16 Kasım 2018 Cuma, 23:15

Bir edebiyat eserinde, düşünce’nin sıfatsız olarak zorunlu varlığı ne anlama geliyor? Her şeyden önce, edebiyat eserinin bir akıl, bir muhakeme ürünü olduğu; akılsal gerçeklere dayanan bir seçmeyi gerektirdiği; böyle bir seçmenin, sanat eserinin tarihselliğinin pratik ve kuramsal bir gerekçesi olduğu; düşünce aracılığıyla aynı zamanda tarihsel bir ürün olan sanat eserinin, muhakeme ve seçme sonucunda mutlaka bir yanı tutacağı, bir şeyi savunacağı anlamına gelir. O halde edebiyat, niteliği gereği, özü gereği bir yanı tutar, bir düşünceyi savunur. Bu nedenle, yalnızca bir yanı tutması veya tutmaması ölçüsüyle edebiyat eserini değerlendirmeye kalkmak, kuramsal bir çelişkidir. Çünkü edebiyat eseri olup da bir yanı tutmayan, bir görüşü, bir düşünceyi, çok dolaylı da olsa, savunmayan hiçbir eser yoktur. Sığ düşünceli, kıt sezgili kimselerin hiçbir yanı tutmuyor sandıkları eserler, eğer gerçekten sanat niteliği taşıyorlarsa, gerekli toplumsal – kültürel ilintiler kurulduktan sonra, görülür ki, mutlaka bir yanı tutar, mutlaka belirli bir düşünceye,görüşe hizmet eder.

          “… Son yıllarda ülkede haksızlığa uğrayan bir sürü kamu görevlisinden biriydi İlknur; dini görüş, siyasi görüş, tavır davranışların toplu gecelerde arkadaşlarıyla, gülüp eğlenmesinin velhasıl yaşam şeklinin, kendileri gibi olmayanın ayrıştırılmaya başlandığı yıllarda o da nasibini almıştı ve işinden ayrılmak zorunda bırakılmıştı. Sonra da aniden kendini boşlukta bulmuştu. Her zaman arkasında olduğunu düşündüğü amirlerinin değiştiğini, herkesin her şeyden korkar olduğunu fark ettiğinde iğrendi bu yapıdan, ayakları gitmez oldu daireye. Neyse dilekçesini verip eve geldi…” (sy.35)-(*).

           “… Sert karayel rüzgârları, kararan yağmur bulutlarının yükünü boşaltmaya hazırlanıyordu. Derin derin bakan ela gözlerini yakalamaya çalışsa da başaramadı. Yağmur bulutları tek dük düşmeye ve denizin karaltısı yaklaşmaya başladığında; ‘Hadi oğlun eve gelecekmiş, orda bekleyelim. Ben de yalnızım çay içer, sohbet ederiz. Beraber bekleriz oğlunu. Ben çok iyi tanıyorum onu, hemen şurası evim,’ diye söylenerek peşi sıra sürükleyerek onu eve doğru götürdü…” (sy.89)-(**).

           Değerli yazar ‘Sıddıka Kan Pehlivanoğlu’nun kitabı ‘Güneşi Beklerken’ den alıntıladığım paragraflar, kitabı baştan sona değin okuyarak, eksik kalan yanlarını görmem ve eleştirebilmem için detaylardı! Tasavvurum elbette yorumlama ağırlığındadır. Ancak,  bu satırları yazan kişi olarak ne denli yorumlama kulvarına girmiş olsam da, paragraf aralarında ve bütününde biraz eleştiriye ama dozunda olur…

Düşüncemde, yoğunlaştığım yorumlamalarımda eleştirel gözle bakma eğiliminde olmam, sanırım doğaldır. Çünkü varsıllığım olan edebi tarzım bunu gerektiriyor. Sanat Anlayışı, bir okulun, bir sanatçının, bir şairin, bir yazarın veya bir eleştirmenin, sanat sorunu hakkında sahip olduğu ve kendi etkinlik akanında gerçekleştirmeyi tasarladığı inanış ve amaçların tümüdür. Ve bir bakıma meslekî bir sanat programı olan Sanat Anlayışının, bir bildiri veya bir programla ilân edilmesi gerekli değildir.

Burada betimlediğim kitabın okura içsel yaklaşımı! Bir olguyu sayfalarına aktarırken ‘Pehlivanoğlu’, düşüncelerinin penceresini bir anda açıyor, yazmaya karar verdiği öyküsüne veya romanına başlarken… Hayalinde canlandırdığı karakterler ve içsel kurgusallıklar, adeta bir film şeridi gibi gözlerinin önüne ve belleğinde oluşan düş dünyasına akıyor! Ve sanırım yazar, kurgudan biraz nasibini alan dağarcığına yerleşen düş kırıntılarına yer açıyor. İşte o zaman yazılar birbiri ardına akıyor… Ve elbette bana da yorumlamak, yorumlamaktan öte kutlamak kalıyor… Kitap, ‘Ulak Yayınları’nda Şubat 2018’ yılında yayımlanmış, 144 sayfadan oluşuyor.

Elbette, aydınlık düşünmek, karmaşıklıktan yoksun düşünmek değildir. İnsan beyninin bin bir ilinti içinde gidip-gelişini; sayısız çağrışımların, anıların, birleştirmelerin, ayrıştırmaların, hep bir arada oluşlarının dinamikliğini, hızını, ışık-gölgesini, ancak bu iç-sürece uygun bir ifadeyle başkalarına iletmek mümkündür. Akılda ve hayalde gerçekleşen her olguyu, yalnızca açıklık-seçkilik gerekçesiyle, belirli ifade kalıplarına indirmek; bu kalıplara sığmayan olgulara, onlara uygun yeni ve taze ifade biçimleri aramak zahmetine ve acısına katlanmamak;  dopdolu bir başağı soyup, kel etmekten farksızdır.

Yeni duygular, yeni düşünceler, ancak yeni biçimlerle verilebilirler. Hiçbir düşüncenin önceden ölçülüp biçilmiş bir dil biçimi yoktur. İfade her zaman düşünceye göredir; düşünce nasılsa ifade de öyledir. Bu nedenle, düşünce ve duyguların, belirli dil biçimlerine dökülmek amacıyla törpülenmesi, ayıklanması, ilintilerinden soyutlanarak basit ve çıplak hale sokulması ve ancak bu şekilde açık-seçik olunacağının sanılması, zahmet istemeyen çok kolay bir anlatım yoludur. Düşünce ve duygunun dinamizmini ve dramını dile dökmek çetin bir iştir.

“… Kendileri gibi olmayanın ayrıştırılmaya başlandığı yıllarda…” (*). Şu cümle bile, bu kitabı okuyup, anılarımızla ve içsel düşüncelerimizi kurgulamaya, devşirmeye yeter. Ve bu cümle bile, bu kitabı okumaya değer…

“… Ben de yalnızım, çay içer sohbet ederiz…” (**).  Kurgudan uzak olduğunu tasavvur ettiğim bu cümle, anıların satırlara döküldüğünün varsıllığını anlatıyor gibi.

Biz, her karmaşıklığı karışıklık sanıp, basite indirgeyen, düşünce ve duyguları girift ilintilerinden soyan bir yazma ve okuma eğitiminden geçirildik. Bu nedenledir ki bugün, özellikle edebiyat-sanat alanında, yazılarını okumak bütünlüğü içinde anlamak sabrımız yok.

Kolay yazmaya ve okuduğunu kolayca anlamaya alışmış bir kafa; insan beyninin mütemadiyen işleyen derinliklerine dalıp, düşünceyi asıl sürecinde, gerçek oluşumunda yakalayamaz; hep yüzeylerde dolaşır, herşeyi kendi sığ kalıplarına uydurmaya çalışır. Okuru rahat bir okur ve görselanlamda taşıyan ve o kanala katalize eden bir yazar, gizemli ve esrik anlatımlarıyla konuyu nereye vardıracağını çok iyi bilir. O yönde hayal gücünü perçinleyerek, tinsel düşünceleriyle kurgusunu yapmaya çalışır…

Son bağlamda ise; değerli yazar ‘Pehlivanoğlu’nu kutlar, kitaplarına ve üretimlerine daha çok kitaplar katacağına eminim.

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO