11 Kasım 2018 Pazar, 20:47
Mustafa Gökçek
Mustafa Gökçek [email protected] Tüm Yazılar

BÜYÜLÜ BİR DOĞA YOLCULUĞU

“… Çölün bitimine yakındağlık bir arazi ve içi karanlık bir mağara gördüler. Mağaranın önünde, Maya Anne’nin Simyacı oğlu Elmas Oğlan, büyücü arkadaşı Sıla ve onun kızı Mavi Kız; büyük bir siyah kazanın başında, ellerinde kepçelerle, insanlar ve hayvanlar için şifalı otlar kaynatıyorlardı.Onlardan iksirler, kremler ve ilaçlar yapıyorlardı…” (sy.43)-(*).

           “… Elif Teyze’si de; isim koyma geleneğinin bize atalarımızdan geldiğini, çok önemli olduğunu, her çocuğun belli bir yaşa geldikten sonra özelliklerine göre adlandırıldığını ve bu ismin ona törenle verildiğini söyledi. Dedem Korkut da, onlara ‘Basat’ın Tepegöz’ü Öldürmesi’ adlı destanı anlattı bir yandan çalıp söyleyerek…” (sy.53)-(**).

 Edebiyatın arı duru, saf ve temiz yaşandığı günlerin geride kaldığını bir kez daha söylemenin anlamsızlığını bilmek yetmiyor. Geçmişe doğru uzandığımda en son nerede hiçbir şey düşünmeye gerek olmadan birbirimize elimizi uzatıp yalnızca güven duyduğumuz ilişkiler içinde yaşadığımızı düşünüyorum: 1970’lerde politika, 1980’lerin son günlerinden başlayarak edebiyat içindeki arkadaşlıklarımızın belki bütün bir ömür boyunca hiçbir şeyle değiştirilemeyecek anlamları hep aynı canlılıkta yaşıyor. 1990’ların başlarında ilk kuşku tohumları atılmaya, ilişkiler arasına o günlerde bugünkü kadar açık seçik tanımlayamadığım belirsizlikler ve sorunlar girmeye başlamışı, ama gene de ararım o günleri.

Belki insanın kendi bireyliğine sıkıca tutunup edebiyatçı kişiliğini özgün bir yazının arayışı içinde oluşturmaya başlaması da karşılıklı sorunları çoğaltıyordu. Değil mi ki bağımsız kişiliği ve yazınsal kişiliğin özgünlüğünü kendi dışındaki her şeyden koruma içgüdüsünün gücünden korkulur, ötekinin alanından uzaklaşmaya başlar insan… Yanlış da yapılır mı orada ya da kendi yazdıklarını olduğundan değerli görmeye başlar mı insan? Bundan hiç kuşkumuz olmasın, çünkü ir de yaratıcılıkla iç içe geçen insanın özeleştiriyi uzak tutmasından anlaşılır ne olabilir.

Bu kısa anlatımdan sonra, algılanan konuya vakıf olan okurlar için, yıllar önce çocukluk günlerime döndüm birden! Masal dünyası Anadolu deyişleri ve esrik anlatımların yoğunlaştığı bir yerdir.  Ve inancım şudur ki, yazar yazdıklarını paylaştıkça, birileri de onun yazdıklarını yorumlayıp paylaştıkça, o yol aldıkça da ve uzamın da kendimin de yol aldığını duyumsarım.  Belki çocukça bir hazdır yaşanan… Ki yazıp insanlarla paylaştıkça çoğalacağı bilinir. Bilirim ben de…

Çocukluk günleridir duyumsanan… Yazar, ‘Elif Çırak’ın kitabı ‘Büyülü Bir doğa Yolculuğu’ ile yaşanılan…Kitap, ‘Ulak Yayınlarından (Doğu Kitapevi) Mart-2018’ de basılmış ve 149 sayfadan oluşuyor. Kimi zaman duyumsadığım, yıllar öncelerine dönüşüm yaptığım belleğimde, küçük bir çocuk görselliğini yaşarım. Bu düşünce panayırında, kelebekler gibi özgür düşüncelere yönelen belleğim ve yoğun düşüncelerden sıyrılan dağarcığıma bir tür kurtarıştır düşüncemde duyumsadığım çocuk öyküleri ve masallarını anlatan kitaplar…

Edebiyat eserinde zorunlu olarak bulunması gereken düşüncenin, sıfatsız olduğu öncülü, kimi tutarsız tavır alışlarımızı önlemektedir. Yalnız belirli bir içeriği belirli bir doğrultuda yansıtan eserlere sanatsal niteliği tanırsak, karşı düşünceyi yansıtmış, ama bunu, pratikteki gerçek oluşumu saptırmadan, tutarlı ve doğru olarak yapmış, yani gerçekçiliğin, gerici de olsa bir başka yönünü namusluca vermiş olan eserleri elimizin tersiyle itmek zorunda kalırız. Bu tür eserleri, kişisel olarak ilgiyle okusak bile, bu eserlerin, insanın kurtuluş sürecindeki olumlu – olumsuz yönlerini açıklayacak kuramsal olanaklardan yoksun kalırız. Mademki yaşadığımız toplum, tekdüze bir düşünceden oluşmuyor, mademki tarih boyunca çeşitli düşünceler var olmuş ve birbirlerini yok etmeye çalışmışlar, mademki bugün hala aynı çatışmanın içindeyiz ve böylece sürüp gidecek, mademki toplumun bir bölüğü bir safta, öteki bölüğü karşı safta yer alıyor ve düşünceleri, realist yaklaşımlardan, düşüncelerden uzak, mistik bir söyleme düşmüş gibidir, masalları ve etik düşüncelerden uzak yaşayanlar…

Bir çocuğun gizemli dünyasına, Dede Korkut masalıyla giriyor yazar. Elbette o çocuklara, büyüklerinin bile anlatamadığı ve gizli olan etik kuralları benimsettiriyor.  Bu nedenle küçük dimağlara bir anlamda yerleşmesi gereken düşünceler ve keyifle okuyacakları bir kitap. Salt çocukları yazımda betimlemedim, çünkü büyükler de zaman içinde bu kitaba göz gezdirmeli ve hatta okumalı diye düşünüyorum.

Gerçekçiliğin şimdiye dek çeşitli tanımı yapıldı, çeşitli uygulamaları görüldü. Her tanım, bu sanatsal eylemde önemli gördüğü yanı açıklığa kavuşturup düzene sokarken, öbür yanlarını ya ihmal etti, ya hiç önemsemedi ve hatta gerçekçilik dışı bıraktı. Bu tür düşünsel kümeleşmeler, ilk bakışta sorunun karmaşıklığını ve bütünlüğünü gözden kaçırıyor gibi görünseler de, aslında düşüncenin daha güçlü yöntemlerle gelişmesi ve gerçeğin el verdiğince tam biçimde kavranması bakımından gereklidir.

Son söz bağlamında, ancak yazarımıza ve okurlarımıza şunu iletmek isterim; ‘Elif Çırak’ın kitabı ‘Büyülü Bir doğa Yolculuğu’ nu baştan sona değin okudum. Düşüncelerinizde, bu kitaba ilintileyebilmeniz için, sayfanın başına aldığım kitaptan birkaç paragraf… Ve ben, gönül rahatlığıyla büyülendim, o yolculuğa da rahatlıkla çıktım, çıkabilirim de… Okumanızı, çocuklarınıza da okutabilmenizi tavsiye ederim…

Mustafa Gökçek

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO