Bir Huriye Saraç var…

Allahım, Huriye ablanın taşıdığı yürek kadar temiz yüreklerin tıpkı benzerlerini bütün insan kullarına nasip eyle…

Taksi şoförüne iç içe girmiş iki on lirayı veriyorum. Adam parayı alınca vınlayıp gidiyor. Bir başka taksi şoförüne beş liralık banknot diye elli lirayı veriyorum. Adam “Amca ne yapıyorsun?” diyor. “Bu elli lira… Beş lira vereceksin beş lira…” diyor.

Allahım! Yelpazeyi niye bu kadar geniş tuttun? Bütün kullarını şu dürüst şoför gibi yaratmak pek mi zordu ki, diğer ucubeyi de insan sınıfı arasına kattın? Dahası var Yarabbi! Madem ki, Huriye Saraç gibi pırlantaları yaratmak elinden geliyordu, başımıza dert olan şu “şey” ler aramızda ne arıyor? Onları da yaratmak zorunda mıydın?
Bu yazıya böyle başladığım için bana ilk olarak Huriye Saraç abla kızacak.
Beni bağışlasın. Bugüne kadar tanıdığım bütün insanlardan farklı biri olduğunu başka türlü nasıl anlatabilirdim. Onun eşi menendi yok. Hatta o kadar ki, ülke çapında onun yaşında olup da onun kadar zinde bir hanımefendi yok. En azından ben böylesine inanıyorum.
Yaşı seksen beşin az altında. Ama kıpır kıpır. Salihli’de oturuyor. Ona İbrahim Irmak “Ordu ilimizin bir köyünde kütüphane açılacak, ne dersiniz?” diye soruyor. Huriye Abla “Gidelim” diyor. Ertesi gün karayolu ile Ordu’yu aramaya çıkıyorlar.
Şu satırların yazarı “Ablacığım İzmir’in az ötesinde Ayrancılar diye bir köy var, seni çok özledik” diyor. “Gün ver, adres ver geliyorum” diyor. Karşılanmak istemiyor. Dediği günde kapımız çalınıyor. O güzel insan tepeden tırnağa gülümseme biçiminde kapıda…
Hayruş’la zaten tanışıyorlar. Nurhan kızımla hemen kaynaştılar. Abla bizim evi şereflendirdi, sevincimiz sonsuz. Ve akşamüstü gitmek üzere kıpırdanmaya başlamıştı ki, yüzsüzlüğü ele aldık. “Bizde kalacaksın” dedik. Akşam yemeğinden sonra Nurhan evine gitti.
Ben şimdi Abla’yı nasıl anlatayım. O kendi öyküsünü üç kitapta bin sayfaya sığdıramamış, şimdi dördüncüsünü yazıyor. Ve öyküsü de öyle acıklı sahnelerle dolu ki, benim Filiz ağlaya ağlaya zor bitirdi. Nurhan’la Beyhan okumaya başlayamadı. Hayruş Filiz’den dinledi.
Kitabın adı “Öğretmen Benisa”. Abla köy Enstitüsü çıkışlı öğretmen. İlk çocukluk yıllarında üvey anaların zulmü altında inlemiş. Öğretmen çıktığından sonra da bütün Anadolu’nun kahrıyla yanmış kavrulmuş. Vurdumduymaz bir baba. Okula verildiği için kendisine vebalı gözüyle bakan koca köy. Ve görev yaptığı yerlerde çektiği çile.
Huriye Saraç ablanın sağlığı sağlık maşallah… Bir gün olsun durmuyor. Cezaevlerinde kader kurbanlarıyla, üniversitelerde yarının büyükleriyle, yurt düzeyinde kimi kasaba ve kentlerde konferans salonlarında halkımız ile söyleşiyor, insanımıza ışık oluyor.
www.haberhurriyeti.com ‘un “patron” u İbrahim Irmak’a teşekkür borçluyum. Huriye Ablayı onun yönlendirmesiyle tanıdım. Az uz bir kazanç değil bu benim için. Ve Abla’nın hangi huyunu seviyorum, biliyor musunuz? Hiç inatçı değil. Hiç bilgiçlik taslamıyor. Hiç üstündelik yarışına girmiyor. Onun nasıl bir cevher olduğunu yavaş yavaş anlıyorsunuz.
Ve en güzeli de size asla yük olmuyor.
Altmış yaşında oğlu var. Oğlu Avrupa’da… Güzelce bir yeri olduğu anlaşılıyor. Oğlu ile övünüyor. “Benim kıymetlim Muzaffer’im” diyor. Ablanın Salihli’de oturduğu evden de söz edeyim mi? Üç ay kadar önce Hayruş’la ve Filiz’le, kardeşim Erol ve Erol’un eşi Gülsüm’le kalabalık olarak gitmiştik. Erol’un arabasıyla kolayca gidip geldik.
Ve abla’nın kanaviçelerine vurulduk. Anlatılacak gibi değil. Her dolabın her gözünde kanaviçe var. Minderler, yastıklar, perdeler her yer, her yer kanaviçeden geçilmiyor. Hepsi de kendi el emeği göz nuru eseriymiş. Şaşmamak elde değil.
Ve Salihli’ye özgü börek. Salihli’den ne zaman geçsem o günü hatırlayacağım.
Abla’nın bi güzel huyu daha. Çok konuşmuyor. Saatlerce söyleşiyorsunuz. Anlatıyor, anlatıyor. Ama tek sözcük gereksiz değil. Ve nerede susulacağını biliyor. Sizi sıkmıyor, baymıyor. “Allahım ne zaman susacak” dedirtmiyor.
Bu yazı bitmez. En iyisi ben şöyle bir duayla susayım:
“Allahım, Huriye ablanın taşıdığı yürek kadar temiz yüreklerin tıpkı benzerlerini bütün insan kullarına nasip eyle… Nasip eyle ki, yer yüzünden kötülükler ile birlikte fitne fücur da kalksın. Dünyamıza, en azından ülkemize barış gelsin. Bütün yamukluklar sona ersin.”

www.haberhürriyeti.com / ZEYNEL KOZANOĞLU

12 Ekim 2013 - Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.



İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi


Anket 2019’un en başarılı belediye başkanı sizce hangisiydi?