Son Dakika
19 Ağustos 2018 Pazar

DALGALARI SAYMAK

Karaburunlular nesrin Abla’nın karaya çıktıktan sonra iki hafta daha süren mide bulantılarını, dalgalı denizden bildiler.

15 Mayıs 2018 Salı, 15:51
DALGALARI SAYMAK

Çocuk, Kemal Ağabey’in yattığı arka odaya girdiğinde, delikanlının her sabah olduğu gibi mışıl mışıl uyuyacağını, onu uyandırmak için orasını burasını çekiştireceğini ve:
“ Hadi artık kalk!” diyeceğini sanıyordu. Çünkü her sabah böyle oluyordu ve günün ilk ışıkları yayılırken etrafa, yani yeşili yeşil, maviyi mavi yaparken doğa, koşarak denize atlarlar ve Çocuk her sabah:
“Dondum!”diye bağırırdı. “ Su buz gibi!”
Karaya çıktıklarında Kemal Ağabey kırmızı havluyla önce Çocuk’u, sonra da kendini kurulardı.
Bu sabah Kemal Ağabey kalkmış, odanın arka bahçeye bakan penceresinin önünde dikiliyor, bir eli demir parmaklıklarda, öteki pijamasının cebinde dışarıdaki birisinle konuşuyordu. Dışarıdaki birisi Nesrin Abla’ydı.
Nesrin Abla dünyalar güzeli bir genç kızdı. Siyah, uzun ve kıvırcık saçları, hafif çekik yeşil gözleri vardı ve Çocuk Nesrin Abla’ sına tutkundu. Ne zaman ki Nesrin koşarak evlerine gelir:
“ Hadi Leyla Abla, ut çalıp şarkı söyleyelim!” derdi, Çocuk’ un yüreğinde serin yeller eserdi. Annesi utun gevşeyen tellerini gerip akort işlemini yaparken koşar bir kırmızı gül kopararak Nesrin Abla’ sına sunardı.
“ Bana yok mu?” derdi annesi.
Annesine de bir sarı gül!
“ Sazlar çalınır Çamlıca’ nın bahçelerinde,
Bülbül sesi var şarkıların nağmelerinde!”
Nesrin Abla’ nın demir parmaklıklarda Kemal Ağabey’in parmaklarıyla buluşan parmakları Çocuk’ un yüreğine birer bıçak gibi batar ve hızla dışarıya kaçıp oda kapısını kapatırdı

X

Ne derdi Bahriye Abla?
“ “Yaz dediğin mendil kadardır, kış yatak çarşafı! Gözünü açıp kapatıncaya kadar geçer zaman!”
Kemal Ağabey İzmir’e dönerken Çocuk üzülsün mü sevinsin mi bilemezdi ama Nesrin Abla bir hafta ortalıkta görünmez, Kemal Ağabey’ in sevip kokladığı ellerini ceplerinden çıkarmazdı. Annesi Meziyet Hanım her şeyi bilir ama bilmezden gelirdi.
“ Hasta mısın kızım?”
“ Ne iyi ne hastayım anne, ikisi ortası bir yerdeyim işte!”
Meziyet Hanım üstüne varmaz:
“ Zaman panzehirdir!” derdi de ne dediğini kendisi bile zor duyardı.
“ Yad eller aldı beni, taşlara çaldı beni,
Yardan ayırdı felek, gurbete saldı beni!
Yol verin geçeyim dumanlı dağlar,
Dağların ardında nazlı yar ağlar!”
Nesrin Abla bu şarkıyı mırıldanmaya başladığında kendine gelmiş olur, kara tavayı odun ateşinin üzerine koyup biber, patlıcan kızartırdı. Çocuk Nesrin Abla’ sını izlemeye bayılırdı. Genç kız:
“ Karşıdan bakmakla olmaz!” derdi. “ Git biraz çalı çırpı topla bari!”
Karaburun’da kış uzun sürer, aylarca kuzey rüzgarları dağı, taşı döver. Arada sırada Akdağ’ a ( Mimas ) kar bile yağar. O kış aşağılara da yağmasın mı? Şehre su taşıyan galvaniz borular patlamış, uzun süre çeşmelerden su akmamıştı. Çocuk okul çıkışı elinde testi o çeşmeden bu çeşmeye koşarak eve içme suyu getirirdi.
“ Böyle kış görmedim!” derdi Çocuk’ un babası. “ Sibirya oldu mübarek yer!”
“ Sibirya neresi baba?”
“ Rusya’ nın kuzeyinde bir bölge işte!”

X

Yine yaz gelmiş, okullar tatil olmuş, Kemal Ağabey elinde siyah valizi Uşak gemisinden İskele’ye atlamıştı. Bu gelişe iki kişi çok sevinmişti: Birisi Çocuk’ tu, öteki Nesrin Abla! Çocuk’ un annesi Kemal Ağabey’ in erkenden gelişine anlam veremiyordu ama babası yakın akrabasının oğlu olan delikanlıyı çok sever, arada sırada onunla bilimsel tartışmalara bile girerdi.
“ Söyle bakalım Kemal! Evrenin oluşumu sırasındaki evreleri sırala!”
Çocuk, eskiden olduğu gibi Kemal Ağabey’ in yattığı odaya girip çıkmıyordu ama kuşkusuz pencerenin demir parmaklıkları yine iki genç insanın ateşiyle ısınıyordu. Bunu düşünmek bile onu üzüyor, gidip hayıt kümelerine tekmeler savuruyordu.
Bir hafta kadar geçmişti aradan, Perşembe vapurundan genç ve güzel bir kız atladı Karaburun topraklarına.
“ Kimi arıyorsun kızım?” diye sordu Balıkçı İsmail Kaptan.
“ Gümrükçünün evini arıyorum!”
“ Bak, pencerelerinde kırmızı perdeler olan evde oturur Gümrükçü. Karısı Leyla Hanım, çocukları Cavit ile Cavidan!”
Leyla Hanım yabancı bir genç kızın bahçeye girdiğini yukarıdan gördü:
“ Buyurun!” dedi. “ Kimi arıyorsunuz?”
“ Kemal!” dedi genç kız, başka bir şey söylemedi.
Kemal Ağabey genç kızı gördüğünde yüzü kıpkırmızı oldu, eli ayağı titredi.
“ Ne zaman geldin, nasıl geldin, neden geldin?” gibi sorular döküldü ağzından. Kız, tıpkı bir yontu gibi davranışsız dikiliyor, genç adamın yüzüne bakıyordu. Neden sonra titreyen bir sesle:
“ Hamileyim!” diyebildi.
Çocuk’un annesi el alem laf üretip dedikodu yapmasın diye o gece misafir kızı Nesrinlere gönderdi. Misafir kız sabaha kadar uyumadı, hık hık ağladı ama Nesrin de uyumadı.
Kemal’i çok sevdiğini söylüyordu genç kız. Okul arkadaşıydılar. İlişkilerini sadece annesi biliyordu ama kızın hamile kaldığını öğrendiğinde hop oturup hop kalkmış:
“Nereye gideceksen git, bir çaresini bulup bu çocuktan kurtul!” demişti. 
Ertesi sabah misafir kız ile Kemal Ağabey vapura binip İzmir’i döndüler. Ne oldu? Kız çocuktan kurtuldu mu? Kemal Ağabey yeniden gelecek mi Karaburun’a? Siyah valizini burada bıraktığına göre, bu:
“ Geleceğim!” demek miydi?
Kemal Ağabey’in babası durumu öğrendiğinde, öfkeyle gurur gelgitleri arasında ne diyeceği bilemedi. Düne kadar çocuk gözüyle baktığı oğlu büyümüş, hatta babalığa bile özenmişti. Karısının yalvaran bakışları üzerine, çıkarıp bir avuç parayı verdi:
“ İşini bilir bir doktora gidin!” dedi.

İşini bilir doktor İzmir Kemeraltı’ nda, ışıl ışıl bir muayenehanede oturmuş tırnaklarını törpülüyordu.
“Hem haltı işlersiniz, hem de para vermekten kaçınırsınız!” diyordu. “ Aldığım paranın yarısı bile girmiyor cebime. Göz yumucularımın gözleri doymuyor ki!”
O yaz kimileri tarafından çok beklenildiği halde, Kemal Ağabey Karaburun’ a dönmedi. Çocuk’ un babası siyah valizi bir iki hafta sonra İzmir’e gönderdi.

