Arkası Yarın – ÖĞRETMEN BENİSA / 23

1944’ün 9 Mayıs’ından 1945’in 9 Mayıs’ına tastamam bir yıl… çimdiksiz, küfürsüz, sopasız, dirlik düzenlik içinde akıp gitmişti. Çok şeyler görmüş, öğrenmiştik.

ARKASI YARIN – ÖĞRETMEN BENİSA / 23

BEŞİNCİ SINIF DA BİTİYOR

Bahar gelince karlar eridi. Gürleyen Seydisuyu, yatağına sığmaz oldu. Daha önce bellediğimiz Karargâhtepe’deki akasya ormanından (Ersel ormanı) aşağılara bakılınca gözümüzün alabildiğine görülen çayırlar, tarlalar yeşile büründü. Bacaların üstüne yuva yapmaya hazırlanan, kanatlarının üstünde beyaz bulutları taşıyan leylekler uçuşuyordu… Yeniyetmeliğimizin ilkbaharı; en güzeli, en anlamlısıydı belki de…
Beşinci sınıfı bitiriyorduk, coşku içindeydik.
Diplomalarımız için fotoğraf çektireceğiz.
Göçmen Muhacir Ağa, Mahmudiye’nin tek fotoğrafçısı sınıfımıza geldi bir gün. Ayağa kalktık.
“Oturun uşacıklar!” dedi gülerek.
Elinde bulunan öteberiyi öğretmen masasının üstüne koydu. Öğretmenimizin elini sıkıp birkaç dakika konuştu. Torbasından çıkardığı kara bez perdeyi, öğretmenimizin yardımıyla yazı tahtasına raptiyeyle tutuşturdu. Alışık olduğu “hüüyyt! Hüüyyt!” seslerini çıkarınca gülmeye başladık… Niye güldüğümüzü anlar gibi olunca; davranışına çekidüzen vermeye çalıştı, az sonra da alışık olduğu haline döndü. Bezin iki üst köşesinde allı yeşilli iplikle işlenmiş güller; güllerin üstünde birbirine bakan, ağızlarında mektup taşıyan kuşlar vardı. Evimizin duvarında asılı duran babamın resmi de böyleydi. Demek o da böyle bir makineyle çektirmişti resmini. Hepimiz merakla Muhacir Amca’yı izliyorduk. Yazı tahtasından öne doğru dört adım atarak makinenin ayaklarını yere koydu. Fotoğraf makinesini tepesine taktı. Arkasındaki siyah torba gibi yere elini sokup kâğıtları yerleştirdi. El yordamıyla birtakım şeyler daha yapıp makinesini hazır hale getirdi…
Öğretmenimize döndü: “Ben hazırım!” dedi.
Öğretmenimiz: “Çocuklar, tahtadaki perdenin önünde numara sırasıyla duracaksınız. Haydi bakalım Fehmi’den başlıyoruz!”
Fehmi yerini aldı. Aldı ama, sanki bir suç işliyormuşçasına tedirgindi.
Muhacir Amca uyardı:
“Güzel dur kızancığım, bunda çekinecek ne var? Başını dik tut şöyle…” Eliyle düzeltti. “Öyle ürkek durma. Rahat ol, rahat! Hah şöyle, hiç kımıldama şimdi. Bir… İki… Üç… Dört…”
Makinesinin önündeki kapağı kapattı: “Görüyorsunuz, hepiciğiniz işte bu kadar duracaksınız burada. Korkacak bir şey yok. Rahat olacaksınız ki resminiz güzel çıksın!”
Fehmi’den sonra sırayla teker teker perdenin önüne geçtik, diploma resimlerimizi çektirdik. Bu iş bitiğinde sınıftan çıktık, merdivende yedişerli, sekizerli sıralandık, öğretmenimiz ortamıza girdi, bir de topluca çekti resmimizi. Anılarımız çoğalıyordu.

1 YILDA 2 SINIF GEÇTİK

1944’ün 9 Mayıs’ından 1945’in 9 Mayıs’ına tastamam bir yıl… çimdiksiz, küfürsüz, sopasız, dirlik düzenlik içinde akıp gitmişti. On yıl birlikte yaşadığım babamdan, kardeşlerimden, yakınlarımdan ayrı bir yıldı. Bu bir yılda iki sınıf geçmiştik. Çok şeyler görmüş, öğrenmiştik. Köyümün okulu üç yıllıktı, bunların hiçbirini öğrenemezdim, önüm de böylesine açılamazdı. Sızım yine başladı içimde. Ah, ablam da gelebilseydi buraya, birlikte okusaydık, ne iyi olurdu. Şu Ayten Abla’yla kardeşi Emine gibi, biz de abla kardeş birlikte okusaydık. Üstelik ablam dersleri benden daha çabuk söküyordu…
Köyümden geleli hiç dışarı çıkmamıştım. Bugüne dek enstitünün hazırlık sınıfı öğrencisiydim. Ama bundan böyle, tarih düşerek söylersem, 9/5/1945’ten başlayarak, Çifteler Köy Enstitüsü’nün asıl öğrencisi, bir başka deyişle geleceğin öğretmen adayı olmuştum. O günün gecesinde uyku tutmadı beni… Nasıl bir dönüşüm, değişim yaşıyordum. Gözlerim yarı açık, yarı kapalı, köyümde dolaşıyordum, kardeşlerimleydim… Mışıl mışıl derin uykularındalar şimdi. Sabahın oluşu. Horozumuzun, horozların, köpeklerin, çiftlik hayvanlarının birbirine karışan sesleri. Çeşme başının su sızıltısı, su dolduranların gürültüsü. Ve içime gurbet duygusu, yoksunluk veren köy yolları, at arabalarının dönen tekerleri…

AĞABEYİM NEREDE?

Birden kurtuluşçasına ağabeyimi anımsıyorum. Ona ulaşmak istiyorum. Yok! Babam onu Afyon’daki ortaokula verdiğini söylediğinde, analığın eziyetinden o da kurtuldu diye ne çok sevinmiştim. Peki, nerde okuyordu şimdi? Babam neden adresini yazmamıştı bana? Yazsaydı, arada bir ona da mektup yollar, halleşir dilleşirdim. O ne yapıyordur kim bilir?
Gece bekçisi yine gelir bizleri yoklamaya diye geçiriyordum içimden. Ellerimi yastığın altında kenetleyip gözlerimi kapatıyorum. Bu kez de ablam geliyor önüme. Korka korka, bir suçlu gibi özlüyorum. O da benim gibi okumak istiyordu. Haklıydı, ama ben çaresizdim. Üvey anam aklını çelmişti babamın, öyle karar vermişlerdi. Benden daha iyi iş bilir, daha akıllı diye evde kalmıştı. Becerikliliği ona ne büyük kötülük etmişti. Ne kadar şanssızdı… Kim bilir bu büyük haksızlığı yüreğimde kaç yıl daha taşıyacaktım. Gözlerimin önündeydi, sessizce bakışıyorduk sanki. Hani, sonraları öğrendiğim dizelerdeki gibi, “Garipliğim mahzunluğum duyurmayın anama” diyorduk. Ablam öyle suskun, öyle çözülmüş duruyordu ki karşımda… ne bir lokmacık etlenmiş ne de bir parmak boylanabilmişti. Esmerliğiyse daha da katlanmıştı… Hani, o güzel sesiyle Suzan Yakar’ın “Sarı kurdelem sarı” şarkısını usuldan söyleseydi yine… Gecenin bilmem kaçı? Sağa dönüyorum olmuyor. Uykunun hangi dağın arkasına saklandığını bilemiyordum…
Şeref’im! Yedi numaralı kardeşim, senin sevgin bir başka yüreğimde. Benim manevi kuzum. Sıcaklığını duyamadan, tadını tadamadan yitirdiğim ANA sözcüğünü senden duydum ilk kez. Ne yapıyorsun şimdi? Gülüm, sık düşünü, büyümene bak sen. Şurayı bitirip öğretmen olursam; sözüm söz, bir sandık şeker alacağım sana. Ha!.. Seni bırakmayacağım. Benimle gelirsin değil mi?.. Bir süre sonra sızar gibi oluyorum… Kalk zili çaldığına göre herkesle birlikte toparlanıp yatağımı düzeltmem gerekecek…

ARKASI YARIN / DEVAM EDECEK…

ÖĞRETMEN BENİSA isimli 3 cilt kitabı temin etmek isterseniz:

HURİYE SARAÇ: 0533 779 06 06 – 0 236 715 47 70

HURİYE SARAÇ VE KİTAPLARI HAKKINDA AYRINTILI BİLGİLERE AŞAĞIDAKİ LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ…

www.huriyesarac.net

03 Mart 2015 - Eğitim


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Haber Hürriyeti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Haber Hürriyeti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


İZMİR MARKALARI

Şehir Markaları arasındaki yerinizi alın, fırsatı kaçırmayın

+90 (232) 246 82 46
Reklam bilgi