Doğu Anadolu’nun güzel kentinde başlar hikayemiz;

“Bahçe düzene girdi, ağaçlar, çiçekler tuttu, biz size niye kışın para ödeyelim? Kendinize bir ev ve iş bulun çıkın” dır niyetleri.
Ama köpek?
“Haa verin birine ya da barınağa canım. Ne olacak?”

04 Aralık 2018 Salı, 18:34
"Bahçe düzene girdi, ağaçlar, çiçekler tuttu, biz size niye kışın para ödeyelim? Kendinize bir ev ve iş bulun çıkın" dır niyetleri. Ama köpek? "Haa verin birine ya da barınağa canım. Ne olacak?"

Bir aile, çocukları yurt dışında yaşayan yaşlı ve hasta dedeye bakarlar yıllarca.

Onu kendi babaları, dedeleri gibi görerek.

Yılda bir-iki kez ülkeye gelen çocuklar, gelinler ve torunlar da çok mutludur bu samimi ve özenli bakımdan.

Gün gelir yaşlı adam ölür.

Çocuklarından biri de aynı günlerde “CENNET” tatil beldesinden büyük bir ev satın alır.

Derler ki aileye;

“Sizden çok memnunuz. Babamıza çok iyi baktınız. Gelin, göç edin. Bizim Datça’daki evimize bakın. Biz yokken de sahip çıkın.”

Aile kabul eder.

Göçerler.

Ev sahipleri yaz aylarında Datça’ya gelir.

Kocaman bahçeye çimler, ağaçlar, çiçekler dikilir.

Aile ev işlerini, bahçe işlerini yapmaktadır.

Herkes çok mutludur.

İklim güzel, doğa güzel, fıskiyeler bütün gün çalışıyor, bahçeler sulanıyor.

Daha ne olsun?

Olur mu çok önemli bir eksik var:

BİR KÖPEK.

Hemen ev sahibi, bakıcı ailenin babasını Sivas’a yollar.

“Git şöyle bahçeye yakışan bir köpek al, gel”

Artık bahçıvan olan görevli gider Sivas’a.

Köpek cinslerinden hiç anlamamaktadır.

Köpek aldığı kişi der ki:

“Bak bu bebeği al. Bunun annesini pitbull gibi bir köpekle çiftleştirdik. Çok iyi bir koruyucu olur.”

Köpek eve gelir.

Herkes çok sever.

Çocuklar bütün gün oynarlar onunla.

Çocuklarla büyüdüğü için çok uysaldır, oyuncudur.

Aile Almanya’ya döner.

Bir kış geçer.

Eve bakan aile kış boyunca onlar yokken köpekle ilgilenir, çiçekleri, ağaçları büyütür.

Bu arada bir talihsizlik yaşanır köpeğin ayağını yılan sokar.

Ama iyileşir yine koşmaya başlar.

Birlikte bir yaz daha geçirilir.

Ama ev sahiplerinde bir memnuniyetsizlik sezilir yaz sonuna doğru.

Nitekim anlaşılır ki;

“Bahçe düzene girdi, ağaçlar, çiçekler tuttu, biz size niye kışın para ödeyelim? Kendinize bir ev ve iş bulun çıkın” dır niyetleri.

Ama köpek?

“Haa verin birine ya da barınağa canım. Ne olacak?”

Aile memlekete dönmez..

Çocuklar burayı, okullarını sevmişlerdir.

Burada kalırlar.

Merkeze taşınırlar.

Köpek?

Köpek kocaman bahçede yapayalnız kalır.

Köpeğe bakan aile bize bir ay kadar önce ulaştı.

Çare aramaya başladık.

Köpeğin fotoğrafını veterinerimizle incelerken “bir acı gerçek”le daha yüz yüze geldik.

Köpeğin yapısı büyük değil ama Amerikan Stuff ağırlıklı bir görünüme sahip.

Öyle bir durumla karşı karşıyayız ki;

Yuvalandırmak çok zor ve büyük sorumluluk istiyor.

Ancak köpeklerden çok iyi anlayan, büyük arazisi olan ve üretim, dövüş gibi amaçları olmayan ve bu amaçları taşıyan insanlara karşı onu koruyabilecek bir yere sahiplendirebiliriz.

Barınağımıza ancak yaralı, hasta, kısırlaşacak köpekleri alabiliyoruz.

Kronik hasta veya tedavi olan sakinlerimizi bırakamıyoruz.

Kısırlaşması gereken köpeklerimiz var yer yokluğundan alamıyoruz.

Marmaris veya Muğla’ya göndersek, ırkı gereği yuvalanamadığı için hayatı boyunca barınakta kalacak veya bilinmeze gidecek.

Ama şu anda da kocaman bir bahçede, bağlı -ev sahibi öyle istemiş.- yapayalnız.

Bakan kişi Datça’dan gelip yemeğini, suyunu veriyor.

Günde sadece 10 dakika insan görüyor.

Evin önünden her insan geçişinde, o yüksek duvarlar arkasından duyulan yardım çığlığı havlama dayanılır gibi değil.

İnsanın insana, insanın hayvana yaptığı zulüm demiştim başlıkta.

Şu sıralar muhtemelen bol ışıklı alışveriş merkezlerinde yılbaşı alışverişleri yapan, bu büyük bahçeli büyük evin sahipleri bu zulmün farkında mı acaba?

Bu hikayedeki insanlar;

Köpeği üretenler, satın alanlar, hevesleri geçince terk edenler, yasaları yapanlar, var olan yasaları uygulamayanlar.

Herkes suçlu.

Suçsuz olan sadece su anda yapayalnız, sonunu bekleyen bir canlı.

Biz bu suçsuz canlıya nasıl yardım edeceğiz?

Ona uzattığımız elin onun yaşamının sonuna giden yol olmadığını nasıl bileceğiz?

Ondan insanlık adına nasıl özür dileyeceğiz?

Bilmiyorum.

Gerçekten bilmiyorum.

NURCAN ERDİK KAYA

04 Aralık 2018, MUĞLA / DATÇA

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO