Son Dakika
22 Kasım 2019 Cuma
”

ÇİÇEKÇİLİK DESTEKLENİRSE KASALAR DOLUSU DÖVİZ GELİR

Kentleri, parkları, yolları, güzelleştiren çiçeklerin en büyük üretici Kooperatifi BAYÇİKOP’un Başkanı Ersoy Sümerkan, “Sektörün Dünya Lideri Hollanda’ya çiçek satıyoruz. Tüm ürünlerin AB ülkelerine satılabilecek kaliteye yükseltmemiz gerekiyor” dedi. 

05 Mayıs 2019 Pazar, 19:20

KOOPERATİFÇİLİK DENETLENMELİ

Türkiye’de kooperatifçiliğin denetlenmediğini savunan BAYÇİKOP Yönetim Kurulu Başkanı Ersoy Sümerkan, “Kooperatiflerin başında kooperatifçiliği bilen insanların olması gerekiyor. Bir sürü iki yıllık okul var. Kooperatifçilik bölümü açılsın, gençler kooperatifçiliği öğrensin kooperatiflerde idarecilik yapsın” ifadesini kullandı.

GENEL MÜDÜRLÜK İSTİYORUZ

Bakanlıktan sektörün sorunlarıyla ilgilenecek ayrı bir genel müdürlük kurulmasını istediklerini belirten Sümerkan, “Kalite standartları belirlensin, torfta, saksıda, ilaçlarda ve girdilerde destek sağlansın” diye konuştu.

EĞİTİMLİ İŞÇİ VE PERSONEL YOK

Sektöre kalifiye işçi ve Kooperatiflere eğitilmiş personel yetiştirilmesi gerektiğini de belirten Başkan Sümerkan, Bayındır’a yılda 300 milyon lira katkı sağlayan çiçekçilik sektörünün sorunlarını ve çözüm önerilerini Haber Hürriyeti’ne anlattı.Bayındır ekonomisine yılda 300 milyon lira katkı sağlayan çiçekçilik sektörünün sorunlarını ve çözüm önerilerini muhataplarına sorduk. Haberhürriyeti Gazetesi Bayındır’daki üreticilerin sesi soluğu olma yolunda üreticiler ile görüşerek onları dinledi ve sorunlarını ilgili mecralara ulaştırdı. İşte Başkan Sümerkan ile yaptığımız röportaj:

Ne tür bitkiler yetiştiriyorsunuz? Kooperatif olarak ortaklarınıza ne tür kolaylıklar sağlıyorsunuz? Kooperatifin görevi nedir?

Kooperatifimiz 2000 yılında kuruldu. 400’e yakın ortağımız var. Bayındır’da 30’un üzerinde kooperatif var ama aktif olarak çalışan bir tanedir. Önce bir kooperatifçiliği insanların öğrenmesi lazım. Nasıl yapıldığını, nasıl yürütüldüğünü hem teknik olarak hem bilgi olarak, üretimden pazarlamasına kadar kooperatifçiliğin nasıl yapıldığını bilmesi lazım.Yasal olaylarını bilmesi lazım. Türkiye’de kooperatif sayısı çok ama aktif olanı çok az. Dünya kooperatifçilikle gelişiyor. Biz kooperatif olarak hedefimiz, küçük işletmeleri bir araya getirip, üretip, üreticilerin mallarını satmak. Küçük üreticileri bir güç haline getirip, ürünleri değerinde satmak. Kendi çıkarlarını düşünen yönetici ya da insanlar olursa kooperatifçilik yürümez. Emeğe değer veren anlayış ve uygulama önemlidir.

Seçim döneminde adaylar kooperatifleri ön plana çıkaralım diye söylemlerde bulundular. Siz diyorsunuz ki az sayıda aktif çalışan kooperatif var. Peki bunu düzeltmenin yolu sizce nedir?

Canı isteyen kooperatif kurmuş. Devlet bunu kontrol altına alacak. Türkiye’de şöyle bir yanlış var herkes kooperatif kuruyor. Tüzüğü hazırlıyor ben kooperatif kurdum diyor. Kurdun da arkadaşım sen ne üreteceksin, senin faaliyet alanın ne? Bunları yönlendirmek yok. İlginç olan şu Tarım Bakanlığı’na bağlı da kooperatif kurabiliyorsun yetmedi bir de Sanayi Bakanlığı’na da bağlı kooperatif kurabiliyorsun. Tarım Bakanlığı’nda, prensipte bir yerde, örnek veriyorum; Bayındır merkezde çiçekçilerle ilgili kooperatif varsa ikinciye izin vermiyor, Sanayi Bakanlığı’ndan kuruyor… bunun ne anlamı var. Türkiye’de kooperatifçiliği denetleme yok. Olmadığı için herkes kafasına göre kuruyor, kurmak çok kolay ama sürdürmek çok zor. Ben emekli öğretmenim, sabah 8’de gelirim akşam 5’te çıkarım. Bütün işe hakimimdir, her şey kontrolüm altındadır. Yavaş yavaş bu işte çalışanlarımızı geliştirdik. Bana bilgi verirler ama kontrol mekanizmasının başı benim. Yani kooperatifçiliği bilen insanların başında olması lazım. Bu nasıl olur ? Bir sürü iki yıllık okul var, okutsunlar gençleri öğretsinler kooperatifçiliği, gelsinler bizim kooperatiflerde idarecilik yapsınlar.

Bu bölümlerden mezun olanlar iş bulamıyor. Buna ne diyorsunuz?

Bir istihdam alanı sağlansın. Türkiye’nin her yerine yetiştirilsin. Dünya’yı Amerika’yı tekrar keşfetmeye gerek yok. Bugün Amerika’da, Avrupa’da tarımda, kooperatifleşme oranı yüzde 80-90 civarında. Devletin bir sürü danışmanlığı var. Bu adamları sen görevlendir, gerçek anlamda önüne bir şey koy. Ben tarımı geliştireceğim diye standartlarını ortaya koy, desteğini de ver, vatandaşı kurtar. Devletin yapabileceği bir iş, zor da değil bu. Tarım Bakanlığı da ayrı, Sanayi Bakanlığı da. Bu arada moda oldu bu. Bütün belediyelerin ağzında kooperatiflerden mal alma olayı, İzmir modeli. Bizi herkes biliyor, dün burada Çanakkale Belediye Başkanı vardı. Nasıl kuruldunuz?, nasıl çalışıyorsunuz? diye bilgi almaya geldiler. Biz de bildiklerimizi anlattık. Bu doğru da devlet bunu yönlendirecek, sahip çıkacak. Geliştirmek için adımlar atacak. Ne olabilir? Bir zamanlar vergi iadesi vardı, kooperatiflerden mal alırsan yüzde 5 indirim yapılacak, paran geri ödenecek gibi vs. daha da başka bir şeyler yapılabilir mi? Evet yapılabilir…

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in seçim vaatlerinde şu vardı. “Üretin, kooperatif kurun, kooperatiflerin bütün ürettiklerini ben alacağım” dedi. Beklentileriniz arasında bu tarz birşey varmı?

Ben kooperatifi kurmuşum. Yıllar önce kurulmuş, kooperatif kurmak kolay, yürütmek zor. Biraz önce de söyledim. Kooperatif yürütecek insanlar lazım, bilgili, vasıflı.

Peki siz ortaklarınıza ne gibi kolaylıklar sağlıyorsunuz ?

Şimdi gelelim oraya. Bizim birkaç tane çalışma şeklimiz var. Birinci çalışma şeklimiz şu; A firması veya belediyesi, gelir buraya, der ki bana şu bitkiler lazım. Ben görebilir miyim bunları der, tabii ki. Elemanlarımız alır bunları o bitkiler kimde varsa, oralara götürür ve alıcıyı gezdirir. Cebine göre, yerine göre alternatiflerini bulur. Kısa boylu olacak, uzun boylu olacak, dolgun olacak gibi. Daha sonra bize teklif verirler. Biz de değerlendiririz ve teklifimizi veririz. İşlerine gelirse resmi işlemler yapılır ve biz bu malı onların adına, o bitkileri seralardan toplarız, kendi kamyonumuzla götürürüz, indiririz. Üreticinin malını biz pazarlarız. Bazen kar yüzde 20 olur, bazen yüzde 30 olur. Bitkinin durumuna, maliyetine, masrafına göre değişir. Doğrudan gelenlere göre bu birinci çalışma şeklimiz.

Standart komisyon bedeli varmı?

Standart yok biz de. Bakarsın ben zararına mal satarım. Yani üreticiden alırım 1 liraya 80 kuruşa satarım. 1 liraya alırım bütün masrafımı ben yaparım, 1 liraya satarım. Zarına da satarım. Şişmiştir mal burada, üreticinin elinde kalmıştır. O malı tüketebilmek için bazen zararı göze alırız. Ödemelere gelince, 3 aylık ödeme denildiği zaman bize peşin geliyor. Ben 2013’den alacağı olan bir kooperatifim. Adam bana bir sene sonra ödüyor. Eee ben o senenin fiyatından ödediysem, bir sene sonra dolar yükseliyor, Euro yükseliyor. Biz dolara, Euro’ya bağlıyız. Biz ne yapacağız o zaman… Sen bir sene sonra para ödersen kusura bakma, ben yüzde 10 karlı çalışmam, yüzde 20 karla çalışmam. Zaten yüzde 10’u senin masrafın oldu. Ne zaman alacağın belli değil parayı, peşin olsun yüzde 5’e çalışayım.

Siz üreticiye ödüyorsunuz ama değil mi?

Tabii ki. Bu arada A belediyesine, B firmasına malı göndermişiz, 3 ay olmuş 5 ay olmuş hiç önemli değil. Biz üreticinin parasını ödüyoruz. Üreticinin alın teri o, onu ödemek zorundasın. O güce sahip olduk, ödeyebiliyoruz. İkinci bir çalışma şeklimiz de, oturuyoruz belediyeyle anlaşıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi’yle. Alım garantili, sözleşmeli üretim. Onlar fiyatları belirliyor, biz fiyatlarımızı teklif ediyoruz. Bize diyorlarki işte yazlık şu bitkileri üretin. Anlaştıktan sonra biz tohumlarımızı yurtdışından getirtiyoruz. Mevsimlik çiçeklerde, kendi fideliğimizde onları fidan haline getiriyoruz. Üreticilerimize haber veriyoruz, geliyorlar toplantıya, kim yapmak istiyorsa isimlerini yazdırıyor. Bu en az 120 – 130 kişi oluyor. Biz bitkileri dağıtıyoruz. Fidan nereye dikilecek saksıya, saksısını veriyoruz. İçine ne lazım bunun harç lazım, onu burada hazırlıyoruz torfu, içine gübresini, üreticinin serasına indiriyoruz. Ondan sonra üretici onu serasında fidelere batırıyor, bekliyor. 20 gün, bir ay, en fazla bir buçuk ay sonra oluyor. Biz onları sürekli kontrol altında tutuyoruz. Hastalığı, vitamin eksikliği olursa takviye ediyoruz. Ziraat mühendisimiz var, yetişmiş alaylı elemanlarımız var. Teknik desteği de veriyoruz. Bitki büyüdükten sonra kasamıza atıyoruz, sarıyoruz, nakliyemizi yapıyoruz. İzmir Büyükşehir Belediyesi bize diyor ki, bunu Karşıyaka Bostanlı’da şu alana, şu bitkiden şu renkten dikeceksiniz. Onun programını yapıyoruz, dikimcilerimizi ayarlıyoruz, dikimini de yapıyoruz. Yani alım garantili, sözleşmeli üretim yapıyoruz.

Genelde belediyelerle mi çalışıyorsunuz?

Genelde belediyeler. Bizim toplu tüketicimiz belediyeler, toplu konut alanları veya fabrikalar gibi alanları olanlar alır bizden. Ama en büyük tüketicimiz bizim belediyeler.

Çiçekçilerin ve dış mekan üreticilerinin sorunları neler? Bu sorunları çözmek için neler yapıyorsunuz?

Şimdi bu sektör daha yeni bu bölgede modernleşmeye başladı. Bayındır’da çiçekçilik yapılıyordu ama dünya teknolojisi kullanılarak daha yeni yeni yapılıyor. İnsanlar burada yaşayarak öğreniyor çiçek üretimini. Tarımda eğitilmiş insan sayısı bu sektöre girip de tarımda, serada çalışan insan sayısı az. Çocuklarımızı masada oturmak için yetiştiriyoruz, alanda çalışmak için değil. Teknik olarak bilgi yetersizliği var, ikincisi tarımda bizim her şeyde olduğu gibi bütün malzemelerimiz ithal, girdilerimiz yüksek. Çünkü burada üretemezsiniz. Bütün tohumlarımız ithal, yerli tohumu ıslah edememişiz biz, zaten bizde yerli tohum yok.

Siz kooperatif olarak neler yapıyorsunuz, bu sorunların çözümleriyle alakalı?

Biz üreticinin malını alıp satıveriyoruz, parasını da ödüyoruz. Üreticiye diyoruz ki biraz işinize yatırım yapın. Yani 150 milyar liralık araba alacağına, 30-40 milyar liralık araba al, kalanını işine yatırım yap, sermayeni büyüt.

Üretici mi mağdur oluyor, siz mi mağdur oluyorsunuz?

Mağdur olmuyoruz ama üretici daha profesyonel değil, işini dağıtmış, işi bozulmuş çiçekçiliğe girmiş. Bu zamanla gelişecek mi? Evet. İlerliyor mu? Evet çok hızlı bir şekilde ilerliyor zaten.

Eğitimli üreticilerin olması mı gerekiyor?

Tabii ki mutlaka. Bilgi almaya ve vermeye açık üreticiler olması lazım. Her işte olduğu gibi aynı şey. Mesela bizim süs bitkileri üretiminden tut, uygulamasına kadar üretici var. Torf, saksı, gübre getiren var, nakliyecisi var. Ondan sonra burada üreticinin yanında çalışan bir sürü insan var. Bunu gönderdin belediyelerdeki dikim elemanları var. Sulamacıları var, su malzemeleri var, bu malzemeleri satanlar var. Bunlar hepsi bizim sektörün birer tedarikçisi. Türkiye’de bunu sayıya vurduğunuz zaman bahçelerde çalışan insanlarla beraber en az 400 bin kişi. Bu işte 400 bin kişiye istihdam sağlanıyor ama Ankara’da bir tane genel müdürlüğümüz yok. Üreteceğimiz bitkilerdeki standartları belirleyen, bize gübre, saksı gibi destekler sağlayan, sektörü yönlendiren bir yer yok. Üç tane bakana tek tek söyledim. Ama sonuç yok. Duyumlarımıza göre, “Bir bakan 70 tane genel müdürlük var bizde. Bir taneye daha ne gerek var” denilmiş. Ankara’da bizim sektörün bağlı olduğu SÜS-BİR var. Onlar bakanlıkla bağlantı kuruyor, sorunları anlatıyor. Gördüğümüz o ki süs bitkileri üretecileri sektör olarak tanınmıyor, kooperatiflerine de destek verilmiyor. Biz kendi olanaklarımızla burada büyüyeceğiz, gelişeceğiz diye uğraşıyoruz. Her şeyi devletten beklemek de doğru değil ama ben de KDV veriyorum, devlete vergi kazandırıyorum.

Yurtdışına ithalatınız var mı?

Evet, Hollanda’ya var. Çalı türü geçen sene sattık, şu anda listeleri var. Bu ayın sonu veya gelecek ayın ortalarında göndereceğiz.

Yurtdışında da burada yaşadığınız gibi sorunlarla karşılaşıyormusunuz?

Daha az yaşıyoruz ama bizim Hollanda’ya vermekteki en büyük hedefimiz, Hollanda standartlarında, Avrupa standartlarında mal üretmek ve ürettirmek. Biz o standartlara uymaya çalışıyoruz şimdi. Gün geçtikçe de kalite standardımız iyice yükselecek ve ürünlerimizin tamamını Avrupa’ya satabileceğimizi düşünüyoruz. Çünkü orası merkez. Yani biz Hollanda standartlarında burada üretebilmeliyi. İşin gerçeği şu an üreticilerimiz daha üretemiyor. O standartlarda üretim çok masraflı. Çok gittim geldim ben Hollanda’ya ama bizim buradaki standartlarımız daha onlara uygun değil.

Standart olarak burası ile oranın farkı nedir?

 Onlar daha teknik yapıyorlar, içindeki toprak harcını ayrı kullanıyor, gübresini kullanıyor. Makaslama, bizde makas çok önemlidir. Bitkinin formu, bitkinin üç dalla çıkması var bir de makasladın mı üç kere, 30 dalla da çıkması var, görünümü güzel. Arz talep meselesi, yıllar önce biz burada torbayla gönderiyoruz. Şimdi İzmir Büyükşehir Belediyesi, “torbada istemiyorum, büyük saksıda kaliteli bitki istiyorum” diyor. Şimdi büyük saksıya döndük. Tohumlu makaslanmış bitkiye döndük. Arz talep meselesine göre zamanla gelişecek.

Peki bu sektöre teşvik var mı?

Hiçbir şey yok. Devletin desteği lazım ama devletten destek alabilmek deveye hendek atlatmaktan daha zor. Çabuk ulaşılabilir bir destek bekliyoruz devletten.Tohum üretip yurtdışına satmak devlete doğrudan gelir. Euro gelecek, dolar, döviz gelecek. Bizim birinci dereceden desteklenmemiz lazım ama olmuyor. Çünkü senin bir amirin yok ki, Ankara’da derdini anlatacağın, seni savunacak birisi yok ki.

Kent ekonomisine katkınız nedir?

Yıllık bazda çiçekçilikte Bayındır’a 300 milyon lira civarında katkıda bulunuluyor.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz