Arkası Yarın – ÖĞRETMEN BENİSA / 11

Karadağ'ın yamacından yemlik, çıtlık, kuşkuş otu, kuzukulağı, sarı çiğdem topluyorlardı. okul paydosundan sonra ben de katılıyorum onlara.

ARKASI YARIN – ÖĞRETMEN BENİSA / 11

ENSTİTÜ’YE DOĞRU

Nisan geldi, kırlar yeşile büründü. Köyün kadını kızı kırlara çıktı. Nerede bir yeşillik görülse ona koşuluyordu. Karadağ’ın yamacından yemlik, çıtlık, kuşkuş otu, kuzukulağı, sarı çiğdem topluyorlardı. okul paydosundan sonra ben de katılıyorum onlara. Giderken, aklıma bir önlük almak bile gelmiyordu. Kışın isiyle pasıyla kirlenmiş fistanımın eteğine ne bulursam koyuyordum. Eve gelince onları kalbura dolduruyor, çeşmede yıkayıp dönüyordum. Suyu süzüldükten sonra tuzlayıp birlikte yemeğe koyuluyorduk. Ekmek kadar tutmuyordu, çok yenince de karnımızı ağrıtıp guruldatıyordu, yine de gideriyordu açlığımızı.
Bir gün okula erken gittim. Benden daha erkenci olacağını sanmıyordum. Oysa sınıf başkanı Recep’le Veli ve Osman benden çabuk davranmışlardı. Yerime oturdum. Kitaptan bakarak “Bayrağım” şiirini bitişik harflerle yazmaya başladım. Kalemi bastırmadan özenle yazıyordum. Eğitmenim beğensin, defterimi imzalayıp ‘aferin’ desin, arkadaşlarıma alkışlatsın istiyordum. Az sonra hepimiz toplandık. Eğitmenimiz de geldi. Ev ödevlerimizi kısaca gözden geçirdi, yazı tahtasının önünde durdu:
“Aferin hepinize!” dedi gülümseyerek.
Alkış alamadım diye üzüldüm. Eğitmenimiz yeni bir ödev verdi: “Çocuklar! Üçüncü Yıl Kitabı’nızdan, Sakın Kesme’yi açın, ezberleyeceksiniz.”
Sakın Kesme’yi bulup başladık okumaya. Ancak yüksek sesle değil, sözde içimizden okuyorduk. Gene de mırıldanıyorduk. Kapı tıklatıldı. Eğitmenimiz ‘gel’ diyeceğine, gitti kapıyı açtı. Elleri çantalı, boyunları kravatlı iki adam girdi içeri.
Eğitmenimiz: “Hoş geldiniz” diye karşılayıp gelenlerin elini sıktı.
Ne yaptığımızı sorup öğrendiler. Birisi bizlere çizgisiz birer kağıt dağıttı. Öteki de yazı yazdırmaya başladı: “Köyüme muhtar olacağım. Devletime, milletime faydalı olacağım vb.”
İlk kez çizgisiz bir kağıda yazı yazıyorduk. Heyecanlıydık.
Adamlar heceleri uzata uzata söylüyor, arada bir:
“Dikkatli olun, yanlışsız yazmaya çalışın!” diyorlardı.
Söylenenleri hepimiz yazıyorduk. Ben satırı aşağıdan başlayıp yukarıya doğru sürdürdüğüm gibi, yazdığım yazıda birkaç harfi de elimde olmadan atlamışım. Sonra bize aritmetik yaptırdılar.
Eğitmenimiz: “Bugünkü dersinizi açın” dedi. “Bir numara başlasın okumaya.”
Bir numara bendim, ayağa kalktım. Yanlış okurum diye çekinip bir türlü başlayamadım.
Durakladığımı görünce adamlardan biri yanıma geldi:
“Haydi birlikte okuyalım.”
Başımı “hayır” anlamında salladım.
“Adın ne senin?”
“Benisa!”
“Ne değişik ad. Kim koymuş bunu böyle?”
“Babam.”
Birazcık konuşma cesaretlendirdi beni. Başladım okumaya.
“Dur!” dedi, bir başka sayfa açtı: “Aç Kurt”…
Birkaç satır da oradan okudum.
“İyi okudun, otur.”
Böylece sınıfın hepsine okuttular…
Öğle paydosu olunca eğitmenimiz bu konuklarla bizim eve geldi. Dışardan seslendi:
“Beyyy! Tosun Bey! Nerdesin! Nerdesin biz geliyoruz!..”
Babam evden çıktı, konuklardan yana yürüdü, onları selamladı: “Hoş geldiniz memur beyler!”
Yüzü gülüyordu. Saygı gösteriyordu.
“Hoş bulduk!” dediler onlar da.
El sıkıştılar. Eğitmenimize bırakmadan kendilerini tanıttılar. Gezici başöğretmenmişler. Okuldaki öğrencileri görüp denetliyor, bunlardan yeterlilerini “Çifteler Köy Enstitüsü”ne gönderiyorlarmış. Konuşmalarında benim de adım geçti. Başarılı bulmuşlardı, önereceklerdi. Söylenenleri duyunca sevindim. Demek daha ileri okuyabilecektim. Bu hayatım değişecekti.
“Evet, evet! Tamam!” demeye başladı babam.
‘Madem böyle bir okul var, gider kardeşlerimi de götürürüm’ dedim içimden. Coşkumdan ayaklarımı basacak yeri bilemiyordum. Ocağın başında ateşi tutuşturmaya çalışan ablamın yanına koştum. Kendimi dizginleyemedim. Nerdeyse ocaktaki sacayağına yüzüm yapışacaktı.
“Dur hey, deli! Ne oluyorsun öyle!” dedi ablam.
Arkasından kollarımı dolayıp yüzünden öptüm.
“Ablacığım” dedim, “Enstitü diye bir okul varmış. Orada hep köy çocukları okurmuş. Yemesi, giymesi oradanmış. Okuyup öğretmen olurlarmış, gelen başöğretmen söyledi.”
Duyduklarımı sıralayıverdim bir çırpıda. Söylediklerimi işitmek bile istemiyordu nerdeyse ablam.
Kaşlarını çattı: “Azıcık aklın var zaten! Onu da yitirme bakalım, Allah’ın delisi! Bizim gibi gariplere mi kalmış okumak?” İçini çekti. “El elinde çile çeker dururuz işte!” diye kahırlandı.
İşi yeni baştan aldım. Gelen adamların bizleri okuttuklarını, yazı yazdırdıklarını, okuyup yazmamızı beğendiklerini, babamla benim için konuştuklarını… Bizlerden üç kız, üç oğlan alacaklarını… Bir de üvey ananın beni övdüğünü (!) sayıp dökmem, nedense hoşuna gitmedi.
“Git başımdan diyorum sana. Analık azabı varken, bize mi doğacak öyle günler?”
“Kız abla! Bak orada okuyunca öğretmen olunurmuş. Köyde öğretmenlik yapılırmış. Öğretmen olunca, seni yanıma alırım. Kadifeden giysi diktiririm. Gümüş bilezik, yüzük alırım. Kardeşlerime elbise…”
Yerimde duramıyordum.
“Deli n’olacak! Allah’ın delisi. Laf girmiyor kulağına, kuş akıllı!” diye söylendi.

ARKASI YARIN / DEVAM EDECEK…

ÖĞRETMEN BENİSA isimli 3 cilt kitabı temin etmek isterseniz:

HURİYE SARAÇ: 0533 779 06 06 – 0 236 7154770

HURİYE SARAÇ VE KİTAPLARI HAKKINDA AYRINTILI BİLGİLERE AŞAĞIDAKİ LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ…

www.huriyesarac.net

16 Şub 2015 - 18:40 - Eğitim



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Haber Hürriyeti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Haber Hürriyeti değil haberi geçen ajanstır.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?