Kalbinizi Seviyorsanız Tansiyonunuza Dikkat Edin

Kalp damar hastalıklarında yaygınlığa bakarak düşündüğümüzde en önemli olan noktanın yüksek tansiyon olduğunu belirten Dr. Bayram Civilibal, "Hipertansiyon başta kalp ve damar hatalıkları, felçler ve böbrek hastalıklarının oluşumunda en önemli risk faktörlerinden biridir. Kalp, böbrekler, beyin ve göz gibi damardan zengin olan organlarımızı doğrudan etkileyen ciddi bir sorundur" dedi ve uyarılarda bulundu.

Binlerce sözcük, yüzlerce şiir, tablo var kalbi anlatan. Aşkın sembolü bile kalp. Bu kadar güzelliği temsil eden kalbimizi iyi bakıyor muyuz? Yoksa "Çok kalpsiz" davranıp onu hırpalıyor muyuz?

Kalp elbette bizi yaşamda tutan en kıymetli organımız. O nedenle onu koruyup kollamamız, fazla yormamız için sağlıklı olmalıyız. Kalp sağlığı gündeme gelince bizim ilk başvurduğumuz biri var artık İzmir'de. Yıllarca Almanya'da Sağlık alanında Kardiyoloji, Dahiliye Ve Acil Tıp Uzmanı olarak çalışan, emekli olunca Türkiye'ye dönüp kendi ülkesinin hastalarına hizmet vermek için Karşıyaka'da muayenehane açan Dr. Bayram Çivilibal.

Dr. Çivilibal'ın kapısını çalıp bu kez "Sizce kalp damar hastalıklarında en önemli konu nedir?" diye soruyoruz. "Bu konu üzerinde isterseniz biraz konuşabiliriz" diye söze başlayan Dr. Civilibal, bakın neler anlatıyor: 

İbrahim Irmak / www.haberhurriyeti.com

Bence hastalığın yaygınlığına bakarak düşündüğümüzde en önemli olan yüksek tansiyondur.

200 değişik bölgelerde yapılan çalışmalarda 30-80 yaş arası kişilerde hastalık prevalansı %30-35 arası gözüküyor. 50 yaş üzerinde ise bu oran neredeyse %50 ye kadar çıkıyor.

Yüksek tansiyon tanısı konulan hastalarda yapılan çalışmalarda bu hastaların yarısı hipertansiyon hastası olduğunun farkında bile değil. Farkında olanların da yarısına yakını gerekli tedavi ve değerlere sahip değil.

Neden önemli?

Hipertansiyon başta kalp ve damar hatalıkları, felçler ve böbrek hastalıklarının oluşumunda en önemli risk faktörlerinden biridir.

Hipertansiyon uzun süre belirti vermediğinden çoğu zaman tedavisi gecikir ve hatta bazen de telafisi mümkün olmayan hastalıkların oluşmasına sessiz bir şekilde sebep olur. İşte bu yüzden hipertansiyon hastalığına çeşitli dillerde sessiz katil denir.

Dünya Sağlık Örgütü verilerine baktığımızda dünya genelinde 1,3 milyar insan hipertansiyon hastası.

Ve maalesef bu yüksek oran yılda 7,5 milyon kişinin ölümüne sebep olur.

Yani bununla yüksek tansiyon dünyadaki tüm ölümlerin %13 üne denk geliyor.

Ülkemizde ise tahmin edilen sayı 6-7 milyon civarındadır.

Bu nedenle hipertansiyonla ilgilenen bazı hekimler bunu bir pandemi olarak yorumlar.

Nedir bu hipertansiyon?

Tansiyon kalbin kasılması sonucu oluşan atardamarlara akıtılan kanın oluşturduğu basınca sistolik yani büyük tansiyon denir.

Diastolik yani küçük tansiyon ise kalbin tekrar gevşemesi ve kanla dolması anında damarlarda kalan kanın basıncına denir.

Tansiyon ideal olarak 120-70 mmHg altında olması olarak kabul edilir.

Bu halk dilinde 12/7 olarak bilinir.

14/9 u geçmiş bütün değerler yüksek tansiyon olarak tanımlanır.

Burada konuşacağımız hipertansiyonun bilimsel adı esansiyel tansiyondur. Yani herhangi bir spesifik nedene bağlı olmayan tansiyon anlamına gelir.

Tansiyon esansiyel (yani sebebini tam olarak bilmediğimiz) ve sekonder (yani sebebini bildiğimiz) tansiyon olarak 2 ye ayrılır.

Tansiyon nasıl ölçülür?

İlk etapta tansiyon aleti kolunuzun kalınlığına uygun bir büyüklüğüne seçilmelidir. (Yani çocuk tansiyon aletiyle erişkin tansiyonu ölçülmez.)

İlk defa tansiyon ölçüldüğünde mutlaka 2 koldan tansiyon alınmalıdır.

İki kol arasındaki fark 10 mmHg den yüksekse aort ve aort damarımızdan çıkan damarlar kontrol edilmelidir.

İki kol arasında yüksek olan taraf bundan sonra ölçeceğiniz her tansiyonda o kol kullanılmalıdır.

Tansiyon aletinin manşonu 20-28 cm genişliğinde olmalıdır.

Tansiyon ölçmeden önce 2-3 dk dinlenmeli kahve, sigara, çay gibi şeyler tüketilmemeli ve tansiyon alınan kol kalp hizasında olmasına dikkat edilmeli.

Hastalarda risk faktörleri çok yüksek bir düzeydeyse her iki ayak bileğinden de tansiyon ölçülmeli ve ayak bileğinde ölçülen sistolik tansiyon koldan düşükse aort ve aorttan çıkan damarlar mutlaka kontrol edilmeli.

Tansiyon tanısı konulduktan sonra hasta mümkün olduğu kadar tansiyonunu sabah 8 ve akşam 8 aralıklarında ölçmeli ve bunu not almalıdır.

Bu saatlerin önemi tansiyonun en yüksek olduğu zamanlardır.

Şayet tansiyon hastası tansiyon haricinde birden fazla risk faktörü taşıyorsa bu hastada 24 saatlik bir tansiyon aleti yani Holter tansiyon aleti takılmalıdır.

Geceleyin tansiyonun gündüze nazaran ortalama %10’luk düşüş göstermiyorsa bu kalp ve damar hastalık oranının yüksek olması anlamına gelebilir.

Esansiyel hipertansiyon kesin nedenini bilmememize rağmen birçok faktörün buna zemin hazırladığını biliyoruz.

Bunların başında

Genetik. Yani anne ve babanızda yüksek tansiyon varsa belirli bir yaşta sizin de tansiyon hastası olma ihtimaliniz oldukça yüksektir.

Yaşlanma. Yaşlanma ile tüm dokularda elastik yapısında azalma olur.

Nasıl ki cildimizde çizgiler ve kırışıklıklar oluşuyorsa damarlarımızın da elastik yapı azalır.

Ve bu durum basınç değişikliklerine vücudun uyum sağlayamamasına neden olur.

Stres. Vücut çeşitli nedenlerde strese girdiğinde böbreküstü bezlerimizden stres hormonları denilen kortizol, adrenalin ve noradrenalin gibi hormonlar salgılanır.

Bu hormonlar damarlarımızda daralmaya ve vücudumuzda su ve tuz miktarının artışına neden olur.

Bu da tansiyonumuzu yükseltir.

Kötü beslenme. Yüksek ve aşırı miktarda tuz ve sağlıksız hazır besinler tansiyonu olumsuz yönde etkileyen çok önemli faktörlerdir.

Özellikle bu konuda 2 çalışmadan bahsetmek isterim.

John Hopkings Enstitüsünün yaptığı 2 çalışma bunu çok daha rahat açıklayacaktır.

Bu çalışma Güney Amerika’da yaşayan 2 tane doğal halk ile ilgili.

Grup bütün modern dünyadan izole şekilde yaşıyor. Ve burada yapılan tansiyon ölçümlerinde tansiyonun 10/6 seviyelerinde olduğu tespit ediliryor. Ve bu değerler yaşlılar ve çocuklar arasında bir fark göstermediği gibi yaşamları boyunca neredeyse eşit kalıyor.

Aynı şartlarda yaşayan 2. Grupta ise bir helikopter pisti yapılıyor. Ve bize nazaran az da olsa bizim gıdalarımızla tanıştırılıyor. Bu durum sonrası yapılan ölçümlerde 2. Grupta tansiyonun diğer gruba göre yavaşça yükseldiği görülüyor. Ve kalp krizi ve felcin tansiyonun 120-80 oranında yukarı gittikçe bu hastalığın lineer olarak yükseldiği görülüyor.

Tansiyonun bu doğal halklarda düşük olmasının sebebi olarak az tuz tüketimi, gıdaya erişebilmek için düzenli egzersiz, düşük kilo ve yüksek oranda tabii olan sebze ve meyve benzeri sağlıklı besinler gösteriliyor.

İnflamasyondur. Yine çoğunlukla kötü beslenme buna ilaveten stres, sigara kullanımı ve hava kirliliği gibi birtakım faktörler damarlarda birtakım inflamasyona neden olur.

Bu inflamasyona uğramış damarların kasılma ve gevşeme kabiliyetleri zaman içerisinde azalır hatta zamanla kaybolabilir.

Biraz önce saydığımız bu faktörlerin belirli oranlardaki kombinasyonları hipertansiyona neden olmaktadır.

Hipertansiyonun Belirtileri 

Hipertansiyon çoğu zaman önemli bir belirti vermez ve yine çoğu zaman rutin bir muayene sırasında tesadüfen bulunur.

Ancak hipertansiyon bir noktada çok spesifik olmasa da bazı belirtilerle kendini göstermeye başlar.

Bunlar

Baş ağrısı,
Ense ağrısı,
Çarpıntı,
Nefes darlığı,
Sersemlik,
Burun kanaması,
Göğüste baskı hissi
Kalp krizi
ve beyin felci
hipertansiyon belirtisi olabilir.

Hipertansiyon Neden Zararlı 

Diyebilirsiniz ki tansiyon yüksek olsun ne olur ki? Çok şey olur.

Bunun yanında yüksek tansiyon birçok organımızda kalp, böbrekler, beyin ve göz gibi damardan zengin olan organlarımızı doğrudan etkileyen ciddi bir sorundur.

Hipertansiyonun damarlara ve damardan zengin organlara etkisi şu şekilde olmaktadır

Öncelikle yüksek basınca maruz kalan damarlar kendilerini korumak için kalınlaşmaya başlarlar.

Buna Vasküler hipertrofi (Damar kalınlaşması) diyoruz.

Aynı şekilde yüksek tansiyon damarların içindeki son derece hassas olan iç tabakasını yani endotel tabakasında zedelemeye, yer yer yırtılmalara neden olur.

İşte damarların kalınlaşması ve iç zarların zedelenmesi ateroskleroz denilen son derece ciddi damar sertliği hadisesine neden oluyor.

Ateroskleroz hangi damarları tutarsa oraya yönelik birtakım arızalara neden olur. 

Koroner damarları (kalbi besleyen damarlar) kalp krizine neden olabilir.

Öte yandan ateroskleroz hadisesi ve beyin damarlarını tutması halinde ise çok daha korkunç durumlarla sonuçlanabiliyor.

Çoğu zaman beyin damarlarından bir tanesinin ufak dahi olsa bir damarın tıkanması ya da çatlayarak beyin işine kanaması telafisi olmayan beyin kanamalarına ve felçlere neden olmaktadır.

Aynı şekilde damarlardan çok zengin olan böbrekler ve gözler bu ateroskleroz ve yüksek tansiyondan nasiplerini alırlar.

Böbrek yetmezliğinin ve körlüğün en önemli nedenlerinden bir tanesi kontrol altına alınamayan hipertansiyondur.

Görüldüğü üzere hipertansiyon bütün damarlarımız ve organlarımızı için için kemiren sinsi ve son derece önemli bir durum.

Grup ise sekonder yüksek tansiyon

Phaochromozytom

Kronik böbrek hastalıkları

Polikistik böbrek hastalıkları

Böbrek atardamar darlığı

Cushing sendromu (böbrek üstü bezi steroid )salımı

Primer aldesterominizm (yüksek fonksiyonlu tümörler)

Uyku apnesi

Obezite

Tiroid hastalıkları gibi

Tedavi

Tansiyon tanısı konulduktan sonra acil bir durum yoksa tedavi öncesi genel bir anamnez alınmalı ve bazı muayeneler yapılmalıdır.

Sekonder hastalıkları açıklayabilecek kan ve idrar tahlilleri

Alınan ilaçlar (non-steroid ilaçlar, sempatominetik ilaçlar, alkol, oral doğum kontrol hapı, meyan kökü, bitkisel karışımlar)

EKG

Renkli doppler ekokardiyografi

Mümkünse bir tane holter tansiyon

Bunlar yapıldıktan sonra ve hayat tarzı değişikliği mesela spor yapmak, günlük tuz alımını 5 g dan aşağı çekmek gibi rağmen tansiyon yüksekliği devam ediyorsa ilaç tedavisine başlanır.

İlk ölçülen tansiyon 17.yy.da olmasına rağmen bugün ki modern ilaçların başlangıcı 1970-80'lere denk gelir.

26 Oca 2024 - 01:12 İzmir/ Karşiyaka- Sağlık