Son Dakika
23 Ekim 2019 Çarşamba
”

Bilmediğini bilenlerin en önemlisi: Albert Einstein

Atatürk’ün bilime olan hayranlığını bilen bir kişiliğe sahipti. Türkiye’nin kapılarını, bilim adamlarına ardına kadar açacağından emindi. Dilleri, ırkları, dinleri ve hangi devletten geldikleri hiç önemli değildi. Çünkü Atatürk Türkiye’si, böyle bir ülkeydi.

08 Şubat 2017 Çarşamba, 13:30

Konuğumuz, bilmediğini bilenlerden biri ve belki de en önemlisi olan Albert Einstein.
O, çocukluğundan itibaren bir şeyler öğrenmek için yırtındı.
Naziler bile, onu yıldıramadı.
Atatürk’ün bilime olan hayranlığını bilen bir kişiliğe sahipti.
Türkiye’nin kapılarını, bilim adamlarına ardına kadar açacağından emindi.
Dilleri, ırkları, dinleri ve hangi devletten geldikleri hiç önemli değildi.
Çünkü Atatürk Türkiye’si, böyle bir ülkeydi.
Almanya’yı terk eden yüzlerce bilim adamı geldi ülkemize.
Ne mutlu bana ki, onlardan birinin talebesi olmuştum.
Einstein’ın beyni özel olarak yaratılmıştı sanki.
Çarpıcı bir yaşamı var ünlü bilim adamının.
Gelin başlayalım.
14 Mart 1879’de, Almanya’nın Ulm kasabasında dünyaya geldi.
Bir sene sonra, Münih’e taşındılar.
Münih’te, babası Hermann Einstein ve amcası Jakob bir elektrik şirketi kurdular.
Annesi Pauline, yetenekli bir piyanistti.
Albert iki buçuk yaşındayken, kız kardeşi Maja dünyaya geldi.
Albert, okula başlamadan önce, konuşma zorlukları yaşıyordu.
Annesi ve babası kaygılanarak, onu doktora götürdüler.
Hastalanmıştı.
Yatakta yatması gerekiyordu.
Babası oyalanması için ona, manyetik bir pusula verdi.
Niyeti, onu neşelendirmekti.
Eintein pusula ibresinin hareketini, oldukça gizemli bulmuştu.
Böylece, daha o yaşta, bilime merak sardı.
Hermann ve Pauline Einstein, Yahudi kökenli bir çiftti.
Ancak, dindar değillerdi.
Dini vecibelerden çok, çocuklarının geleceklerini düşünüyoplardı.
Einstein beş yaşına gelmişti.
Onu iyi eğitim verdiğini düşündükleri, bir Katolik Hristiyan ilkokuluna yazdırdılar.
Albert, okula başladı.
Ancak okulda, sıkı disiplin ve ezberci anlayış hâkimdi.
Albert, bundan çok rahatsız oluyordu.
Ama, gene de yüksek notlar alıyordu. Birinci sınıfı atladı.
Arkasından, devamlı olarak sınıf birincisi oldu.
Einstein’ın annesi Pauline, Albert’i keman derslerine, kız kardeşi Maja’yı ise piyano derslerine göndermeye başladı.
Albert keman derslerine başladığında, altı yaşındaydı.
On dört yaşına kadar, devam etti.
Mozart’ın sonatlarını, çok beğenirdi.
Onları çalabilmek için, tekniğini geliştirdi.
Sonunda, iyi bir amatör kemancı olmuştu.
Mozart ve Beethoven’in sonatlarını çalmaktan, çok hoşlanıyordu.
Einstein dokuz buçuk yaşında, Katolik ilkokulundan ayrıldı.
Eğitimine Luitpold Gymnasium’da devam etti.
Gymnasium’da, Antik Yunanca ve Latince’ye, büyük önem veriliyordu.
İçerikte, modern diller, coğrafya, edebiyat ve matematik de vardı..
Einstein, Latince ve matematiği çok sevmişti.
Nedeni, içerikteki keskin mantıktı.
Bu da, derslerde en yüksek notları almasına neden oldu.
Lisede, disiplin ön plandaydı.
Einstein bu nedenle, otoriter öğretmenler ile sürekli olarak çatışma içindeydi.
Öğretmenleri, onun bağımsız ve isyankâr kişiliğinden, hiç hoşlanmıyorlardı.
Einstein on üç yaşına gelmişti.
Takvimler 1893 yılını gösteriyordu.
Ailesi, eski bir Yahudi geleneği olarak, yoksul bir öğrenciyi yemeğe davet etmeye karar vermişti.
Davet edilen Max Talmud adlı öğrenci idi.
Üniversiteye gidiyordu.
Haftada bir akşam yemeğine katılmaya başladı.
Talmud, beş yıl geldi yemeklere.
Einstein, bir üniversite öğrencisi ile konuşmaktan, son derecede mutlu olmuştu.
Talmud da, kısa sürede Einstein’ın sıradan bir çocuk olmadığını, fark etmişti.
Birlikte bilim, matematik ve felsefe üzerinde konuşuyorlardı.
Einstein on üç yaşındayken, Talmud ona, Immanuel Kant’ın “Saf Aklın Eleştirisi” kitabını getirdi.
Einsten o yaşta, kitabı anlamakta hiç zorlanmadı.
Okulda, sürekli Kant hakkında konuşmaya başladı.
Talmud Einstein’a, çeşitli popüler bilim kitapları getirmeye devam etti.
Einstein zevkten dört köşe olmuştu.
Hepsini yaladı yuttu.
Günlerden bir gün, Talmud ona Öklid’in Elemanlar kitabını getirdi.
Einstein, kitaptaki problemler üzerinde çalışmaya başladı.
Yaz bitmeden önce Einstein, sadece bütün problemleri çözmek ile kalmamıştı.
Teoremlere, alternatif ispatlar da bulmuştu.
Einstein on bir yaşına gelmişti.
Yahudi geleneğine bağlı olarak, evde din dersleri almaya başladı.
Einstein dinden, şevk duymaya başlamıştı.
Dini vecibeleri yerine getirmek ve dindar olmayan ailesine, örnek olmak istiyordu.
Örneğin şabat günü, dinleniyor ve sadece Yahudiler için helal olan gıdaları yiyordu. Kendi başına, dini şarkılar bile yazmıştı.
Ancak, gelin görün ki, Einstein’ın dini şevki uzun sürmedi.
Neden peki?
Çünkü okuduğu bilim kitapları, kutsal kitaplar ile çelişiyordu.
Sonrasında, her çeşit otoriteden kuşku duymaya başladı.
1891 yazında, mühendis olan amcası Jakob, ona bir cebir kitabı getirdi.
Einstein o yaz, cebir kitabını çalışmaya karar verdi.
Amcasından, çözmek için problemler istedi.
En zor ve karmaşık problemleri bile, kolayca çözüyordu.
O yaz, Einstein Pisagor teoreminin ispatını yaptı.
Cebir ve geometriden sonra, kalkülüse yöneldi.
On altı yaşına gelmişti.
Diferansiyel ve integral hesaplamaları ile analitik geometriyi, kendi başına öğrenmişti.
1894’te Einstein’ın babası ve amcasının şirketi, 14 yılın ardından iflas etti.
İki aile, birlikte İtalya’ya gitmek ve şanslarını orada denemek istediler.
Ailesi, Albert’in Münih’te kalıp, okulunu orada bitirmesine karar vermişti.
Bu sırada, Einstein on beş yaşındaydı ve liseyi bitirmesine daha üç yıl vardı.
Yani, Münih’te üç sene tek başına kalması gerekiyordu.
Altı ay sonra bunalıma girdi.
Bu, onu gerginleştirdi.
Aile doktorundan, ailesinin yanında bulunması gerektiğini belirten bir rapor aldı.
Liseden ayrıldı ve İtalya’daki ailesinin yanına geldi.
Ancak, Einstein’ın, eğitimini yarıda bırakmaya hiç niyeti yoktu.
İsviçre’deki Federal Politeknik Okulu’na gidebilirdi.
Bunu, tek başına başarabileceğine
de, inanıyordu..
Çünkü Politeknik okulu, talebeyi kabul etmek için, lise diploması istemiyordu.
Einstein’ın yapması gereken tek şey, kabul sınavlarını geçmekti.
Einstein için, İtalya’da yaşam oldukça rahattı.
Ders çalışmayı, İtalya’yı gezmek ile birleştirdi, pek çok müze ve sanat galerisi gezdi.
Einstein, Almanya’nın militarizminden ve sıkı disiplininden, hiç hoşlanmıyordu.
Zorunlu askerlik yapmayı, hiç ama hiç istemiyordu.
Babasına, Almanya vatandaşlığından çıkıp, İsviçre vatandaşı olmak istediğini söyledi.
Zorda olsa, basının onayını aldı.
28 Ocak 1896’da, Almanya vatandaşlığından resmen çıktı.
Ancak, İsviçre vatandaşı olması, 1901 yılına kadar sürdü.
Yani beş yıl boyunca vatansız kaldı.
Einstein, 1895 Ekiminde Zürih’e gitti ve Politeknik’te kabul sınavına girdi.
Sınava girmek için, on sekiz yaş üstü olmak gerekiyordu.
Ancak o, 16 yaşındaydı.
Einstein ne yaptı etti ve sınava girebilmek için, özel izin almayı başardı.
Einstein babasının tavsiyesine uyarak, mühendislik bölümüne başvurdu.
Kabul sınavında, matematik ve fizikte çok üstün dereceler almıştı.
Ama, diğer bölümlerde başarısız oldu
Bu nedenle de, okula alınamadı.
Politeknik okulunun müdürü, ondaki potansiyeli ve üstün zekâyı görmüştü.
Bir İsviçre lisesinde, diploma alıp yeniden gelmesini önerdi..
Einstein’ın ailesi, müdürün önerisini kabul etti.
Albert’i, İsviçre’nin Aarau bölgesinde bir liseye gönderdiler.
Bu yıllar belki de, Einstein’ın gençliğinin en güzel yılları olmuştu.
Lise, Zürih’ten 30 km uzaklıktaki bir köydedi.
Konumu, Einstein için idealdi.
Yönetimde, saygı duyulan, açık fikirli bir öğretmen vardı.
Jost Winteler.
Okulda, rahat bir ortam yaratılmıştı.
Öğrencilerin bağımsız düşünmesi, teşvik ediliyordu.
Bu yaklaşım, Einstein’ın kişiliğine uyuyordu.
1896’da Aarau okulunda, yüksek notlar ile final sınavlarını geçti ve mezun oldu.
Yaşı, Politeknik’e girebilmek için gene de, altı ay küçüktü.
Buna rağmen, müdür onu okula kabul etti.
Einstein bin yeni öğrenci ile birlikte, eğitime başladı.
Albert, fizik bölümünü tercih etti.
Fizik departımanı büyük ve modern bir binadaydı.
Çok iyi ekipmana sahipti.
Fakülte, dünya standartlarındaydı.
Einstein’ın profesörleri arasında Adolf Hurwitz ve Hermann Minkowski gibi, ünlü matematikçiler vardı.
Einstein’ın o dönemdeki yaşamı, tipik bir Avrupalı üniversite öğrencisi hayatıydı.
Kafeler ve barlarda uzun saatler harcıyordu.
Kahve içerek, arkadaşları ile bilim ve felsefe tartışıyorlardı.
Hangi derslere odaklanması gerektiği konusunu, kendisi seçiyordu.
Eğer, konuyu ya da profesörü beğenmiyorsa, derslere girmeyebiliyordu.
Politeknik’te öğrenciler, dört sene boyunca sadece iki dönem sonunda, sınavlara giriyordu.
Bunun dışında, not ya da yoklama kaygıları yoktu.
Einstein, aldığı dersler ile hiçbir alakası olmayan, sadece ilgi duyduğu kitapları okuyordu.
Politeknik okulunda, profesörler araştırma yapan hocalardı.
Ders kitapları yerine, kendi araştırmalarını izliyorlardı.
Albert derste hiç not tutmazdı.
Yaşam boyu arkadaşı olarak kalacak olan Marcel Grossman’in, titizlik ile tuttuğu ders notlarını okuyordu.
Böylece, sınavları başarılı ile geçebildi.
Einstein Politeknik’te, ileride eşi olacak olan Sırp kökenli Mileva Marić ile tanıştı.
Mileva, 1896’da bir dönem eczacılık okuduktan sonra, fizik bölümüne geçmişti.
Okulun ilk senesinde, sınıf arkadaşıydılar.
İkisi arasında romantik bir ilişki başladı.
Üniversitedeki son senelerinde, evlenmeye karar verdiler.
Einstein ve Mileva çoğu zaman, birlikte fizik çalışırlardı.
Kitapları inceler ve tartışırlardı.
Çiftin üçüncü senesinde Albert, Profesör Heinrich Weber’in elektroteknik laboratuvarında ders vermeye başladı..
Derste sadece zorunlu deneyleri değil, kendi tasarladığı deneyleri de yapıyordu.
Bu nedenle de, çoğu zaman başka derslere katılmıyordu..
Einstein, hocası olan Weber’in, fiziğe giriş derslerini beğeniyordu.
Ama, daha ileri fizik konularındaki derslerini onun için yetersiz kalıyordu.
Weber Maxwell’in elektromanyetik kuramı hakkında ise, hiç konuşmuyordu.
Açıkçası Einstein, saygısız ve biraz da ukala olmaya başlamıştı.
Albert bu tavrının cezasını, mezuniyet sonrası çekecekti.
Nasıl çekecekti?
Weber Albert’in, üniversitede akademik bir pozisyona yerleşmesine engel olması ile.
Einstein Weber’in elektrik ve manyetizm derslerinden, hayal kırıklığına uğramıştı.
Bu konuları, kendi başına çalışmaya karar verdi.
Elektromanyetizm konusunda pek çok kitap edindi ve bunları kendi başına çalıştı.
Einstein ayrıca, o dönemde oldukça yaygın olan esir fikri hakkında da, şüpheci idi.
1900 yılında Einstein, üniversiteden fizik diplomasını aldı ve mezun oldu.
Üniversitede bir asistanlık olarak kalmak istiyordu.
Böylece, doktorası için araştırma yapabilecekti.
Fakat, yukarıda da belirttiğim gibi, üniversite yıllarında pek çok profesörünü isyankâr tavırları ile, kızdırmıştı.
Profesörler ayrıca, Einstein’ın derslere girmemiş olmasından, ve sadece kendi istediği konuları çalışmasından da, hiç hoşlanmamışlardı.
Einstein Politeknik’te kalamadı.
Başka üniversitelere, kendi araştırma makalelerini göndererek iş aradı.
Hiç birinden olumlu cevap gelmemişti.
İki koca yılı boşa geçti.
Eski bir sınıf arkadaşının babası, yardımına yetişti.
Ona, Bern’de bir patent ofisinde, asistan müfettiş olarak, iş buldu.
Einstein, orada elektromanyetik cihazlar için, patent başvurularını inceleliyordu.
İki teknik soru hakkında düşünce deneyleri yaptı.
1. Işığın doğası
2. Uzay ve zamanın ilişkisi.
Bu iki konu hakkında, radikal sonuçlara ulaştı..
Bern’de tanıştığı birkaç arkadaşı ile, “The Olympia Academy” küçük bir tartışma grubu oluşturdular.
Bilim ve felsefe hakkında tartışmak için, düzenli olarak buluşuyorlardı.
1909’da patent ofisindeki işinden ayrıldı.
Zürih Üniversitesi’nde, kuramsal fizik profesörü oldu.
1902 yılında Mileva, hamile kaldı ve
eğitimini yarım bırakmaya, mecbur oldu..
Novi Sad’a ailesinin yanına gitti.
Bir kız çocuğu dünyaya getirdi.
Lieser adı verilen kızları, kayıplara karıştı.
Ya hastalanarak öldü.
Ya da evlatlık olarak verildi.
Hala, bilinmiyor.
Sonra, Mileva geri döndü.
1903 yılında evlendiler.
Bu evlilikten, iki oğulları oldu.
Hans 1905 ve Eduard 1909 yılında doğdular.

1912 yılına gelelim.
Einstein, teyzesinin kızı Elsa Loewenthal ile yaşamaya başladı,
Bu nedenle, Mileva ile evliliği bozuldu.
Ayrı yaşamaya başladılar.
1919’da da, boşandılar.
Gelelim Einstein’nın bilim yaşamına! Teorik fizikçi ve bilim adamı.
1905 yılı, Einstein’nın yaşamı için bir dönemeç sayılır.
Neden ?
Çünkü, 1905 fizikte devrim yaratacak olan dört makale, yılında yayınladı.
Sonra, Almanya’dan ayrıldı.
1914 yılında gelinmişti.
Max Planck ondan, Almanya’ya geri dönmesini rica etti.
Einstein onu kırmadı ve geri döndü.
1921 yılında, fotoelektrik etki üzerine yaptığı çalışmalar ona, Nobel Fizik Ödülü’nü kazandırdı.
Bu arada, Nazi Partisi iktidara gelmişti.
Yahudi düşmanlığı almış yürümüştü.
Museviler, kapı kapı işaretleniyordu.
Kitapları sokaklarda yakılıyordu.
Bu nedenle de, yukarıda da yazdığım gibi, 1933 yılında Atatürk’e bir mektup yazdı.
Mektupta saygılarını sunduktan sonra, bilim adamlarının Türkiye’ye kabul edilmelerini rica ediyordu.
Bilimden yana olan Atatürk, bu isteği geri çevirmedi.
Yüzlerce bilim adamı yurdumuza geldi. Üniversitelerimize büyük katkı sağladılar.
Bunlardan biri, Ord. Prof. Dr. Erich Frank’tı.
Ellili yıllarda, Aşağı Gureba hastanesinde, İç Hastalıkları stajı yapıyordum.
Onun talebesi olmak şansına eriştim.
Frank ve diğer sığınmacı bilim adamlarıyla, İstanbul Üniversitesi
kuruluşunun daha ilk yıllarında, altın çağını yaşamaya başlamıştı.
O zamanlar, İstanbul Üniversitesi dünyanın saygın üniversiteleri arasında
ilk sıralarda yer alıyordu.
Şimdilerde ise, 404. sırada.
Einstein, İstanbul’a gelemedi.
Almanya’yı terk etti.
Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti.
New Jersey eyaletine yerleşti.
Ömrünün geri kalanını orada geçirdi.
Albert Einstein, özel görelilik ve genel görelilik kuramlarını ileri sürdü.
Bu kurallar, Newton mekaniğinin hakim olduğu uzay anlayışında, devrim yarattı.
Bu kuramları, önce matematik hesaplamalar ve denklemler ile oluşturmuştu.
Daha sonra, ileri sürdüğü kuramları, deneysel olarak defalarca doğruladı.
E = mc2 denklemini ileri sürdü.
Denklem, son derecede önemli.
Bu formülle, yıldızların enerjiyi nasıl oluşturdukları açıklanıyor.
Böylece, nükleer teknolojinin önü açıldı.
Başka ne var?
Fotoelektrik etki ve Brown hareketine getirdiği matematiksel açıklamalar var.
Bu açıklamalar, modern fiziğe yaptığı katkılar arasında ter alıyor.
Ömrünün büyük bir kısmını, tek bir kuramsal alan yaratmak için geçirdi.
Böylece, bütün kuramları bir alanda toplamak istiyordu.
Ne yazık ki, bu çabaları sonuçsuz kaldı.
Einstein, kuantum mekaniğinin bazı sonuçlarına şüphe ederek yaklaşmıştı.
Özellikle de, belirsizlik ilkesine….
1999’un sonlarında 100 ileri gelen fizikçiyle milenyum oylaması yapılmıştı..
Einstein, tüm zamanların en iyi fizikçileri arasında 1. sırayı aldı.
Einstein, hayatı boyunca 300’den fazla bilimsel makale yayınladı.
Ayrıca, 150’den fazla bilim dışı çalışmaları da vardı.
Yıldızların ışığının güneş tarafından kırılacağını ileri süren de, odur..
Bu düşüncesi, Arthur Eddington’un 1919’daki güneş tutulması gözlemi ile doğrulandı.
Bu olay uluslararası basında haber hainde büyük yer aldı ve Einstein’ı dünyaca ünlü yaptı.
New Jersey’de, Princeton Institute for Advanced Study’de görev aldı.
1955’te ölümüne kadar burada kaldı.
Burada, birleşik alan kuramı geliştirmeye başladı.
Niyeti, kuantum fiziğinin kabul edilmiş yorumlarını çürütmekti.
Ancak başarısız oldu.
1939 yılına gelinmişti.
Başta fizikçi Leo Szilard olmak üzere, bir grup Macar bilim adamı Washington’u uyardılar.
Ne hakkında idi bu uyarı?
Uyarı, Nazilerin atom bombası araştırmalarına başladıkları konusu hakkındaydı.
Grubun uyarısı ciddiye alınmadı.
1939 yazında, bu sefer Einstein, prestijini kullandı.
Leo Szilard ile birlikte, Başkan Roosevelt’e,bir mektup yolladı.
Mektupda, Amanların atom bombası çalışmalarını sürdürdüklerini yazmıştı.
Ayrıca mektupta, Amerikan hükümetinin uranyum araştırmalara başlamasını da tavsiye etmişti.
Başkan Roosevelt, Hitler’in atom bombası yapması riskini üstlenmek istemedi.
Böylece ABD, savaş sırasında bombayı geliştirebilen tek ülke oldu.
Bakın değerli okurlar.
Albert Eintstein ölümünden bir yıl önce, arkadaşı Linus Pauling’e neler söyledi?
Söyledikleri, son derecede düşündürücü.
“Hayatımda bir tek büyük hata yaptım.
Neydi hatam?
Başkan Roosevelt’e, atom bombası araştırmaları yapmasını önermem.
Bunu asla yapmamalıydım.
Ancak bir nedeni vardı elbet.
Almanların bombayı daha önce yapması önlemekti neden.
18 Nisan 1955’te, Albert Einstein iç kanama geçirdi.
İsrail’in kuruluşunun yedinci yıl dönümü nedeniyle bir televizyon konuşmasının taslağını hazırlıyordu.
Ancak, taslağı bitiremeden yaşamını yitirdi.
Doktorlar, onu ameliyat etmek istediler.
Einstein ameliyatı reddetti.
“Ben, istediğim zaman gitmek istiyorum.
Hayatı yapay bir şekilde uzatmanın, hiçbir anlamı yok.
Ayrıca çok da, tatsız.
Ben, yaşam payımı kullandım.
Şimdi, gitme zamanı.
Ben bunu zarif bir şekilde yapmak istiyorum”.
Böylece, 76 yaşında, Princeton Hastanesi’nde, gece saat 01.55’te yaşamını yitirdi.
Einstein öldükten sonra, vücudunun putlaştırılarak tapılmasını, istemiyordu.
Bu nedenle de, cesedinin yakılmasını vasiyet etmişti.
Ailesi vasiyete uydu ve cesedin yakılmasını istedi.
O gece, Princeton Hastanesinde, patoloji nöbetini Thomas Stoltz Harvey tutuyordu.
Önce, beyni kafatasından çıkardı.
Sonra otopsi yaptı.
Beyni, sefer tasına koydu ve evine götürdü.
Başka bir değişle, Einstein’ın beyni çalınmıştı.
Aile şoktaydı.
Hükumet yetkileri ve Harvey’in meslektaşları, çileden çıkmışlardı.
Herkes beynin iade edilmesini istiyordu.
Harvey, bunu kabul etmedi.
Bu nedenle de, işinden oldu.
Onu, yani Harvey’i kurtaran neydi?
Beyni bilimsel araştırmalarda kullanılacağına dair, yemin etmesi idi.
Bunun üzerine ailesi, isteğinden ve kanuni işlemlerden vazgeçti.
Einstein’ın kalıntıları, ailesine verildi.
Aile kalıntıları yaktırdı.
Külleri, bilinmeyen bir yere serpildi.
Beyni Harvey’de kalmıştı.
1985 yılında beynin bir kısmını, o yıllarda beyinle uğraşan bir uzmana gönderdi.
Bulunanlar, basında sansasyona neden olmuştu.
Çalışmalar Einstein’ın beynindeki bazı hücrelere yönelikti.
Hangi hücrelere?
Beyin nöronlarını besleyen glia hücrelerine.
Sonuçta ne çıktı?
Einstein’ın beyninde, normal bir insana göre çok daha fazla glia ücresi bulunduğu, çıktı.
Einstein’ın beyni, 53 yıl sonra, çalındığı Princeton Hastanesi’ne geri döndü.
Geri dönelim gene…
Ne demiştik?
Einstein İsrail’in kuruluşunu destekledi.
Ancak, kurulacak devletin sınırları ve bir ordusu olmasına karşıydı.
Araplar ile birlikte iki uluslu bir ülke olması gerektiğini savunuyordu.
Einstein, sosyalizmi destekliyordu.
Sosyalizm hakkında, övgü dolu sözler söylerdi.
Hatta, bütün dünyanın tek bir hükümet altında toplanması fikrini bile, ifade etmişti.
Gel zaman git zaman Soğuk Savaş başladı.
ABD’da anti-komünist politikalar, ifade özgürlüğünü kısıtlayacak düzeye ulaştı.
Bu nedenle de, Einstein eleştirilerine başladı.
Bertrand Russell ile birlikte, anti-nükleer manifesto yayınladılar.
Niçin Sosyalizm adlı bir yazı yazdı.
Bu yazısında kapitalizmi eleştirdi ve sosyalizmi savundu.
“Bana göre, kapitalizmin en büyük kötülüğü, bireylerin sakatlanmasıdır.
Tüm eğitim sistemimi, bu beladan mustariptir.
Gelecekteki kariyerine hazırlanmak üzere, eğitilen öğrencilere yanlış yol haritası
çiziliyor.
Onları açgözlü bir biçimde, başarıya tapmak üzere eğitiyorlar.
Böylece öğrenciye, abartılı bir rekabetçi yaklaşım aşılanıyor.
Ben, bu korkunç beladan kurtulmanın tek yolu olduğuna eminim.
Bu yol, sosyalist ekonominin kurulmasıdır.
Burada, eğitim sistemi, toplumsal hedefler doğrultusunda yönlendirilmelidir.
Böyle bir ekonomide toplumun kendisi, üretim araçlarının sahibidir.
Bu durum, üretim araçlarının planlı bir tarzda kullanılmasını sağlar.
Üretimi, toplumun gereksinimlerine uyduran planlı bir ekonomi, şarttır.
Böylece iş, çalışabilir durumda olanlara dağıtılır.
Erkek, kadın, çocuk herkesin geçimini garanti edilir.
Bireyin eğitimi, bireyin içinde çevresindekilere karşı, sorumluluk hissi geliştirmesini hedeflemelidir.”
Geliyoruz Einstein’ın 72. yaş gününe.
Ve en popüler fotoğrafına.
UPI fotoğrafçısı Arthurr Sasse, Einstein’ın fotoğrafını çekmek ister.
Onun gülümsemesi şarttını koşar.
Einstein defalarca gülümser.
Sonra da dilini çıkarır.
Bu fotoğraf, Einstein’ın en ünlü fotoğraflarından biri olarak, hafızalara yerleşti.
19 Haziran 2009’da orijinal fotoğraf bir açık arttırmada 74,324 dolara satıldı.
Einstein’ın en pahalı fotoğrafı oldu.
1999’da, Einstein’ın ileri gelen fizikçiler tarafından tarihin en büyük fizikçisi seçildi.
Onun ismi bundan böyle, dâhileri tanımlamak için, kullanılmaya başladı.
Aşırı ifadeli suratı ve farklı saç modeli, çoğu zaman taklit edilmiş ve abartılmıştır.
www.haberhurriyeti.com / MEHMET FUAT ABUT

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kaçak iddaa siteleri iddaa siteleri bahis siteleri

mersin escort

eskişehir escort

mersin escort

mersin escort

mersin escort
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
testlinkpanel
bahis forum izmir escort izmir escort ankara escort ankara escort izmir escort ataşehir escort bayan ümraniye escort kadıköy escort hd porno izle ataköy escort bakırköy escort esenyurt escort beylikdüzü escort ankara escort escort bayan ankara escort bayan sincan escort keçiören escort Ankara escort Antalya escort Pendik escort travesti porno izle antalya escort bayan mama escorts karabuk escort bartin escort artvin escort kocaeli escort kocaeli escort afyon escort aydin escort ankara escort escort bayan istanbul pendik escort Restbet Bahis Sitesi Tipobet Piabet Giriş Bahis Siteleri canlı maç siteleri bixbet giriş porno indir beylikdüzü escort gaziantep escort