Bir Ergenlik Hikayesi

Beni o halimle beğenen ve hatta elime şemsiyesini sıkıştırıp bağlantıyı koparmamaya çalışan biri çıkmıştı işte!

15 Ekim 2018 Pazartesi, 20:12
Ben on altı – on yedi yaşlarında falanım. Ailece taşınıyorduk o ilkbahar. Ailede en küçük ben olduğum için ablam,  babam ve annem arasındaki kapı, duvar, fayans tartışmalarını anlamıyordum! Anlayamazdım tabii benim kafa başka yerlerde..
Kabul ediyorum, fazla hassas bir yapıya sahiptim ve hep öyle kaldım..
Eşyalar, insanlar, durumlar; içimde anlamlandırıp, alışmayayım; artık manyak gibi bağlanır, hayatımın vazgeçilmezi olurlardı..
Evim de öyleydi işte!..
Doğduğum, büyüdüğüm, çok büyük olmasa da ( hatta çok küçüktü) benim sadece büyüdüğüm evim değildi orası.. Duygularımın büyüdüğü,  ablamın büyüdüğü, arkadaşlarımın büyüdüğü, komşularımın büyüdüğü; bunlar büyüdükçe eşyaların, tavanların, kapıların, küçüldüğü biricik evimdi aynı zamanda..
Bu duygusuz mahluklar (annem, babam ve ablamdan söz ediyorum, ergenlik ne de olsa! ) nasıl oluyor da daha büyük, daha gösterişli diye başka bir evi tercih ediyorlardı!..
Eski diye terkettikleri ev benim çocukluğumdu.  Dışarıda ne olursa olsun, bu eve girdin mi tamamdır! Camını kırdığım pencereden, topu kafasına attığım gıcık komşudan, dövdüğüm sinir erkeklerden, eve girdiğim anda kurtulurdum. Her şey dışarıda kalırdı. Şeytanları alt ettim gibi bir zafere ulaşırdım evime girdiğimde!
İşte herkes evimden insafsızca taşınmış her şeye gitmiş, ben de, en son işleri yapıp yeni evimize doğru otobüs dolmuş taksi ne bulursan binecektim artık. Çünkü ana caddeye doğru yürürken bir bahar yağmuru başladı ki felaket ! Önümü göremiyorum, tam sekiz numara gözlüğümün silecekleri yok!
Neyse durakta tişört üstüne yapışmış sırılsıklam olmuşum. Artık sanki hiç ıslanmamış,  gibi yaparak garip bir umursamazlıkla dikiliyorum öylece..
Sonra yanıma hoş  (gözlük camındaki damlalardan görebildiğim kadarıyla)  eli yüzü düzgün bir çocuk geldi yanıma.
– Çok ıslanmışsın, gel şemsiye altına diye muhabbet etmeye başladı. Ben de Kezban düşünceli olmamak için  hemen durdum şemsiyesinin altına..
Nereye gidiyorsun öğrenci misin derken, lafı  taksi yok denk gelirse beraber bineriz falana getirdi. Ben nasıl utanıyorum anlatamam bir yanım “canım çocuk yaşta gördü taksi parasını paylaşacak, ne hemen havaya giriyorsun salak!” derken, diğer tarafım gözlükleri siler gibi yaparak “bak, aslında benim yüzüm de güzeldir” der gibi çocuğa gözlüksüz halimi sergiliyorum. Neyse  o sağanak yağışta bir dolmuş durdu biz ve bir kaç kişi dolmuşa bindik . Çocuk oturduğu yeri tarif edip telefon numarasını ve şemsiyeyi de elime sıkıştırıp tarif ettiği yerde indi ve ben öylece kalakaldım..
Ben o yaşa kadar erkek arkadaş bilmem, kız arkadaşım da yok soracak birkaç gün Şemsiyenin verdiği sorumlulu sıkıntı yaparak bunalım oldum, evin bir yerine soktum ve ikinci büyüdüğüm evime Çeşmealtı’ndaki yazlığımıza gittim..
Üç ay sonra, kış  sezonu gelmiş, yeni evimizde annem dekorasyon çalışmaları yapıyor.. Aaa bir baktım elinde kabusum, yani şemsiye” kızım bu kiminse ver  ne zamandır duruyor”  diye söyleniyor. Ooof ! Sıkıntı.  Çoğu ergene göre o yaşlarda bir beğenilmek  flört etmek gizli bir şeyler yaşamak, sıradan olması gereken hatta sağlıklı mevzulardır. Ama ben huzurlu ev yaşamımda öyle riskler almak istemiyordum . Ben platonik takılan, teneffüslerde veya toplantılarda; “ay baktı ne dedi ? Ne demek istedi? Hoşlanıyor mu ?” gibi sanal alemde çıkan ( bilgisayar falan yok o zamanlar kafamın sanalı)  gece ağlayıp şiir yazan normal bir kızdım!. Üstelik de  Duygu Asena’dan epey etkilenmiş biri olarak benim fırtınalı aşklarım asla somut bir hal alamazdı!..
Ama ortada somut bir şemsiye vardı! Telefonunu saklamıştım üstelik!  Kendime  “şemsiyenin üstüne yattı “dedirtemezdim! (Siz bunları ben yazarken siz okurken de salak ya da ne saf diyebilirsiniz safı !  tercih ederim)
Uzun bir arama zilinden  sonra bir kadın telefonu açtı ve ben “selam ben Ali’nin arkadaşıyım  böyleyken böyle, kendisiyle görüşebilir miyim?  “der demez kadın : “Kızım  Ali İngiltere’de. Üniversiteyi kazandı geçen hafta oraya yerleşti. Sen eve getirebilirsin şemsiyeyi” dedi!.
Ben ne umuyorsam bozuldum, kıskandım ! Yahu gideceksen bana ne şemsiyeni veriyorsun!  Tel vermeler falan. Ya ben arasaydım, ya görüşseydim senle !? Beni mıncıklayıp  edip o İngiltere’ye gidecekmiş, sonra çık işin içinden ! Meğer Duygu Asena ne doğru söylüyormuş! Haa bir de şemsiyeyi ayağına kadar götüreceğim !
Kalbimin kırılma riski ne olacak?!
Bu şemsiyeyi kırarım onun yerine, al işte getirmiyorum!..
Sonuç : Şemsiyeyi sokakta bir yere bıraktım! Ve bir kaç şiir yazıp kendi dünyama döndüm..
www.haberhurriyeti.com / GAMZE GÜREL

Yorum

  1. EMİNE ŞENIŞIK

    16 Ekim 2018 at 23:07

    ÇOK GÜZEL ANLATMIŞSIN DUYGULARINI GAMZECİĞİM.SANA DAHA NİCE ŞİİRLİ GÜNLER DİLER ÖPERİM…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO