Son Dakika
17 Kasım 2018 Cumartesi

GİZEM ÇİÇEKLERİ

Üstünü hüzünle örttüm / Deseni işveli duygular / Maviden mora doğru

05 Kasım 2018 Pazartesi, 00:46

Maddeci dünya görüşü ve bunun sanata yansıması, insanlığın geleceğine, şimdisine sonsuz, maddesel bir güveni gerektirir. Sanat kötümser olamaz, çünkü insanlığın hizmetindedir. İnsanları yaşamaktan, dünyadan soğutmak değildir onun işlevi; tersine insanı, mutlak gerçekleşecek olan bütünlük, mutluluk evresine ulaştırmaktır, onu bu yolda, inandırarak, eğitmektir. Maddesel yaşantımızı salt gelip geçici, önemsiz bir olguymuş gibi gösteren, mutluluğu göklere, öte-dünyaya bırakan, bu yolla bilinçsiz halkı daha iyi sömüren, ondan, bu dünyada yarattığı maddesel değerleri esirgeyerek; başka ve bilinmeyen bir dünyada, ona karın doyurmayan deneyüstü mutluluklar söz veren bir toplum düzeni ancak uyutucu, umutsuz, kötümser bir sanatı savunabilir. İnsana gerçek bütünlüğü içerisinde inanan, onu her şeyden önce somut, en ilkel, aynı zamanda en karmaşık maddesel ilişkileri içerisinde anlayarak, onun iç dünyasına da böylesine elle tutulur bir yöntemle giden anlayış, elbette ki sanata iyimserliği yükler; onu, üreten, tüketmeye tek hakkı olan, çalışan insanların hizmetine koyar ve kısır döngülü, kapalı, bencil, verimsiz bir düşünsel dalma (contemplation) dünyasına itmez…

“… Üstünü hüzünle örttüm / Deseni işveli duygular / Maviden mora doğru / Güle durmuş dalbudak / Lirik dokulu sevişmeler / Sevdanın atlasında / Yardığımız derenin / Yıldızlar yakamozu / Kuruntulu keşkeleri / Ateşe sürdükçe / Aşktan geçemez olduk…” (sy.82)-(*).

           Her metin, kalemden dökülüp metin olasıya dek insanın beynini, yüreğini kaplayan korkuyu, “meramını” anlatamama korkusu yaşıyor. İtiraf etmeliyim ki, paylaşmanın güzelliği bir erdem olarak çıkmasa karşıma, ne şiir ne de düzyazı yazmaya cesaretim olurdu. Böyle düşünüyorum nicedir ve işte başladım kaldığım yerden yazıyı didiklemeye;

Yukarıdaki uzunca girişi, sıkça tuttuğum günlüklerde yazdığım bir nottan, yola çıkarak aktarmaya çalıştım. O günü tam olarak belleğimde tasavvur edemesem de, biraz zorlayınca anılar kısmi de olsa canlandı… Ve beynimde ki yıldız kümesinden bir kayma, yitme sonrası çiziktirdim, günün ajanda sayfasına tedirginliğimi, kaygımı! Belirtmemişim… Belleğimi zorladım ve bir ziyaret canlandı! Okul öncesi çocuklarının yaptığı pastel boya ve kuru kalem resimlerle bezeli duvarlar! Ve en güzel dünya; çocukların kurmuş olduğu sevinç renkleri… O resimlerin çoğunda ortak gördüğüm manzara “çiçek” figürleriydi. Evet, insanı kendi çok gizli ve “gizem” dolu labirentlerine bırakan günler, o günlerdeymiş meğer!

Gaziantep’imin yetiştirdiği güzel şairlerden ‘Ali Şentürk’, duygu yüklü ve içerikleriyle okurlarda önemli, liriksem bir haz bırakacağına inandığım ‘95’ şiiri yüreğinden akan nağmelerle betimlemiş, adını da ‘Gizem Çiçekleri’ koymuş. Kitap, ‘106’ sayfa ve ‘Ürün Yayınları’ tarafından basımı yapılmış…

İnsan içselleriyle yaşıyor ve yoğruluyor dirim teknesinde.  Ev içi hallerini resimleyen bir gizil güç mü okuru çeken? Sözcüklere açtığı büyülü ufuk ile dil denen örgen, koyu anlatı katlarına yükseltiyor düşünceyi. Düşünce ki yaşamın imge meydanıdır. Devinimler meydanı; nesnelerin ve canlıların birbirine tanıklık ettiği yer. Öyle ki; “… Ateşe sürdükçe / Aşktan geçemez olduk…” demesi ondan.

Meraklısına;

ŞairAli Şentürk’, 17.01.1947 tarihinde, ‘Gaziantep’in ‘Yığınlı’ Köyünde dünyaya gelmiş.12 Eylül sonrasında yurtdışına ‘İsveç’ çıkmış ve yaşamını orada sürdürmektedir. İsveç’te yayımlanan birçok dergide şiirleri İsveç’çe yayımlanmıştır…

www.haberhurriyeti.com / Mustafa Gökçek

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO