Son Dakika
17 Kasım 2018 Cumartesi

“Bir daha dünyaya gelseydim tramvay olmak isterdim!”

“Fotoğraf makinesinin ne beyni vardır ne de kalbi.” derdi Ara Güler, “Sevdalanmaz, kıskanmaz ve kızmaz. Halbuki fotoğrafı yaratmak için; görüşe, birikime ve anılara sahip olmak gerekir. Bu makine, beynin ve gözün önündedir, oradan bakarsan onun da beynindekini çekersin. Öyle ki; bu fotoğraf makinesi denen makine, fotoğraf çekenin ensesinde olsa, daha iyi olur gibi geliyor bana” diye de eklerdi.

18 Ekim 2018 Perşembe, 16:38
"Bir daha dünyaya gelseydim tramvay olmak isterdim!"

Nedendir bilinmez;

“Bir daha dünyaya gelseydim, tramvay olmak isterdim!” sözünün sahibi.

Çekin, çekebildiğiniz yere!

Onu yaşamış bir meslek büyüğümden dinlemiştim

Gazeteye gönderdiği zarf üzerine bir not yazmış;

”Dikkat!!!

Grafiker, resim seçici, redaksiyon, matbaa işlemlerinde çalışanlara mühim nottur. Elinizdekiler birer Ara Güler fotoğrafıdır. bu fotoğraflar işlemde iken çay, kahve, gazoz, fanta ve benzeri meşrubatlarla fotoğraflara yaklaşılmaz, fotoğrafların civarında yemek yenmez ve içki içilemez. Fotoğraflar ıslak veya sıcak yere, örneğin vantilatör veya kalorifer üzerine konulamaz, üzerine öksürülemez, ıslak veya pis ellerle tutulamaz, yakınında sigara içilemez ve yüksek sesle konuşulamaz.”

*.*.*.*

Yakınırmış;

Boyuna soruyorlar, ‘ sen ne marka fotoğraf makinesi kullanıyorsun? ‘ diye”.

Ardına eklermiş;

”Fotograf makineyle mi çekilir? Şimdi; en gelişmiş daktilo bende olsa, en iyi romanları ben mi yazarım?”

Azıcık sakinleştikten sonra da ‘yemek tarifivari’ devam edermiş;

“Ben Singer dikiş makinesiyle bile fotoğraf çekerim! Bir sürü herif var. Alıyorlar ellerine makineleri, düşüyorlar Anadolu yollarına. ‘Aman aman, dur, bir inek gördüm.’ Durduruyorlar arabayı, şip-şak, ineğin fotoğrafını çekiyorlar. Sonra yola devam. ‘aman aman, dur, bir harman yeri gördüm.’  Şip-şak harman yerinin fotoğrafı. Yola devam. ‘Aman aman dur, bir çoban gördüm.’ Yahu; ben o çobanın fotoğrafını çekmek için onunla dost olmalıyım, beraber yemek yemeliyim, bir gece çadırında kalmalıyım. Ancak ondan sonra fotoğrafını çekebilirim.”

*.*.*.*

Ara Güler bu."Bir daha dünyaya gelseydim tramvay olmak isterdim!"

“Yaşam, size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın” diyen bir adamdan söz ediyoruz;

Anlatmak istediğini;

Ya bir kare fotoğraf ile ya da bir tek kelime ile anlatabilme özelliği taşıyan adamdan söz ediyoruz..

Babil’den sonra yaşayacağız adlı bir öykü kitabına da sahiptir…

Öykülerle dolu kitabın arka kapağında yayıncı Aras Yayıncılık imzası ile kaleme alınmış Ara Güler tarifine dikkatinizi çekmek isterim;

“Ara Güler bu kez öyküleriyle fotoğraf çekiyor. Ortaya satır satır okunurken, kare kare bakılan bir kitap çıkıyor. Yazı, fotoğrafa dönüşüyor.”

*.*.*.*

Fotoğrafları kendine has sessiz bir dile sahiptir.

”Konuşması da sıkılmadan 72 saat dinlenebilecek bir zatı muhterem” tarif edilir.

Eskiden üzerinde yürüdüğünüz sokağa, kesilen ağaçlara, dökülen betonlara bir işarettir kendisi.

O fotoğrafları anlamlı kılan ince noktayı şöyle ifade etmiş usta;

“Sanat olmasına lüzum yoktur fotoğrafın. Fotoğraf tarih olayıdır. Tarihi zapt ediyorsun. Bir makine ile tarihi durduruyorsun.”

Misal;

Evrensel Kültür Dergisi’nde Özgür Yaren, ‘Çavuşini Gören  Tepede Ara Güler Neden Huysuzlanıyordu’ başlıklı bir yuazı kaleme almış.

Kendisi ile yaşadığı bir diyaloğu aktarır bir bölümde.

Orada yakalamak mümkün ‘tarihi durdurma’ dediği şeyi.

Laf lafı açıyor sohbetlerinde, Üstat ‘Ben film de çektim’ diye giriyor söze;

A.G – Seyrettin mi?

D.Y – Yavuz zırhlısının sökülmesini anlattığınız mı? Okulda göstermişlerdi bir kez.

A.G – Nasıl göstermişler? Bilir misin, o film yasaklıdır.

D.Y – Duydum da; neden yasaklı, onu bilmiyorum.

A.G – Zırhlının güvertesindeki topun namlusu, Türk bayrağını hedef alıyor. ‘Devlete hakaret ediyorsun’ diyorlar. Filmi yasaklıyorlar.

D.Y – Öyle mi peki?

A.G – E; öyle tabiy. Namussuz top paslanmış, Namlusu başka yöne dönmüyor ki!

*.*.*.*

The Wall Street Journal Europa."Bir daha dünyaya gelseydim tramvay olmak isterdim!"

Susanne Fowler tam sayfa ayrılmış röportajında Ara Güler’den ‘Hemingwayesque fotoğrafçı’ olarak söz eder.

Türkiye’nin sanat stilini sorar Amerikalı gazeteci;

‘Kaligrafi sanatı 100 Picasso eder. Dahası ebru ve minyatür sanatı da çok önemli bir yer tutar” cevabını verir.

Ardına eklenen soru, ‘Çoğunluğu Müslüman bir ülkede Ermeni olmak nasıl bir şey’ olur;

”Babam ve annem Ermeni. Türkiye’de doğdum, Türk’üm. Aynı zamanda benimle başbakan arasında bir fark yok.” şeklinde cevaplar soruyu.

Hemen ardından gülümseyerek kendi kendine ‘Sahi bizde başbakan kimdi ya’ diye sorar ve yine kendi cevaplar;

“Ben Basbakan’ım!”

*.*.*.*

‘Ben zengin sayılabilecek bir ailenin tek çocuğuydum zaten. Fotoğrafa başlarken para derdi falan da yoktu. O yıllarda param bittiğinde babama “para ver” derdim. Fotoğraftan çok para kazandığımı söyleyemem. Fotoğraftan hiç zengin olunur mu? Şimdi iyi kazanıyorum. Benden fotoğraf istiyorlar, ben de pahalıya satıyorum. Zengin olmak için patates tüccarı falan olmak lazım.’

“Fotoğraf makinesinin ne beyni vardır ne de kalbi. Sevdalanmaz, kıskanmaz ve kızmaz. Halbuki fotoğrafı yaratmak için; görüşe, birikime ve anılara sahip olmak gerekir. Bu makine, beynin ve gözün önündedir, oradan bakarsan onun da beynindekini çekersin. Öyle ki; bu fotoğraf makinesi denen makine, fotoğraf çekenin ensesinde olsa, daha iyi olur gibi geliyor bana!”

Ülkesi Türkiye’deki fotoğraf sanatçılığı buydu;

Dünyanın ‘Fotoğrafın Heminway’ i olarak adlandırdığı Ara Güler için.

www.haberhurriyeti.com / OĞUZ ÖRNEK 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haber Sistemi Tasarım ve Programlama: Moradam SEO