X

Nesrin Abla aylarca evden çıkmadı. Bir sabah Meziyet Hanım iki gözü iki çeşme Leyla Hanım’a geldi: Gülümsedi Leyla Hanım:
“ Sen hiç mi genç kız olmadın Meziyet Hanım?” dedi. “ Geçer, geçer! Neler gelip geçmiyor ki insanın başından?”
“Öyle değil!” dedi Meziyet Hanım. “ Bu kız bayağı tutulmuş. Bütün gün pencerenin önünde oturup dalgaları sayıyor. Ne yemek ne içmek, bir deri bir kemik kaldı. Yaparsan sen yaparsın Leyla Hanım, yalvarıyorum gel şu kızın derdine derman ol!”
Leyla Hanım:
“ Her evlilik birkaç aldanıştan sonra oluşur!” dedi. “ Bunun en elle tutulur kanıtı benim. Sevdiğim adamın annesi: ‘ Boşuna heveslenmesin!’ diye haber göndermiş bize. ‘ Benim oğlum kala kala çulsuz Leyla’ ya mı kaldı? Ben ona bir bey kızı alacağım!”
Nesrin başını pencereden ayırmıyor, gözleri derin ve engin maviliklerde, kendinden geçmiş gibi oturuyordu.
“ Sonra kocam çıktı karşıma. Önceleri: ‘ Tipim değil!’ diyerek önemsemedim. “ Daha sonra nasıl olduğuysa, kendimi nikah masasında buldum. Birlikte olduğumuz ilk günler gözlerimi kapatıp kocamın her hareketine katlanıyordum. Sonraları alışkanlık mı dersin, yoksa gereksinim mi, adamı sevmeye başladım!”
Neden sonra Nesrin Abla oturduğu yerden kalkıp, önce oda kapısını kapattı, daha sonra da Leyla Hanım’ ın önüne çökerek dizlerine sarıldı. Hem ağlıyor, hem yalvarır gibi konuşuyordu. Beyaz dişlerini ışıl ışıl bir köpük sarmış, yutkunuyor ama köpüğü yutamıyordu.
“ Leyla Abla!” dedi sonra. “ Bana yardım edecek misin?”
“ Ne istersen yaparım!” dedi Leyla Hanım.
“ Bir nedenini bul, beni İzmir’e götür. Burada nasıl yaparım bu işi? Babam öğrenirse o saat öldürür beni!”
Gerekçe mi ararsınız? Yakında okullar açılacak, çocuklara ayakkabı, çorap, çanta alınmalı. Burada satılan çarıklarla mı gönderecek okula çocuklarını Gümrükçünün görgülü karısı?
“ Nesrin, hadi sen de gel bizimle. Fena mı olur? Biraz hava alırsın. Hem İzmir’e kaç kez gittin bu yaşına kadar?”
Doktor:
“ Hayret!” diye düşündü. “İlk kez istediğim paraya itiraz etmeyen birilerine rastlıyorum. İşin içinde bir iş olmalı!”
Kemeraltı’ nda, İkinci Beyler Sokağı’nın girişindeki Selamet Oteli’nin dili olsa da konuşsa. Nesrin üç gün bu otelin karanlık bir odasında yattı. Gövdesi, kendisine yapılan sataşmayı bir türlü sindiremiyordu. Neden sonra kan durdu ve Karaburun’a döndüler. Rastlantıya bakın; hava çok kötüydü, Uşak Gemisi dalgaların arasında beşik gibi sallanıyor, midesi bulanıp içi dışına çıkmayan kalmıyordu.
Karaburunlular nesrin Abla’nın karaya çıktıktan sonra iki hafta daha süren mide bulantılarını, dalgalı denizden bildiler. Siz de öyle bilin! Yarın sizin çocuklarınızdan birinin başına da kim bilir neler gelecek? Her aldanışa birer Leyla Abla bulabilir misiniz?

CAVİT KÜRNEK

14 Mayıs 2018, ÇEŞME

eskisehir escortankara escortescort samsunescort bayan bursa

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir