En büyük fazlalıklarımız; zihnimizdeki güvenli alanlarımız

Küçük yaşlardan itibaren, öncelikle yetiştirildiğimiz aile sonra da sosyal çevre ile olan maddi ve manevi etkileşimlerimiz sonucunda onaylanan ve onaylanmayan düşünce ve davranışlarımız olmaya başlar.

14 Nisan 2017 Cuma, 18:02

            Beynimizin içerisinde bir alan hayal edin. Bu alan, bizlerin kendimizi maddi veya manevi bir çok durumda rahat hissettirdiği sınırlı bir alan olduğunu düşünün. Bir de, beynimizin başka bir köşesinde yeniliklerimizin, hayallerimizin, potansiyelimizin ve gerçek benliğimizin bağlı olduğu, zaman ve mekana bağlı olmayan ve sınırsızca öz benliğimizi, gerçek kimliğimizi yansıtan bir alanın var olduğunu düşünün. Hangi alan içerisinde kendinizi güvende hissederdiniz?

2016 yılının Ağustos ayında yaşadığım, benim için “büyük bir olay”ın ardından tüm zincirlerimi, düşünce, davranış ve seçimlerimle hayatıma kattığım fazlalıkları fark ederek asıl yapmak istediğim “ZİHİNSEL MİNİMALİZM” koçluğunu hayata geçirdim.Tam bir buçuk senedir kendi güvenli alanımda saklandığım yerden çıkarak, bunca zaman aldığım eğitimler, yaptığım araştırmalar ve önceden yaptığım koçlukların temeline dayalı olarak oluşturduğum seansları uygulamaya başladım. Zihinsel fazlalıklarımdan yavaş yavaş kurtulmaya başlamamla bir dolu farklı imkanlar ve fırsatlar da karşıma çıkmaya başladı. Danışanlarımla yaptığım çalışmalar bir psikolog gibi geçmişi irdeleme üzerine değil. Tam tersine uyguladığım seanslar, kişinin güncel olarak yaşadığı olaylar ve sergilediği davranışların temeline dayalı olarak “güvenli alanların farkına varılması” ve “kişinin gerçek potansiyelini yani özbenliğini keşfetmesi ve gerçekleştirmesi üzerine” ve kişinin ihtiyacına yönelik olarak seanslarımdaki zihinsel ve bilinçaltı uygulamaları içeriği kişiden kişiye farklılık göstermektedir.

  ZİHNİMİZDEKİ GÜVENLİ ALANLAR GERÇEKTEN “GÜVENLİ” Mİ?

Küçük yaşlardan itibaren, öncelikle yetiştirildiğimiz aile sonra da sosyal çevre ile olan maddi ve manevi etkileşimlerimiz sonucunda onaylanan ve onaylanmayan düşünce ve davranışlarımız olmaya başlar. Bu düşünce, inanç ve davranışlarımızdan “kusurlu” olanları gizlemeye, onay gördüklerimizi gerçekleştirmeye başlarız. Çocukluk dönemimizde yaşadığımız bazı önemli olaylar ve travmalar da, kendimizi “iyi yanlarımız” ve “kötü yanlarımız” olarak ikiye bölmemize neden olur. Bu nedenle, belirli bir dönemde kendimizi “iyi” ve “kötü” olarak ikiye ayırmaya başlamamızdan itibaren, zihnimiz kendimizi “kötü” taraflarımızın ortaya çıkmaması için “güvenli alanlar” yaratmaya başlar. Bu güvenli alanlar düşünceler, davranışlar ve seçimler olarak hayatımıza yansır.

Kendim olarak sevilmem kolay değil, hatta zor. Bu nedenle sevilmek için karşımdakini mutlu etmeliyim” diye bir defa kendimize telkin yapmamız yetiyor. Bazı kişisel gelişimciler bunu “kodlama” olarak değerlendirirken, ben “güvenli alanda kalma” olarak nitelendirmeyi daha anlamlı buluyorum. Çünkü, bilimsel olarak bu güvenli alanı yazımın başında bahsettiğim “ilkel beynimiz” gerçekleştirdiği için düşünce temelinde yapılan kodlamaların ama amacı “güvenli alanlarımızda kalarak hayatta kalmaya”çalışmamızdır. Hayatımıza “çektiğimizi” söylediğimiz insanlar ve olaylar herkesin karşılaşabileceği kişiler ve olaylardır. Bunda çok esrarengiz bir durum yoktur. “Çekim alanı”çoğumuzun algıladığı bir şekilde olağanüstü bir olgu değildir. Kendimizi güvende hissettiğimiz düşünce ve davranış şeklini uygulamamız gerektiğine bir zamanlar bir kere inandıysak, o kişi ve olaylara bu çerçevede davranışlar gösteririz. Yani, “sevilmek için fedakarlık yapma”yı güvenli alan olarak görmeyen bir kişi bencil biriyle karşılaştığında onu hayatından kolaylıkla çıkartabilirken, bir başkası sevilmek uğruna o kişinin tutarsız, bencil veya çıkarcı tutumlarına tahammül edebilir. Çünkü, sevginin kolay elde edilmediğini düşünür ve onu elde etmek için her türlü zorluğa katlanabilir. Kendi isteklerini, düşüncelerini ve hoşlandığı şeyleri ön plana çıkartmayı güvenli bulmadığından, hayatına bir dolu fazlalık fedakarlık, sorumluluk ve bu sayede kendisine yük olan bir dolu insanı katabilir.

Zihnimizde yarattığımız güvenli alanlara kendimizi hapsettikten sonra o alanlar içerisinde savaşmaya ve kaçmaya başlarız. Bu sadece ilişkilerle sınırlı değildir. Başarı, bolluk-bereket ve sağlık konularında da maalesef kendimizi dar alanlarda hareket edecek şekilde kısıtlıyor olabiliriz. Öfkeli veya agresif ya da tam tersi sessiz ve pasif davranışlarımız da bizlere yük olan davranışlardır. Kendimizi “değersiz”, “bencil”, “hatalı”, “başarısız”, “maddi anlamda güçlü olmayan”, “sağlıksız” sandığımız özelliklerimiz ortaya çıktığında sevilip onaylanmayacağımızı düşündüğümüzde verdiğimiz tepkiler de karakterimiz haline gelir..

Hayatınız boyunca yaşadığınız olaylara ve hayatınıza giren kişileri dikkatlice düşünün. Yaşadığınız tüm olaylar ve hatta travmalar, kendinizi “güvenli bir düşünce, davranış ve seçim yapma” alanına hapsettiğinizden meydana gelmektedir. Eğer farklı şekilde düşünmeyi ve davranmayı seçseydiniz hayatınız nasıl değişirdi?İlişkilerinizde, işinizde ve maddi hayatınızda gerçek anlamda mutlu musunuz ve kendi istediğiniz hayatı mı yaşıyorsunuz? Yoksa sevilmek ve onaylanmak için kendinizi güvenli alanlarınıza hapsederek geçici mutluluklarla yetiniyor sonra boşluğa mı düşüyorsunuz? Kendinize soracağınız ve samimi olarak cevaplayacağınız bu sorular, hayatınıza yeniden yön verebilmeniz için olağanüstü önemlidir.

 

Zihinsel sadelikle kalın..

www.haberhurriyeti.com / YASEMİN TALAZ BAYRAKTAROĞLU

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
kaçak iddaa siteleri iddaa siteleri bahis siteleri