Son Dakika
10 Aralık 2018 Pazartesi

10 Aralık 2018 Pazartesi, 11:10
İbrahim IRMAK
İbrahim IRMAK [email protected] Tüm Yazılar

DEĞİŞİM İZMİR’DEN BAŞLAYACAK

Yediklerimiz organizmamızı bozuyor.

İçtiklerimiz bizi yavaş yavaş zehirliyor.

Hele soluk alış verişlerimiz, kirletilen havamız nedeniyle ciğerlerimizi perişan ediyor.

Alyuvarlarımız, akyuvarlarımız temiz oksijene ulaşabilmek için damarlarımızı zorluyor.

Hele kalbimiz… Çırpınıyor bir kuşun kanatları gibi…

“Böyle devam edersek eğer, yaşamımız zehir olacak” diyor bilim insanları.

Aslında bizleri mutsuz eden olumsuzlukların hepimiz farkındayız da…

Biten enerjimiz nedeniyle bir türlü değişime ayak uyduramıyoruz.

Böyle devam eder mi diyorsunuz bu yaşam.

Bence devam edemez, etmemeli de.

Çok üretim yapacağız diye genetiği bozulan tohumların, gıda maddelerinin sağlık için sakıncalarını konuşmaya başladı bilim insanları.

Sakın tuzağa düşmeyin, bilim adamları olduğu gibi film adamları da var bu düzenin içinde!

Diyorlar ki:

“Kimyasal gübresiz, ilaçsız ürün yetiştiremiyoruz.”

Oysa atalarımız ne kimyasal gübreyi ne de kimyasal böcek ilaçlarını kullanıyordu.

Organik olarak üretiyorlardı sebzeleri, meyveleri.

Gıda maddelerimiz o kadar sağlıklıydı ki “Turp gibi”ydik.

Şimdi bırakın turp gibi olmayı, hırt gibi dolaşıyoruz sabah akşam.

Resmen yerlerde sürünüyor sağlığımız.

Şimdi birileri çıkıp bu konuda atıp tutacak.

Ben de onlara;” gidin sağlık bakanlığının ilaç harcamalarına bakın” diyeceğim.

***

Son yıllarda sağlıklı yaşam için kafa yoranlar, bu sağlıksız düzenin değişmesi için beyin jimnastiği yapanlar var.

Uzağa gitmeye gerek yok.

Bu insanlarımızdan biri burnumuzun dibinde.

Seferihisar’da.

Türkiye’nin ilk yavaş şehrinin Belediye Başkanlığını yapıyor.

Başkan Tunç Soyer, ’Başka bir tarım mümkün’ diyor.

Nasıl diyoruz, Başkan Soyer’e… anlatıyor.

“Biz yola çıktık. Doğayla uyumlu, küçük tüketiciyi destekleyen başka bir tarımın mümkün olduğunu düşündük. Avrupa’da birçok ülke önceden bunu keşfetti. Bizim de bir kere küçük üreticiyi yaşatacak çareler bulmamız lazım. Topraklarını terk etmemelerini sağlamamız lazım. Bunun için politikalar ürettik. Dört basamaklı bir politika. Birincisi, üretici pazarları. İkincisi üretici birlikleri kooperatifler, tek tek üreticileri aracıyla muhatap olmaktan kurtaran birlikler. Üçüncüsü ürünü işlemek, tarım ürününü bir sanayi ürünü haline getirmek. Dördüncüsü, yerli tohuma sahip çıkmak.”

Başkan Soyer Doğayla uyumlu yaşamak zorunda olduğumuzun altına çizerek, “İklimimize, topraklarımıza uyumlu yerli tohumlarımızla üretim yapmak gerekiyor. Başka bir Tarım Mümkün Projesi için üretici pazarı, Can Yücel Tohum Merkezi, mandalina işletme paketleme tesisleri, kadın kooperatifi ve Doğa Okulu ile yeni bir hamle başlattık. Orhanlı’daki Doğa okulu usta yamak usulüyle, doğayla uyumlu yaşamanın öğretisini veriyor” dedi.

Başkan Soyer, “İzmir öncü olabilir. Türkiye’de değişimi başlatacak meşaleyi ateşleyebilir. İzmir insan dokusuyla da buna hazır” diye sözlerini noktalıyor.

***

Ne dersiniz, değişim İzmir’den başlar mı?

 

 

Yorum

  1. Nejat SEÇEN

    8 Aralık 2018 at 22:18

    Yutarlar dostum, yutarlar;
    Yer,İzmir Gazeteciler Cemiyeti binası. Tarihi pek hatırlamıyorum. Konuğumuz, şu an Kıbrıs’ta, hak etmediği bir koşulda, yaşamını sürdüren, kapitalist düzenin darbesini yemiş, ünlü işadamı, batık gazete patronu Asil Nadir.
    Sevgili Başkan İsmail Sivri, ben ve yine isimlerini hatırlayamadığım, iki yönetim kurulu üyesi gazeteci dostum.
    Sayın Asil Nadir, beyaz gömleğinin kollarını sıvamış, güneş yanığı teni ile dikkat çeken sportif yapısının verdiği öz güvenle konuşuyor: Sevgili dostlar, Türkiye’nin en iddialı gazetesinin patronu olacağım. Türkiye’ye en ucuz halk tipi otomobiller getireceğim. En ucuz buzdolabı, çamaşır makinesi üreten fabrikalar kuracağım. Halk için açık üretim merkezleri kuracağım. Ve özellikle, başta İzmir ve Manisa olmak üzere, Türkiye’yi Avrupa’nın, üretim merkezi haline getireceğim.
    Sayın Nadir, inanıyor, kendine güveniyor ve bu düşüncelerini en içten duygularla dile getiriyordu. İki saat sonra, ayağa kalkıp vedalaşırken, dilimin ucuna gelen şu cümleleri aktarmadan edemedim.
    ‘Asil Bey, bu projelerinizi her ortamda anlatmayın. Her cümleniz, kapitalist sistemin çelik duvarlarına atılan atom bombaları gibi. Koç, Sabancı’nın hedefi olur, siyasi iktidarın okları, ekonomik kalbinize saplanır. Yüzde 150 karla tüketicinin canına okuyan sistemin hışmına uğramayın.’
    Bu cümleler, kahkahalar arasında bu ziyarete ayrı bir renk kattı. Sonra, aradan birkaç yıl geçti. Birgün, Asil Bey’in gazetesinde önemli görevde bulunan bir dostum, telefonda şunları söylüyordu.
    Sevgili Nejat, Asil Bey’i, kredi silahı ile tam kalbinden vurdular. İşin bir ucu, İngiltere’ye kadar uzanıyor. Yarın, önemli bir dizi yazıya başlıyoruz. Dikkatle izle. Bu tarihe düşülecek, çok önemli bir not olacaktır.’
    İşte o an, dostuma şunları söyledim. ‘EVET, ASİL BEY’İ YUTTULAR’
    Şimdi gelelim, sevgili Tunç Soyer’e:
    Bu süper projeleri, kapalı devre çalıştığı, o güzelim kabuğuna çekilmiş kentte yapmış olabilir. İş, ‘CUKKACILAR’ın cirit attığı İzmir’de yapabilme tartışmasına gelince. Yutarlar dostum, cuuuuk diye yutarlar.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO