Son Dakika
16 Ekim 2018 Salı

ÇEŞME’NİN ALTI OYULUYOR BÖYLE!

Biz tesadüfen keşfettik. Bilmez mesela Çeşme’ye gelen. Koruma kapsamında kayıtlı 200 civarı tarihi eserin büyük bölümünü, rastlantılarla ‘eski bina’ kabilinden görür millet. Adının nereden geldiği bile anlatılmaz insanlara.

14 Temmuz 2018 Cumartesi, 16:18

Peşinen diyeyim;

Biraz uzun olacak.

Kısa tutmak, geçiştirmek ya da yasak savmak olur.

Artısı eksisi ile durumu yaşayan bizleriz.

*.*.*.*

İzmir’in tatil markası Çeşme.

Yazı, denizi, kumu, plajı, beach clup / surf, Akdeniz mutfağı, eğlence mekanlarından ibaret bilinir markalığı.

Gaflettir, dalalettir, yanılgının ağababası bir durumdur bu bakış açısı aslında.

Ama aynı zamanda da normaldir.

Çünkü;

Ne sunarsan,neyi pompalarsan, ondan ibaret bilir Çeşme’yi millet.

*.*.*.*

Her şerde bin hayır vardır.

Durum, o durum.

RES

Rüzgar Enerji Santral Türbinleri.

Yaşam alanlarımızda başımızın ucuna mezar taşı gibi dikilmiş, yagı da geri dönüşü olmayacak şekilde o alanları terk etmelerine hükmetmişti.

Öylece durmaya devam edince, halleri nedir ne ahvaldedir diye bakmaya gittiğimizde tesadüf buluşturdu bizi gözden kaçırılan bir acı gerçekle daha.

Yıkık-dökük, ‘ ben tarihim’ diye bas bas bağıran kalıntılar harekete geçirdi bizi.

Nedir, ne değildir araştırdık.

Eski Çeşme, yani bildiğimiz ilçenin ilk kurulduğu mekan olarak tokat oldu, çarptı suratımıza.

Yaklaşık 900 yaşında.

Sözde Anıtlar Kurulu-Kültür Turizm Bakanlığı-Vakıflar ile ilgili resmi makamların koruma listesindeydi.

Eski Çeşme ya da İsmail Obası, İsmail Camii-Hamamı diye de geçiyormuş kayıtlarda.

Anıtsal Koruma alanı olmasına rağmen nasıl rüzgar enerjisi tribünü dikildiği bir yana.

Nasıl olup da kaderine terk edildiği ile ilgili kafa yormak bile;

İnsan evladı olan her bireyin üzerine karabasanlar çökmesi için yeterli bir gerekçe.

*.*.*.*.

Tesadüfü izleyen hafta uzmanlardan oluşan bir heyetle yaptığımız ziyarette öğrendik.

RES bölgesinde tesadüfen rastladığımız o kalıntıların geçmişi şuymuş meğer;

Ortaçağda Bizans İmparatorluğuna bağlı olan Çeşme yöresi ilk olarak ÇAKA BEY zamanında TÜRKLERİN eline geçmiş.

MS.1081;

Birinci Kılıçarslan’ın kayınpederi olan ÇAKA BEY.

Selçuklular devrinde KLOZEMENE yarımadasını ele geçirmiş.

Ve bizim bugün RES’e bürünerek hayatımızda ‘bir şer’ olan şey sayesinde, karşımıza ‘bin hayır’ halinde çıkan Eski Çeşme Köyü’nü kurdurmuş.

Çeşme’nin 2 Km. güneyinde.

Tepeler arasında olan bir camii ve evler yaparak Oğuz Boyundan gelen Türkleri buraya yerleştirmiş.

ÇAKABEY’in öldürülmesinden sonra kardeşi Yalvaş, Haçlılar gelinceye kadar bu bölgede olmuş.

*.*.*.*

1979 yılı kilometre taşı olmuş Çeşme için.

Arkeolojik kazılar,  bulgular bölge yerleşim tarihinin M.Ö. 6000 yıllarına kadar gidebildiğini göstermiş.

İlçe arkeolojik turizm değeri olarak Ceneviz Dönemi’ne tarihlenen Çeşme Kalesi ile sınırlı sanılır.

O da, olanca haşmeti ile ‘Kör Göze Parmak’ ayakta durmasıyla yırtar gözden-gönülden ırak kalmaktan.

Deniz-kum-güneş-eğlence üzerine kurulu olduğunda düzen, bilmez mesela Çeşme’ye tatile gelen.

*.*.*.*

Dedim ya;

Ne sunar, neyi pompalarsan o sınırda bilir insan yaşadığı yeri.

Biz de yeni öğrendik.

Bakanlığı, Vakıfları, Anıtlar Kurulu ile 200’ü aşkın resmi kağıt üzerinde ‘koruma’ kayıtlı tarihi eser varmış Çeşme’de.  

16’ncı yüzyıl başlarında Piri Reis’in haritasına işaretlenen kaleyi 1671’de gören Evliya Çelebi, ünlü eseri Seyahatname’de şöyle anlatmış mesela Çeşme’yi ve Çeşme Kalesi’ni:

“Deniz kıyısında bir alçak kaya üzere; batı tarafı deniz, doğu tarafı bayırlı sahra ve dağdır… Kale içindeki hanelerin hepsi batı tarafından Sakız Adası’na doğru denize nazır elli adet toprak örtülü evlerdir. Dizdarı ve 185 neferi hep bunda otururlar. Kalesi dörtgen şekilli, taş yapılı Hoşa-bad kalesidir. Bu kale doğudan batı tarafına uzunlamasına olub boyu yokuş aşağı hendek kenarınca iki yüz adımdır ve genişliği yüz elli adımdır.

Bu hesap üzere kale çepeçevre yedi yüz adımdır. Üç tarafı derin hendektir. Lakin batı tarafı kayalarını deniz dövdüğünden hendeği yoktur. Kıbleye (güneye) bakan varoşa açılır sağlam demir kapası vardır. Hendek üzerinde zenberekli asma köprü ile geçilir köprü vardır. Bu kapu tarafı iki kat kale divandır. İç kalenin batıya nazır bir demir kapusu var ki, üzerinde tarihi yazılı olan kapudur. Bu kapudan içeri bir kat demir kapu daha vardır. İç kale böylece iki kat kapu olmuş olur. Bu iki kapunun üstünde Sultan İkinci Bayezıd’ın üst kat camii var.”

1508 tarihli Bayezid Camii, kalenin içindedir ama bilinmez.

1528 tarihli Kanuni Kervansarayı, hemen kalenin ilerisindedir ona keza.

Gene bir 16. yüzyıl yapısı olan Bandırmalı Osman Ağa Camii.

O da kalenin yanı başındaki meydanda olmasıyla ayaktadır.

Hani her daim arşınladığınız Çeşme Marina var ya;

Hemen ardındaki iki yanında çatal uzayan yolun ortasındaki cami sözünü ettiğim.

Ama gelip geçen onu da sıradan ilçe camilerinden sanır ‘400 yıllık yaşına hakaret’ yanından, yöresinden yolundan geçen.

Hacımemiş’i Alaçatı’nın restoran-kafe-alışveriş noktalarından ibaret bir alan bilir millet.

1797 tarihli  Alaçatı’daki  Memiş Ağa Camii bir Osmanlı mimarisi  özellikleri  ile bir anıttır oysa.

Memiş Ağa’ya komşu 1832 tarihli Mustafa Ağa camii.

Sadece bileni, arayıp-soranı,  şehirden kaçıp yerleşen okur-yazar-çizer bilir.

Pazaryeri’ndedir, incik-boncuk-hediyelik-çay molası, atıştırmalık arayanla dolar-taşar oysa.

Bir tarafı Cami kapısı girişi, çıkışı Kilisedir.

*.*.*.*

Sadece deniz, eğlence üzerine kurulu olunca düzen;

Çıkmıyor ‘Çeşme adı nereden’ diyen.

Çeşme, 6 bin yıl boyunca önemli bir ticaret limanı.

Sahip olduğu ticari potansiyel çok sayıda ticaret-konut ve konak gibi sivil mimari örneklerini de beraberinde getirmiş.

Onları yukarıda saydım zaten.

Çeşme’nin Çeşme adı ile anılmasının nedenine geçeyim hemen.

Donanma için olduğu kadar denizcilere de su sağlayan rıhtım boyunca çok sayıdaki çeşmeden söz edilir.

Uzak su kaynaklarından taşınıp yerleşimlere hayat sunmuş o çeşmeler.

Çeşme İlçesi’nin geçmişteki su kültürünün zenginliğini yansıtması açısından önem taşır o çeşmeler.

21’i korunmuş, 9’u restore bekleyen, 3’ü özgünlüğüne sadık kalınarak taşınmış, 5’i, taşınmış fakat özgünlüğünü kaybetmiş, 6’sı yerleri yeni tespit edilmiş, 5’i yerleri belli ama kayıp, 4’ü da varlığı bilinen ama yeri aranan olmak üzere 53 adet yaşı 500’ü bulan çeşme.

Adının yüzü suyu hürmetine ‘gezdirilir’ insanlar ama nafile.

*.*.*.*

Çeşme’de millet önüne koyulanı yiyor.

Tamam;

Misafir umduğunu değil, bulduğunu yer.

Ama kazın ayağı ya da madalyonun diğer yüzünde durum bu kadar basit geçiştirilecek türden değil.

Alaçatı Azmak’da RES incelemesinde tesadüfen gördük enkaza yüz tutan 400 yaş civarlarındaki Yerebatan Sarnıç ile kiliseyi.

Varsa yoksa;

Deniz-kum-güneş-eğlence.

Gerisi;

Çanak Çömlek İşte.

Vur patlasın, çal oynasın öyleyse!

Sadece bunlar olunca pompaladığın:

Elin açıkgözü mezar taşı gibi tribünleri başucumuza dikebilme meydan boşluğunu değerlendirmekle kalmıyor.

‘Tarih, coğrafya, fizik, kimya, ekoloji’ demeden dayıyor haliyle ardına Jeotermal Enerji ile Taş Ocakları’nı!

Vur Patlasın Çal Oynasın yaşayıp gidiyoruz, işte böyle.

AHMET GÜLER

14 Temmuz 2018, ÇEŞME

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO