16 Eylül 2018 Pazar, 19:46

CANIMIN AĞRI’SI

           “… ‘Derin iyi ki varsın. Anlatacak bir şey yok şimdilik’ / Derin bana koca bebek demişti. Bilse içimde fındık kadar küçücük bir fasulye bebeğin, mucize bebeğin var olduğunu… Teyze oluyordu. Bilse bizim karışık hayatımıza ortak olduğunu… Yakında bilecekti. Hafta sonu Azat geldiğinde hayatımdaki iki önemli kişi mucizeme ortak olacaktı. Birisi babası olarak, birisi teyzesi olarak hayatımızdaki iki önemli yeri dolduracaklardı. Derin’e sarılarak yanına uzanmıştım. Kendimi daha güvende hissetmiştim. Ruhumu dinlendirmiş, duygularımı demlendirmiştim, duygularımı demlendirmiştim Azat ve mucizem ile ilgili…” (120)-(*).

           “… Azat’ın annesi sonradan konağa kuma olarak gelmiş. Resmi nikâhı yok yani. Azat’a İstanbul’da bir ofis açmışlar, belki bundan haberin vardır. Fabrikanın işleri ile ilgili. Aylin şimdi bir şey diyeceğim ve lütfen sakin ol. Hayatta hiçbir şey vazgeçilmez değildir. / Evet Hakan? / Azat evlenmiş Aylin. Azat Ağrı’da evliymiş…” (194)-(**).

           ‘Ayten Öztürk’ün; duygusal ağırlıklı ‘Canımın Ağrı’ kitabı, Ağrı ilinde yaşayan ve İstanbul’da öğrenciliğini idame ettiren bir gençle, birlikte olduğu kız arkadaşı arasında geçen, anlam yüklü ve duygusal ağırlıklar içeren bir kitap. Okurun dimağına düşen bu anlam güzelliğinde yazar, kitabın ismine bir anlamda ironi de yapmış! Bence yerinde ve anlamlı bir ironi. Ayrıca okurun liriksem duygularını da perçinliyor gibi. Okurun duygu salınımlarında, ilerleyen paragraflarda aksiyon pek düşmüyor. Grotesk bir tür bakışla, okuru, oynatılan bir tür film imajında ve hayalinizde oluşan bakış açınızla farkında olmadan yaşanılanlara yoğunlaşıyorsunuz biranda…

Sayfaya salt, iki kısa paragraf aldım. Alıntılarla kitabın anlatımını ve yüklediği liriksem hazzı bırakıp, bu alıntılarla açıklamamı boğmak istemiyorum.

İster zaman deyin siz ona, ister ölüm. ‘O görünmez kırkayak’ tır insanı kalmaya iten.Gidilse de, bir daha dönülmese de, gelecekte olmaktan vazgeçmez insan. Bireysel bitişe sözle, sesle, renkle, taşla, mermerle direnmesini bilmiştir o. Kendinden sonra yaşayacak teklere, giderek toplu bir bilince ulaşmak, onda sürmek, böylece üç boyutlu bütün zamanıyla uygarlık çizgisinde kalmak için işaretler, parolalar bırakmıştır geriye.  Dağ delinmiş, gün bitmiş, ad olmuştur. Saray göçmüş, gün bitmiş, ‘kahraman’ gitmiş, ad olmuştur. Yalan gerçek bilinmiş, gün bitmiş, gerçekler su yüzünde görünür olmuş, fırtına kalmış, gün bitmiş ve duygumuzun salınımlarıyla yüklü, uzaklardan keman sesiyle ‘Beethoven’ gitmiş, ad olmuştur! Tüm bu duygularımı paylaşmaktaki ereğim, yazarımızın adeta her satırında ilmek ilmek işlediği ve bilhassa genç kızlarımızın yanlış yollara sapmamaları, fiziksel çekiciliğe kanmayıp, bilhassa kişilik aramaları ilgilendikleri karşı cinslerinde… ‘Öztürk’, bence bu kitabıyla aldanılan, aldatılan duygulara bir tür ders verircesine, okuru ters köşe yapıyor… Okunası bir kitap olmuş, emeğine, gücüne, fikrine, kalemine kuvvet…

Üst paragrafta, belirttiğim satırlarda betimlediğim hususlar; benim, bu şekilde algıladığım anlama ‘olgusal’ adı verilir… Fakat herhangi bir olayı, fiziksel dünyada oluşan herhangi bir değişmeyi, salt fiziksel bir olgu olarak niteleyemeyiz. Her şeyden önce insan olma özelliğimiz bunu engeller. Dışımızda oluşan bir şeyi, en büyük bir nesnellikle, tutkusuzlukla gözlemlediğimiz zaman bile, bu ‘şey’ in iç dünyamızda oluşturduğu değişimlerin etkisini sıfıra indiremeyiz.Gerçekliğe tanıdığımız her türlü anlam, konumumuzun ve bilgimizin, kimi zaman dışında oluşur!

İfadesel anlam olgusal anlamdan salt benzetme yoluyla değil,  aynı zamanda “empati” yoluyla algılanmış olmasından ayrılır. Daha basit bir deyişle, ifadesel anlamı kavrayabilmek için, bir de “duyarlık” gerekmektedir. Fakat bu duyarlık, günlük pratik deneyimlerin dışında sanılan bir özellik değildir. Alıştığım bir duyarlıktır, doğal niteliktedir.  Bu nedenle, pratik deneyimlerim alanına girer, insanı bir robot olarak tanımlamak mümkün olmadığına göre, pratik deneyimlerle elde edilen ve herkese ortak olan bir duyarlığı da kabul etmek zorundayız.

Bu girizgâhlarımdan sonra yazarımızın, bu atmosferde yol alan değerli kitabını, duygusal anlamda ilmek ilmek adeta işlemiş. Bize de bu oylumlu içeriklerle yoğunlaşan kitabı okumak kalıyor…

Kitap, ağırlıklı olarak verdiği mesajlarla başka bir anlam da taşıyor. Çünkü yetiştirilen çevre, kültürel boyutta birbirimizi anlama (tabi burada kişinin, karşı cinsinden söz ediyorum) tüm bunların sonucunda da maalesef boşanmalar, kopukluklar, birbirimizi anlamamalar… Sonuçta birey öznelinde yaşadığı duyumlarla ne kadar özgürse, yine de farklı kültürel boyutlar, farklı düşünceler kategorisine girmemeli!  Bu nedenle ‘Ayten Öztürk’ün bu kitabı ‘Canımın Ağrı’, benim için bu anlamları da taşıyor. Bu nedenle, bu tür anlam yükünü içerdiği için de okunmasını salık verebilirim…

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO