Son Dakika
14 Eylül 2019 Cumartesi
”

“Çocuk değil aile de okula kayıt olur!..”

Sorgulayan, fikrini söyleyen, denemekten korkmayan, alternatif fikir üreten, kendini ifade eden, duygularını yansıtmaktan ve ifade etmekten çekinmeyen, öğrenme heyecanını ve motivasyonu güçlü olan çocuklar yetiştiğini gözlemliyoruz.

11 Eylül 2016 Pazar, 14:58

Sorgulayan, fikrini söyleyen, denemekten korkmayan, alternatif fikir üreten, kendini ifade eden, duygularını yansıtmaktan ve ifade etmekten çekinmeyen, öğrenme heyecanını ve motivasyonu güçlü olan çocuklar yetiştiğini gözlemliyoruz.

www.haberhurriyeti.com / EĞİTİM
Eğitimin temel yapısını oluşturan Aile İçi eğitim ve Okul Öncesi eğitim konularında anne baba, çocuk konularında uzman olan Psikolog Eğitimci Selami Korkmaz Anlatıyor:

*Sufle vermeden çocuğu yetiştirmek demek annenizin yağını kullanmadan yemek yapmak gibi bir şeydir.

*Okul öncesi eğitim ihmale gelmeyecek kadar kritik ve önemli bir dönemdir.

*Anaokulu dönemi alınacak olan eğitim artık bir bakım ihtiyacının çok ötesine geçmiştir.

*Çoklu zeka kuramı ve gelişim kuramlarına göre insan doğduğu andan itibaren gerek gözlem gerekse yapma ve bozma yoluyla çocukların hayatı deneyimlediği ve buradan edindiği bilgi yoluyla da hayatındaki tüm yaşamının bir nevi temelini atmış olur.

*Çocuk berrak zihin yapısıyla çok iyi bir kaydedicidir. Çocuk bir bilgisayarın Hard Disk’i gibidir…

*Biz eğitimde çocuğa nasıl davranması gerektiğini söyleyerek değil, göstererek (rol model olarak), seçenekler oluşturarak ve bunları denemesini sağlamayıp geri dönüt vererek eğitmeye çalışıyoruz.

Son yıllarda Milli Eğitim Sistemimizde yapılan çok sayıda değişikliklerle kafası karışan anne babalar, dünyanın en değerli varlıkları olan çocuklarının yetiştirilmesi, en iyi koşulların sağlanabilmesi için büyük çabalar harcıyorlar. Eğitimin temel yapısını oluşturan Aile İçi eğitim ve Okul Öncesi eğitim konularında anne baba, çocuk konularında uzman olan Psikolog Eğitimci Selami Korkmaz ile görüştük. “Bilimsel araştırmalar gösterdi ki; insan hayatının temelini aslında 0-6 yaş dönemi yaşantıları ve bu dönemde öğrendikleri oluşturmaktadır. En hayati süreçleri insan, 6 yaşına kadar deneyimler” diyen Korkmaz, çocukların ne zaman eğitilmeye başlayacağı, çocuklara yaklaşım, anne babaların eğitimi, uygulanan programlar ve okul seçimi gibi konularda yönelttiğimiz sorularımızı yanıtladı:

*Çocuklar en önem verdiğimiz, sevdiklerimiz… Çocuklar için artık ‘Eğitim’in ne zaman başlayacağı konusu başlı başına en önemli uğraşılarımızdan. Aile içindeki eğitimin yeterliliğinden çok ‘okul öncesi eğitim’in yararları ön plana çıkıyor. Bu konuda siz neler söylersiniz?

Öncelikle kreş ve anaokulları daha yakın zamanlara kadar, anne babaların çalışma zorunluluklarından dolayı; çocukların fiziksel ihtiyaçlarıyla ilgilenilmesi ve bakılması ihtiyacına cevap verecek kurumlar ortaya çıktı. Ailelerinde beklentileri de çocuğun temizliği, beslenmesi ve oynatılarak zaman geçirilmesinden oluşmaktaydı. Bilimsel araştırmalar gösterdi ki; insan hayatının temelini aslında 0-6 yaş dönemi yaşantıları ve bu dönemde öğrendikleri oluşturmaktadır. En hayati süreçleri insan, 6 yaşına kadar deneyimler. Şimdi, sorunuza gelirsek, aslında bazı araştırmalar insanlar anne karnından itibaren öğrenmeye başladığını ifade etmektedir. Bu öğrenme süreci öncelikle duyu yollarıyla gerçekleşmektedir. Çoklu zeka kuramı ve gelişim kuramlarına göre insan doğduğu andan itibaren gerek gözlem gerekse yapma ve bozma yoluyla çocukların hayatı deneyimlediği ve buradan edindiği bilgi yoluyla da hayatındaki tüm yaşamının bir nevi temelini atmış olur. Anaokulu dönemi alınacak olan eğitim artık bir bakım ihtiyacının çok ötesine geçmiştir. Aslında bu hep böyleydi, fakat bilim bunu çok daha iyi görmemize ve anlamamıza yardımcı oluyor. Gelişim kriterlerine uygun, bir eğitim programıyla insan hayatının temelinin atıldığı bu dönemi daha etkin bir sürece çevirmek durumundayız. Çünkü bu dönem ihmale gelmeyecek kadar kritik ve önemli bir dönemdir. Aile içindeki eğitim kuşkusuz çok önemlidir. Gelişim psikolojisi çerçevesinde durumu değerlendirdiğimizde, çocuk aslında 2 yaşından itibaren akran iletişimine girmelidir. Benmerkezci dönemde, çevresi yalnızca çocuğu hayatının merkezinde tutan yetişkinlerle geçiriyor olması onun benmerkezcilikten çıkmasına engel olduğu özellikle güven duygusunun gelişmemesine sebep olduğunu gözlemlemekteyiz. Onun için 2 yaşından itibaren çocukların bağımsız hareket etmesine müsaade etmeli ve akranlarıyla zaman geçirmesi gerekmektedir. Sonrasında tabii ki 3 yaşından itibaren çocuğun okul öncesi eğitim kurumlarındaki uzmanlarla işbirliği içerisinde güvenli bir zeminde eğitim alması sağlanmalıdır.

ÇOCUK BİR BİLGİSAYARIN HARD DİSK’İ GİBİDİR…

*Tanınmış psikologlarımızdan Prof. Dr. Üstün Dökmen ve Süleyman Hecebil’in de sık sık vurguladığı “Çocuk bir bilgisayarın Hard Disk’i gibidir… Okula gelinceye kadar tüm yaşadıklarını kaydeder… Okulda bu kaydettiklerini sorgular, birbirleriyle bağlantısını kurar ve yaşamını yönlendirecek kararları alırlar” öngörüsü var. Çocuklardan çok bunu öncelikle anne babalara mı anlatmalıyız?

Evet, çocuk berrak zihin yapısıyla çok iyi bir kaydedicidir. Eğitim; kaydedilen bu bilgilerin iyi yorumlanması ve bundan en uygun davranışı ortaya çıkarma sürecidir. Biz çocuklara bu bilgileri en uygun şekilde kullanma becerileri kazandırırken, ailelerin bilinçli desteklerine çok ihtiyaç duyuyoruz. Çünkü çocuklar yetişkinlerden gelen ortak dil ile kendini daha güvende hisseder. Ailelerimize zaman zaman eğitimler ve bilgilendirmeler ile çocuğun ortak bir dil yapısıyla yetişmesini sağlamaktayız. Üstün hocamın deyimiyle ‘yalnızca çocuk okula kaydolmaz aile de okula kaydolur’ çocuk eğitiminde en önemli yolunun ebeveynlerin eğitiminden geçtiğinin farkındayız. Her yıl uzmanlar tarafından ailelere yönelik hazırlanan eğitim programlarının yanında, eğitim içerisinde dinamik olarak gerek müdürlerimiz gerek psikologlarımız ve gerek öğretmenlerimiz tarafından her an çocuklarımızın gelişimleriyle ilgili velilerimiz ile paylaşımlar yaparken bir taraftan da aile içi tutum, dil ve davranışlarla ile ilgili farkındalıklar oluşturmalarını sağlıyoruz. Bunun sonuçlarını da çocukların olumlu davranış geliştirme sürecinde fark ediyoruz. Aile eğitimi çok ama çok önemli, kritik karaların alındığı çocukluk döneminin sağlıklı geçmesi anlamında aileler süreci bilinçli bir şekilde yönetmeleri son derece elzemdir.

“KÜÇÜK İNSANLAR”

*Sizin de içinde bulunduğunuz Prof. Dr. Üstün Dökmen Yaşam Boyu Gelişim ve Eğitim Akademisi Küçük Şeyler Anaokullarında “suflörsüz eğitim” uygulaması var. “Burada her şey küçüğün” sloganı sizinle özdeşleşmiş durumda. Bunu biraz açar mısınız?

Prof. Dr. Üstün Dökmen’in, yaşamımızda sürekli suflörler var, biz büyürken ya da eğitilirken hep arkadan bir ses bize sufle verir. Örneğin bir annenin “teyzeye merhaba de” demesi bir sufle vermektir. Böylece ne yapıyor anne ona kendi tercihini yaşama şansı tanımadığı gibi, ileride birisiyle tanışmak istediğinde ve veya merhabalaşması gerektiğinde arkasında annesi olmadığında bunu gerçekleştirme gücünü de elinden almaktadır. Biz eğitimde çocuğa nasıl davranması gerektiğini söyleyerek değil, göstererek (rol model olarak), seçenekler oluşturarak ve bunları denemesini sağlamayıp geri dönüt vererek eğitmeye çalışıyoruz. Şimdi örneğimizdeki anne ve teyze eğer çocuğa bir birey gibi davranabilir ve her seferinde çocuğun aynı davranışı görmesini sağlarlarsa çocuk zamanla yetişkinlerle merhabalaşmanın samimiyetine ve sevecenliğine inanır ve onu taklit eder. Rol modeller samimi ve içten olurlarsa, “KÜÇÜK İNSANLAR” zaten bunu yaşamlarının içine dahil ediyorlar. Önemli olan ne söylemesi gerektiğini söylemek değil, nasıl yaşanıldığını ona göstermek ve tercihi ona bırakmaktır. Bu onu kendine daha güvenen ve ilişkilerinde daha sağlıklı bir birey olma fırsatını sağlar. Eğitimde amacımız çocukları yetişkin dünyasına dahil etmek değil, her daim ihtiyacımız olan çocuksu değerleri yok etmeden hayata hazırlanmasını sağlamaktır. Kültür bir değerler sistematiğidir, bu toplumun fertleri olan “KÜÇÜK İNSANLAR”ı bu değerlerin farkında olan bireyler olarak topluma kazandırmak istiyoruz. Bunun içinde okul öncesi eğitimde tüm ülkede bir bütünlük içinde güvenilir, saygın ve bilimsel temelli bir programı yaygınlaştırmış bulunuyoruz. Bakım evi mantığından çıkıp gelişen ve değişen dünyanın oluşturduğu ihtiyaçlara cevap veren bir okul öncesi eğitimi artık bilimsel bir temelde çocuklarımızın ve toplumumuzun hizmetine sunmuş bulunmaktayız.

ANNENİZİN YAĞINI KULLANMADAN YEMEK YAPMAK

*Sözünü ettiğiniz konularda anne babaların tutumu ne oluyor? Ve anne babaların bu yöndeki ‘eğitimi’ nasıl sağlanıyor? Çocuklara yansıması nasıl oluyor?..

Tüm yaşamı boyunca sufle almış bir toplumun çocuklarının bu dil yapısına hemen adapte olmaları gerçekten çok zor. 2008 yılından bu yana Bornova Küçük Şeyler Anaokulu olarak her zaman çok aydın bir veliyle karşılaştığımızı belirtmem ve onların da hakkını teslim etmek istiyorum. Bizim eğitim anlayışımıza ve sistemimize inanmışlıkları ve bunun için gösterdikleri çabayı takdirle anmak istiyorum. İnanmaları ve çaba göstermeleri işlerini kolaylaştırıyor. Biz de gerek eğitim gerekse farklı projelerle velilerimize destek verip onlara yardımcı oluyoruz. Çünkü sufle vermeden çocuğu yetiştirmek demek annenizin yağını kullanmadan yemek yapmak gibi bir şeydir. Alışkanlıkların değişmesi zaman almasına rağmen, 8 yıl içerisinde çok yol aldık. Sanıyorum ki toplumunda dönüşmesine de velilerimiz ve çocuklarımız sayesinde öncülük ediyoruz.

*Çocuklara vermek istedikleriniz, “suflörsüz bir eğitim” ile amacına ulaşıyor mu?

Abartılı bir dil kullanmak istemiyorum. 8 yıllık süreçte şunu büyük bir keyifle belirtmem gerekiyor ki; çocuklarımızın gerek kendini değerli hissetmesi gerekse de özgüvenli bir birey olma yönünde çok ciddi kazanımlar elde ettirdiğimizi gözlemliyor ve velilerimizin olumlu geri dönütlerini anlıyoruz. Çünkü sorgulayan, fikrini söyleyen, denemekten korkmayan, alternatif fikir üreten, kendini ifade eden, duygularını yansıtmaktan ve ifade etmekten çekinmeyen, öğrenme heyecanını ve motivasyonu güçlü olan çocuklar yetiştiğini gözlemliyoruz. Bunun yolu da ‘suflörsüz eğitim’den geçtiğini biliyoruz.

*Görebildiğim kadarıyla siz anne baba eğitiminin yanı sıra yeni ya da eski fark etmiyor çocuklara uyum sağlamaları için beli bir süre de çeşitli uygulamalar yapıyorsunuz. Çocuk ve anne baba açısından bunun yararını biran açabilir misiniz?

Oryantasyon programından bahsediyorsunuz, yeni başlayan her çocuğumuz için ve devam eden öğrencilerimiz için her eğitim öğretim başında oryantasyon programı uyguluyoruz. Diğer bir tabirle güvenli bir bağlanma süreci yaşatıyoruz. Çocuklarımıza terk edilme ve yalnız bırakılma duygularını yaşamamak için aşamalı bir geçiş, ailenin de okulda olduğu az bir zamandan yavaş yavaş zamanı arttırarak aileden bağımsızlaştırdığımız bir programdır. Bu süreçte çocuklarımızın öğretmenleri ve okulu tanımalarına arkadaşlarıyla kaynaşmalarına sağlayıp eğitim öğretim yılının sağlıklı bir şekilde başlamasını ve çocuğumuzun okula yönelik güvenli bir bağlanma yaşamasını sağlıyoruz.

TEK YÖNLÜ DEĞİL ÇOK YÖNLÜ GELİŞİM

*Klasik bir soru ama; Okul Öncesi Eğitime başlayacak çocukların anne-babaları anaokulu seçiminde nelere dikkat etmeli sizce?

Hem klasik hem de cevabının kişiden kişiye değiştiği bir soru. Ülkemiz bu noktada maalesef standardizasyon geliştirebilmiş bir ülke değil. Dolayısıyla veli okulları gezerken daha çok hisleriyle karar vermek durumundadırlar. Mesleki olarak birkaç öneri de bulunmak istiyorum, öncelikle okul öncesi eğitim kurumları bir bakım evi olmamalıdır, bakımında içinde bulunduğu ve tüm gelişim alanlarını geliştirmeyi hedeflemeleri ve bunlar için doğru öğretmenlerin ve öğretmen eğitimlerinin sürekli yapıldığı, özgün bir programa sahip, güvenlik ve sağlığa önem veren, popülist değil çocuk ihtiyacına ve yararına hizmet eden, yıl sonu gösterisi yapmayan – çocuğun anksiyete (yoğun kaygı durumu) yaşamasını istemeyen- tek yönlü değil çok yönlü gelişimi hedefleyen, sistemli ve süreğen bir programı olan, fiziksel gelişimi kadar psikolojik ve sosyal gelişiminin de önemseyen, en önemlisi de; anne babaların tüm sorularına açık ve net cevap aldığı, tam anlamıyla güven duyulan kurumların seçilmesi gerekmektedir. Çünkü çocuk ve eğitimi deyince olmazsa olmaz kriter; GÜVEN’dir.

SELAMİ KORKMAZ KİMDİR?

1979 Erzurum doğumludur. İlk ve Orta Öğrenimini İzmir ve Erzurum’da bulunan farklı okullarda tamamlamıştır. 1996 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümünde lisans eğitimine başlamıştır. 2000 yılında bölümünden mezun olarak Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Rehber Öğretmen olarak göreve başlamıştır. 1O yıllık süreçte Türkiye’nin farklı illerinde görev yapmıştır. 2006 yılında Mersin Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümünde “Depresyon ” üzerinde yüksek lisansını tamamlamıştır.

2008 yılında Küçük Şeyler ailesine katılarak İzmir Bornova Küçük Şeyler Anaokulunu Ziya Delikaya ile birlikte kurmuştur. İzmir Yönder Okulları Kurucu Müdürlüğü ve 2010 / 2011 Eğitim – Öğretim Döneminde Bornova Küçük Şeyler Anaokulu’nda Okul Müdürlüğü görevini üstlenmiştir.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


mersin escort

eskişehir escort

mersin escort

mersin escort
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
izmir escort izmir escort ankara escort ankara escort izmir escort ataşehir escort bayan ümraniye escort kadıköy escort hd porno izle ataköy escort bakırköy escort esenyurt escort travesti porno izle beylikdüzü escort ankara escort escort bayan ankara escort bayan sincan escort keçiören escort Ankara escort Antalya escort