Son Dakika
18 Eylül 2018 Salı

13 Eylül 2018 Perşembe, 18:25

Bazı kitaplar vardır ki, eline alır almaz, daha ilk sayfada kararını verdirir insana: Bu kitap öncelikle okunmalıdır!

“… Her kapının açılmadan önceki hallerindeyim / tedirgin edilmiş bedenimin içindeyim / güneş alır mı içine, giydirir mi bedenimi / arkası iki duvar arası, zulalanmış düşler / her kapı açılmadan önce(ki) tereddütler / açılmayan kapıların ardındaki ihanetler / korku uysallaşmıyor içimde / bu hüzün ne bir dert, ne bir keder…” (sy.26) – (*).

           “… Seyir defterinin seyri aynı / değişen bir şey yok / düşünceme tecavüz hallinde / her şey / keser sesi / süpürge sesi / motor sesi / seyyar megafonların sesi / hurdacıların sesi / şerefsizlerin sesi / belki, filozof bir devlet hayalindeyim…” (sy.116) – (**).

           Bazı kitaplar vardır ki, eline alır almaz, daha ilk sayfada kararını verdirir insana: Bu kitap öncelikle okunmalıdır!

Şiir, öykü, deneme, roman… Fark etmez. Her türde edebiyat metnini bağrında taşıyan, bir sırt iki kabuktan oluşturulmuş nesne –kitap- için geçerli bu saptama. Haksızlık etmemeli; anı, mektup, gezi kitapları için de söylenebilir aynı şey… Kendini tartan, akışkan anlatım ve zengin içerikle donatılmışsa eğer. Söz konusu ayrıntı merakı ve söyleme incelikleri, yeterli özellik değil mi bir metnin benimsenmesinde?  Bazı bilimsel yapıtlar bile, öyle hızla okunmaya davetiye çıkarır türden, çarpıcı metinlerle bezenmiş olabiliyor. Şaşırtıcı, sevindirici biçimde…

Bugün, bu sayfanın konuğu şair bir kardeşim! Üst satıra ilintileyen iki güzel şiirini “Can Cevheri” şiir kitabından alıntıladım. Beğenim, elbette tüm şiirlere… Ancak sayfaya alabileceğim, yorumuma sebep olacak ‘Erkan Demir’in iki güzel şiiri… Birbirinden lirik şiirleri buluşturan bu oylumlu kitabına, sevgili şair kişinin göz atar atmaz; ‘… Her kapının açılmadan önceki hallerindeyim…’ (*), dizesiyle başlayan, tuhaf bir mıknatıs, sıcak bir ‘gizdil’ çekiminin varlığını sezdim.

Can Cevheri’ndeki şiirler dünü bugüne, şimdiye taşıyor. “Tarih gerçeğin anasıdır” diyen ‘Borges’i anımsatan bir uygulama. Ama şiirle; bireyin tarihi, yani anası, yani gerçeği çocukluğudur, diye düşündürüyor insanı. Düne ait yöresel ve törensel motifli göndermeler şimdiyi şiirsellikle sarmalamayı, ifade etmeyi deneyen içtenliğe sahip. Şairin farklı biçimde kendini yalnızlıkla var ettiğini, varsıllaştırdığını, varsıllaştırabileceğini gösteren bir girişim, bu girişimle dolu bir liriksem haz ‘Can Cevheri’… Zamanı, söz eylemini susku lehine de kullanarak, nakış haline dönüştürmek sanki ereği. ‘… Her kapı açılmadan önce(ki) tereddütler / açılmayan kapıların ardındaki ihanetler…’ (*) ; “şehr-i humma” içindeki sitemi buluyor okur, elbette öncesindeki protestoyu da: ‘… Korku uysallaşmıyor içimde / bu hüzün ne bir dert, ne bir keder…’ (*), dizelerini dillendirirken ‘Demir’, an’ da yoğunlaşmanın gerginliğini de açığa vurma pahasına…

Şiirin büyüsüdür okurun dikkatini çeken.  Bir daha okuma arzusunu kışkırtan. O büyü ki pek anlaşılamaz. Okuyan sadece yakınlık bulmuştur atmosferinde; “nasıl bir şeydir” sorusuna aranan yanıt örtüşmüştür şiirle: ‘… Düşünceme tecavüz halinde / her şey…’ (**). Şair, kendine ait sızı, ya da yadsınamayacak duyu-düşün sinyalleriyle örülü tarifsiz hüznü bir “haz” seline dönüştürmüşse, okur için önemlidir. ‘… Belki filozof bir devlet hayalindeyim…’ (**), hiçbir okurun, şiirin Amerika’sını yeniden keşif yoluna çıkmadığını, çıkmayacağını bilerek söylüyorum bunu. Şiirde kendi iç gezegenine dair küçücük ipuçları bulmuşsa, ne olduğunu çözemese de, okuduğu şiirin büyüklüğünü değilse bile, özümsenebilir kıvamda olduğunu kanıtlar.

Şair, okurun duygularına, bunalım ve esenlik hallerine ya da varoluşsal dileklerine ayna tutmakla yükümlü sayılmaz. Çözüm üretmez, önermez de o bağlamda… Ama bir şey var ki, ‘Can Cevheri’ndeki gibi söylemi otantik öğelerle bezeyip insanı bir yöreye ve tarihe götürerek beleğine işlevsellik katabilir. ‘Erkan Demir’in dizeleri, Ege’nin otantik yaşamına dair havayı ve gizemi, kılcal ayrıntı uçlarını içselleştirmiş. İnsanoğlunun, varoluşsal, zaman-mekân ve nesne çıkmazları adına…

Böylesine kesin saptamaya vardıran şiirlerden fazla alıntı yapmak gelmedi içimden. Sadece, “her kapının”, “kaos” ,  “kentlerin ruhu” ve elbette kitaba adını veren, kattığı duygularla liriksem bir haz yükleyen “can cevheri” şiirlerinin adını anmakla yetineceğim. Alıntı yığılmasına kurban olmasın metin! Zira doksan altı ürünün yer aldığı (127 sayfa) kitapta, bireyin olgu ve kurgu dünyasına odaklanmış söylem. Yaşamı sorgulayan, zaman yumağını çözmeye yeltenmiş şiir kişisi ile karşı karşıya okur. Sözün mayası tutmuş, lirizmi ve ritmi kıvamında, ürpertici değilse de dürtücü bir ‘poetika’ söz konusu… Meraklandıran şiir dili okuyanın dikkatini, hevesini tetikte tutuyor. Şiir, serüvene adanmışlığın boyutunu, yaratma cüretini ve coşkusunu gösteriyor. Belli ki şiiri çok düşünmek, çok okuyup az ve titiz yazmak tutumu/tutumluluğu yönünde gidişi. (Dergilerde pek sık rastlanmaz adına…) Sanki şiiri yayımlamaktan ziyade, o hedeften önce yaşam biçimine dönüştürmüş ‘Erkan Demir’…

Sözü tok bir şair kimliğine bürünmüş şiir kahramanının söylemiyle, ilgi uyandırıyor hemen, ‘Can Cevheri’. Uzak çocukluğun varlığında hayatın gözlemlenmesi, okunması (deşifre edilmesi) sonucunda ipuçları bırakıyor. Şiire serpiştirilmiş ‘taşra’ mahcupluğu, sindirilmiş tedirginlik, şehirli koşullara da sürükleniyor. İçtenlikle paylaşılıyor. Örnekse; kitabın tümünde yer alan, birbirinden oylumlu şiirlerin bütününde ‘Can Cevheri’ şiir kitabı… Belki lirik havasına katkı da yöresel kurgudan geliyor…

Bu güzel şiirlerin mimarlığını üstlenen sevgili şair kişim ‘Erkan Demir’, bu şiir kitabıyla ne denli şairliğin yolunda olduğunun olumlu bir resmini bizlere aktardı… Sözün kısası, yolun açık ve şiir dolu olsun ‘Erkan Demir’…

Meraklısına; Şairimiz, 1962 Ardahan-Hanak doğumlu. Üniversite eğitiminden sonra; Tarih, Felsefe, Resim, Edebiyat konularında birçok araştırmaları ve çalışmaları oldu. Ayrıca kişisel olarak birçok sivil toplum örgütlerinde aktif olarak bulunup, görevler aldı.

 

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

2 Yorum

  1. Sevinç Özküçük

    14 Eylül 2018 at 21:40

    Bir çerçeve olmuş hayat,girdin mi çıkamayız soluncaya kadar ;Can Cevheri,Erkan Demir beyin gönlünden geçenler Mustafa Gökçek hocam şahane gözlemleri ile dahada güzel oldu teşekkürler

  2. MUSTAFA GÖKÇEK

    15 Eylül 2018 at 15:03

    Güzel ve ince tespitleriniz için ben teşekkür ederim Sevinç Hanım…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir