Son Dakika
24 Ağustos 2019 Cumartesi
”

BU DÜNYADAN… NAZIM HİKMET RAN.

Büyük Usta Nazım Hikmet’in biyolojik ölüm yıldönümü 03 Haziran. Oysa O belleğimizde her an yaşıyor…

07 Haziran 2019 Cuma, 13:25

 “… Senin adını / kol saatimin kayışına tırnağımla kazıdım / Malum ya, bulunduğum yerde / ne sapı sedefli bir çakı var / ne de başı bulutlarda bir çınar / Belki avluda bir ağaç bulunur ama / gökyüzünü başımın üstünde görmek / bana yasak / Burası benden başka kaç insanın evidir / Bilmiyorum / Ben bir başıma onlardan uzağım / hep birlikte onlar benden uzak / Bana kendimden başkasıyla konuşmak yasak / Ben de kendi kendimle konuşuyorum / Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi / Şarkı söylüyorum karıcığım / Hem, ne dersin / O berbat, ayarsız sesim / Öyle bir dokunuyor ki içime / yüreğim parçalanıyor / Ve tıpkı o eski / acıklı hikâyelerdeki / yalınayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek / mavi gözleri ıslak / kırmızı, küçücük burnunu çekerek / senin bağrına sokulmak istiyor / yüzümü kızartmıyor benim / onun bu an / böyle zayıf, böyle hodbin, böyle sadece insan oluşu / Belki bu halin fizyolojik, psikolojik filan izahı vardır / Belki de sebep buna/ bana aylardır / kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan / bu demirli pencere, bu toprak testi, bu dört duvardır // Saat beş, karıcığım/ Dışarda susuzluğu, acayip fısıltısı, toprak damı / Ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran / bir sakat ve sıska atıyla, / yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı / dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla / ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı // Bugünde apansız gece olacaktır / Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın / Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan / bu ümitsiz tabiatın / ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır / Yine o malum sonuna erdik demektir işin / yani bugün de mükellef bir daüssıla için / yine her şey tamam / Ben, ben içerdeki adam / yine mutat hünerimi göstereceğim / Ve çocukluk günlerimin ince sazıyla / suzinak makamından bir şarkı ağzıyla / yine billahi kahredecek dil-i naşadımı / Seni böyle uzak, seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi / kafamın içinde duymak // Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar / Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire / Taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire / Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar / dışarda bozkırın üstünde parıltılar / Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet / Suyu donmayan testi / Suyu donmayan testi / Ve sabahları çimentonun üstünde güneş / Güneş, artık o her gün öğle vaktine kadar / bana yakın, benden uzak / sönerek, ışıldayarak, yürür / Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara / başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı / dışarda akşam olur, bulutsuz bir bahar akşamı / İşte içerde baharın en kötü saati budur asıl / Velhasıl, O pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle / bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı / hürriyet denen ifrit… / Bu bittecrübe sabit, karıcığım, bittecrübe sabit…// Bugün Pazar / Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar / Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak / bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna kımıldanmadan durdum / Sonra saygıyla toprağa oturdum / Dayadım sırtımı duvara / bu anda ne düşmek dalgalara / bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım / Toprak, güneş ve ben… Bahtiyarım…”. (*)

 (*); Hapishane tecridinden mektup…

“… Türkiye’ye girerken apar topar Sarp sınır kapısında polis merkezine sokulan ve didik didik aranan ‘Nazım Hikmet’le ilgili bir sorgulama; Nazım, sen Moskova’da ekalliyetlerle (azınlıklarla) ilgili bir şeyler düşünmüşsün. Anlat bakalım Moskova’da neler planladınız bu ekalliyet meselesi hakkında? Nazım Hikmet şaşırır; ‘ben azınlıklarla ilgili bir şey düşünmedim, planlamadım. Nereden çıkarıyorsunuz?’ ‘Hiç saklama elimde delil var’ diyen komiser, yanında bulunan diğer polise döner ve ‘getirin kanıtı da kendi gözüyle görsün’ Nazım ustanın not tuttuğu deftergetirildi. Komiser, NazımHikmet’in yazmış olduğu bir şiiri gösterir. Şiirin adı; Moskova’da Heraklit’i Düşünüş’. Oysa Komiser ve orada bulunan polis merkezindekiler; ‘Heraklit’in Osmanlıca yazımı olan ‘Ekalliyet’ kelimesinin benzerliği nedeniyle ‘Moskova’da Ekalliyeti Düşünüş’ olarak anlamıştı güzelim şiiri… Ve elbette kusur arayanlar için sonuç malum…” (**)

(**); Mustafa Gökçek’in ‘Büyük Hüzün’ romanından

Bugün, günlerden Cuma… Sayfanın okurları bilir ‘yorumlama’ günü olduğunu. Oysa edebiyatımızın vazgeçilmez ustasını anmamak olmaz! Bu hafta, bu sayfaya aldığım değerli şairi salt, aşkları, yaşantıları ve hapishane yıllarını aktarmaktan öte, şiir ve anmalık birkaç sözle dile getirmeye çalıştım. Ve 03 Haziran, ustanın biyolojik olarak ölüm yıldönümü. Oysa belleğimizde her an yaşıyor olacağı…

www.haberhurriyeti.com / NAZIM HİKMET

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz