Bir ustayla birlikte

22 Ağustos 2013 Perşembe, 17:05

Yaz ayları benim için Kuşadası demek olduğu kadar hatta ondan da önemli her Çarşamba gerçekleşen şair ve yazarlar buluşması anlamını taşıyor. Bu toplantıları kaçırmamaya özen gösterdim bugüne değin. Bu yıl Ağustos ayının 21’inde yapılacak toplantının bu kez bir usta ziyaretine ayrıldığı söylendiğinde hiç tereddütsüz katılacağımı bildirdim. Çünkü ziyaret edeceğimiz ismi daha önce Etem Oruç’la yaptığı söyleşide okumuş ve ilgimi çekmişti. Bu kez onu görecek olmanın verdiği heyecanla arabaya binerek Narlıdere’ye doğru yol a koyulduk.
Bir arkadaşımızın da annesinin barındığı Narlıdere Huzurevini bu ziyaretle az da olsa tanıma ve yaşam koşulları hakkında bilgi edinme şansı bulacaktık. Kuşadası’ndan İzmir’e doğru rahatça süren yolculuğumuzu Ahmetbeyli sahilinden sabahın o duru mavi Ege kıyıları izleyerek tamamladık. Etem Oruç’la koyulaşan sohbetle yolun nasıl tükendiğini anlayamadım doğrusu.
Daha ilk girişte Huzurevine girmenin kolay olmadığını kontrol noktasındaki bariyer anlatıyordu. Neyse onu yapılan bir iki görüşme sonrası çözümledi arkadaşlarımız. Ana bina dışında birçok yapıyı barındıran bir yerleşke Huzurevi. Biz ana binada İkinci Bahar salonunda karşılayacağını söylemiş Kemal Bekir hocamız. Lokantanın geniş pencerelerinden İzmir Körfezi bizi Hocamızın ziyafetinden önce manzarasıyla ziyafet çekti; böylece birkaç pozla güzel görüntüyü sabitledik.
Ana binaya girdikten beş on dakika sonra Kemal Hocamız bizleri ışıl ışıl aydınlanan gözleriyle karşıladı, yakından tanıdıklarıyla kucaklaştı, benim gibi ilk kez gördüklerini tanımak istercesine gözlerini kısarak bakıp yaklaştı. Onun bu sıcak karşılamasının ilerleyen saatlerde daha da ısınacağının ilk işaretleriydi bizlere bakışı.
Masa düzeni kurulduktan sonra başlayan sohbet hem kendimizi tanıttığımız, hem onun uzun ve mücadeleli yaşamı, Sansaryan Han’da yaşadıkları ve Hücre, Kanlı Düğün gibi yapıtları üzerinden akıp gitti.

Bir yazar, tiyatro oyuncusu, yönetmen olarak uzun yıllar Türk sanat yaşamının içinde yer alan, hatta bir dönemin üç Kemali olarak tanınan -ki bunlar Yaşar Kemal, Orhan Kemal ve Bekir Kemal- renkli yaşamının son yıllarını dünyada ikinci bir örneği Güney Amerika’da olan nezih bir atmosfere sahip, disiplinli bir huzurevinde geçiriyor olmasını da doğrusu bir şans olarak gördüm. Bizler de gelecekte böyle bir yerde kimseye gereksinim duymadan yaşayabilir miyiz, diye de düşünmeden edemedik.
Bir yandan yemeklerimizi yerken Kemal Hocamız Eylül ayında Remzi Kitabevinden çıkacak olan yeni kitabını da muştuladı. “Anılar Yumağı” adı verilen kitabında doğumundan günümüze uzanan inişli çıkışlı, hücre ve sahne tozlarıyla renklenen yaşamını dobra dobra anlattığını dile getirdi. Bu arada halen okumakta olduğu bir başka anı kitabının da önemine dikkat çekerek okumamızı önerdi: Moris Gabbay’ın “Cumhuriyetle Büyüdüm”
Her ziyaret gibi bu ziyaret de sona ererken Kemal Bekir Hoca değerli arkadaşı Bülent Utkan Beyle birlikte bizleri aracımıza kadar uğurladılar. Onlardan ayrılırken geride iki buruk yürek bırakmanın hüznünü içimizde saklı tutup yeniden buluşma umuduyla hoşça kal güzel adam, diyebildik.
Kemal Bekir hocamıza uzun ve sağlıklı bir ömür dilerken yazımı onun özyaşamöyküsüne ilişkin kısa bir notla noktalayayım.

KEMAL BEKİR
(1924 – ): Yazar. Denizli-Çivril’de doğdu. Asıl adı Kemal Özmanav’dır. İlk ve ortaokulu Denizli ve İzmir’de okudu. 1949’da Ankara Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünü bitirdi. Devlet Tiyatrosunda oynadı. 1951 tevkifatında komünistlik suçundan bir süre hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra muhasebeci olarak çalıştı. 1959’da İstanbul Şehir Tiyatroları’na geçti; oyunculuk ve yönetmenlik yaptı. 1980’den sonra İstanbul Devlet Tiyatrosunda görev aldı. 1989’da emekliye ayrıldıktan sonra 1995’e kadar Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde ders verdi.       İlk şiiri İstanbul dergisinde çıktı (1944). Sonra romanlar ve oyunlar yazdı. Yerli ve yabancı birçok romanı oyunlaştırdı. İzmir’de yayınlanan Fikirler dergisinin hemen her sayısında hikâyeleri çıktı (1947-1950, 36 sayı).
Hikâyeleri: Fatma Hanımın Erik Ağacı (1970), Bayrama Yakın (1975). Romanları: Hücre (1952), Yabancılar (1958), Kaçaklar (1961), Kanlı Düğün (1997).

Oyunlarından Utanmaz’ı Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın aynı adlı romanından, Düşüş’ü Nahit Sırrı Örik’in Abdülhamid Düşerken adlı romanından oyunlaştırdı.

www.haberhurriyeti.com / ÖMER AKŞAHAN

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO