜRNEK

24 Mayıs 2018, ÇEŞME

27 May 2018 - 15:46 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?