Son Dakika
18 Ekim 2019 Cuma
”

Bilimin akışını değiştiren bilim adamı: Planck

Araştırma yapmaktan asla yorulmayan ve taviz vermeyen, oğlunun ölümünü göze almak pahasına, inanmadığına evet demeyen bir bilim adamı o.

05 Şubat 2017 Pazar, 20:36

Bu gün de, bilmediğini bilen bilim adamlarının yaşam hikayelerine devam ediyoruz.
Planck, oğlunun ölümünü göze almak pahasına, inanmadığına evet demeyen bir bilim adamı.
Araştırma yapmaktan asla, yorulmayan ve taviz vermeyen bir büyük adam.
Bilimin akışını değiştiren o.
Kuantum fiziği varsa, ona borçluyuz.
Yani MR çekebiliyorsak, elektron mikroskoplarını kullanabiliyor ve molekül ve atomları, atom altı yapıları inceleyebiliyorsak, ona teşekkür etmek zorundayız.
“Kuantum Kuramı”nı geliştirdi.
Bu nedenle, 1918’de Nobel Fizik Ödülünü aldı.
Gelelim yaşamına….
Max Karl Ernst Ludwig Planck, 23 Nisan 1858, Almanya’nın Kiel şehrinde, entelektüel bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.
Babası, Kiel Üniversitesi’nde hukuk profesörüydü.
Max’ın gerçek adı, Alman kökenli bir isim olan Maximilian’dı.
On yaşından itibaren, “Max” adını kullandı.
Orta öğrenimini, Münih’te tamamladı.
Planck, bilime gönül vermiş bir öğretmenin etkisi ile, fiziğe özel bir ilgiyle bağlandı.
Bu nedenle de, fizik öğrenimi için, üniversiteye başvurdu.
Üniversitede dönemin büyük fizikçilerinden biri, hocası olacaktı.
Ünlü profesör, onu çarpıcı olduğu kadar şaşırtıcı sözlerle karşıladı.
Bakın neler dedi?
“Bu alanda, neredeyse her şey keşfedildi ve geriye kalanlar sadece doldurulması gereken birkaç delik.”
Yani ne yapacaksın fizik eğitimi alarak?
Demek istemişti.
Max, ona aldırmadı bile.
Çocukluk hayalinden kopmaya, niyeti yoktu.
Üstelik, üniversite öğreniminde, Helmholtz ve Kirchhof gibi, gerçekten seçkin profesörler vardı.
Onların öğrencisi olmak, kaçırılmaz bir fırsattı.
Münih ve Berlin üniversitelerinde öğrenimini sürdürdü,
Doktora tezi, hidrojen çözülümüne ilişkindi.
Bu konuda hazırladığı doktora tezi, tüm meslek yaşamındaki, tek deneysel çalışması olarak kalmıştı.
Asıl ilgi alanı, matematiksel fizikti.
Planck, olağanüstü yeteneğiyle, kısa sürede meslek çevresinin dikkatini çekti.
Otuz yaşında, Berlin Üniversitesi fizik kürsüsüne atandı.
Termodinamik yasaları üzerine çalıştı.
Kendi adıyla bilinen “Planck sabiti”ni ve “Planck ışınım yasası”nı buldu.
Ortaya attığı kuantum kuramı, o güne değin bilinen fizik yasaları içinde devrimsel ve çığır açıcı nitelikteydi.
Planck ışık radyasyonu üzerinde çalışırken, bir sorunla karşılaşmıştı.
Neydi o problem?
Hemen hatırlayalım…
Klasik fizikte bir teorem vardı.
Bu teorem, kor halindeki bir cisimden salınan radyasyonun niteliğini gösteriyordu.
Neydi bu nitelik?
Radyasyonun dalga uzunluğunun, olası en kısa dalgalardan ibaret olması idi.
Bu, küçük bir ısının bile, son derece parlak bir
ışık vermesi anlamına, geliyordu.
Buna göre, vücut ısımızın bizi bir ampul gibi aydınlatması gerekirdi.
O zamana kadar radyasyon enerjisi, sürekli bir akış olarak varsayılıyordu.
Bu nedenle de, spektrumun kısa dalga bölümünün geniş olması, hatta sınırsız olarak uzaması gerekirdi.
Yani, dalga uzunluğunun giderek kısalması anlamına geliyordu.
Ancak, yapılan deney sonuçları, spektrumda çok farklı bir enerji gösteriyordu.
Yani, hiçbir madde, ne denli akkor haline getirilirse getirilsin, sonsuz enerji salmıyordu.
Çıkan enerjinin büyük bir bölümü, orta dalga uzunluktaki kesimde idi.
Klasik fizik kuramları ile deney sonuçları arasındaki tutarsızlık, öyle böyle değildi.
Çok açıktı.
Eski kuram yetersizdi.
Planck 1900’de, kara-cisim üzerinde yürüttüğü kuramsal çalışmasını yayımladı.
Çalışmanın temel düşüncesi neydi?
Maddelerin, radyasyon salan vibratörlerden oluştuğu idi.
Bu vibratörler, kendine özgü titreşim frekansına sahiptiler.
Aslına bakılırsa, bu düşünce yürürlükteki kurama tam anlamı ile ters değildi.
Ancak bir fark vardı.
Planck’a göre, vibratörlerin yaydığı enerji, sürekli bir akıntı değildi.
Enerji, kesik fışkırmalarla salınıyordu.
Belli bir frekanstaki bir osilatörün, saldığı ya aldığı enerji nasıldır?
Tam birimler biçimde olabilir.
Birim kesirleriyle olamaz.
Önerilen çözüm basitti.
Gelin denilmek isteniyordu.
Gözlem sonuçlarıyla bağdaşmayanı, sürekli akış varsayımından vazgeçelim!
Ancak, bu varsayımın o dönemde, hemen benimsenmesi olanak dışı idi.
Akla yakınlığı bile, kolayca düşünülemezdi.
Doğanın sürekliliği bir hipotez, ya da sıradan bir varsayım, olmazdı.
Hatta doğruluğu, sorgulanmaz bir inançtı!
Newton mekaniği gibi, Maxwell’in elektromanyetik teorisi de, doğanın sürekliliğini içeriyordu.
Değerli okuyucularım!
Yerleşik bir kuramı sorgulamak, hakikaten kolay değildir.
Hele yeni bir kuram oluşturmak, üstün zeka ve hayal gücünün de ötesinde, yüreklilik ister.
Doğrusunu söylemek gerekirse, Planck hakkında ne söyleyebiliriz?
-Planck, belki de, getirdiği devrimsel bir gelişmeyi başlattığının farkında bile değildi.
-Onun, klasik fiziği sarsabileceğini öngördüğü, söylenemez.
-Ama o, karşılaştığı sorunlara karşı gösterdiği olağanüstü duyarlılıkla da, ünlü idi.
-Planck, özentisiz bir karaktere sahipti.
-Ona göre bulduğu çözüm, deneysel verileri matematiksel olarak dile getirecekti.
-O bunlara, masum bir formül gözüyle bakıyordu.
Oysa, “kuvantum” dediği enerji paketi, başlı başına devrimdi.
Enerji paketi ile bir dalga frekansı arasındaki ilişkiyi belirleyen denklemi ileri sürdü.
E=h\cdot \nu adlı denklemi.
Bu formül, bilimde yeni bir devrimin başlangıcı oldu
Denklemdeki harflerin anlamına gelince.
Anlatmaya çalışayım.
Nu radyasyon frekansını, h Planck sabiti denen sayıyı gösteriyor.
Planck’ın bu formülü ile, klasik fiziğin önemli bir ilkesi olan, doğanın sürekliliği varsayımı sarsılmıştı.
“Doğa asla sıçramaz” anlamına gelen eski Latince özdeyiş yani, Natura non facit saltus geçerliliğini sürdüremezdi artık!
Einstein, 1905’te “Fotoelektrik etki” diye bilinen, teorisini ileri sürdü.
Bu teori de, kuvantum teorisinin kapsamına girdi.
Bu şekilde ısı, ışık, elektromanyetizma gibi. radyasyon türleri, kuantum fiziğine kapsamına alındı.
Daha sonra Bohr, Schrödinger, Heisenberg vb. bilim adamları kuantum fiziğine katkıda bulundular.
Böylece çağımızda fizik, kuvantum mekaniğine dönüştü.
Çağımızın ünlü fizikçisi Born, Planck’ın bilimsel kişiliğini hakkında oldukça ilginç yorumlarda bulunuyor.
Okuyalım:
– Planck, yaratılıştan, tutucu bir kafa yapısına sahipti.
– Devrimsel” denebilecek, hiçbir eğilim ve özentisi yoktu.
– Olguları aşan spekülasyonlardan hiç hoşlanmazdı.
-Ancak, salt deney verilerine olan saygısı, sonsuzdu.
– Bu özelliği sayesinde, fiziği temelinden sarsan en devrimci düşünceyi ileri sürmekten de kendini alamadı.”
Bu erdemli kişi, ne yazık ki, uzun yaşamını, trajik bir kararla noktalamak zorunda bırakıldı.
Almanya’da Hitler devrindeyiz.
Planck’ın yedi çocuğundan sadece biri, yaşamda.
Diğerlerini, çoktan kaybetmişti.
1944 yılındayız.
Planck 86 yaşında.
Tam da o sene.
Ne yazık ki oğlu , Hitler’e suikast suçlamasıyla yakalanıyor.
Nazilerin, yaşlı Planck’a tek önerileri vardı.
“Nazizm’e inanç ve bağlılık duyurusunu imzala, oğlun idamdan kurtulsun!”
Yoksa onu idam edeceğiz.
Öneri basit olduğu kadar da korkunçtu.
Ne yaptı dersiniz Planck?
Tek umudu olan oğlunun ölümü pahasına, yaşam anlayışına ters düşen duyuruyu imzalamadı.
Oğlunu idam ettiler.
O da, 3 sene sonra Ekim 1947’de 89 yaşında, Göttingen’de yaşama veda etti.

www.haberhurriyeti.com / Mehmet Fuat ABUT

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kaçak iddaa siteleri iddaa siteleri bahis siteleri

mersin escort

eskişehir escort

mersin escort

mersin escort

mersin escort
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
bahis forum izmir escort izmir escort ankara escort ankara escort izmir escort ataşehir escort bayan ümraniye escort kadıköy escort hd porno izle ataköy escort bakırköy escort esenyurt escort beylikdüzü escort ankara escort escort bayan ankara escort bayan sincan escort keçiören escort Ankara escort Antalya escort Pendik escort travesti porno izle antalya escort bayan mama escorts karabuk escort bartin escort artvin escort kocaeli escort kocaeli escort afyon escort aydin escort ankara escort escort bayan istanbul pendik escort Restbet Bahis Sitesi Tipobet Piabet Giriş Bahis Siteleri