Son Dakika
24 Ağustos 2019 Cumartesi
”

Benim Hayatım’ın satır aralarından gerçek hayata

“Benim Hayatım” kitabının yazarı değerli hanımefendi Ayşegül Furuncu’nun genç ve azimkâr olduğunu görmek bize daha çok mutulluk verdi. Çünkü kısa sürede böylesine güzellikte bir kitabı bitirerek imzasını atmak, gurur verici bir şeydi.

02 Aralık 2015 Çarşamba, 15:26

okkesagaoglu_haberhurriyeti

SON kitap fuarı oldukça kalabalıktı. Büyük halk yığınları akın akın
fuara koşuyordu. Gerçi bu kez fuar olarak yeni kararlar alınmış ki,
güzel şeylere de imza atmış oldular. Örneğin gençlere, okullu
talebelere ve emeklilere fuar girişi bedavaydı.
Bu karar da haliyle fuara olan ilgiyi daha da artırmış oldu. Belki
dikkatli bir okuyucu bize, “Fuara giriş kaç lira ki bedava
yapmışlar?.. Yani kalabalığın gerçek nedeni bu mu sizce?..” diye bir
soru sorabilir.
Bunun yanıtı tabii ki şu olmalıdır:
1– Bu fuar kâr amacı gütmeyen bir fuardı.
2– Bu fuar başlı başına okur - yazar kitlesinin halkla  buluşmasına
yönelik büyük bir etkinlikti.
3– Bu fuara giriş her ne kadar 5 lira gibi ucuz olsa da… Halkımızın
bir kitapa 50 lira verip, fuara 5 lira gibi bir ücreti vermek
istemeyen bir özelliği vardır.
Yani, olay fuara giriş parası değildi. Olay, fuarın amacının kültürel
akımların yerini ve adresini doğru yönde iletmeye çalışırken… Bunu
bile suiistimal edilmemesi için gülünç bir ücret dahi olsa, işi ciddi
olarak eleştiri yağmuruna tutanlar olacaktı.
Bu da gayet normaldir.
Onun içindir ki fuara girişlerin büyük halk yığınlarına parasız,
ücretsiz ve de karşılıksız açılması takdir edilen en güzel etkinlik
buluşmasıydı.
Biz de bu etkinliğe davet edilenler arasındaydık. Evet fuara girdik ve
baştan sona onlarca salonun dolu dolu olduğunu gördük. Cıvıl cıvıl
gençlerin doluştuğu… Hatta her yaştan insanların buluştuğu bu fuar
başlı başına büyük bir eğlence yeri gibiydi.
Standlar rengarenk kitaplarla doluydu.
O kitapların kapaklarının açılıp bilgilerin paylaşılması için halk
bekleniyordu. Ve sonunda halkımız da, genciyle - yaşlısıyla dolup
taştı fuarda.
İmza günlerinin denk geldiği saatler ve standların dolu dolu olması
geçiş güzergahlarını bazen tıkasa da… Bu görüntüler ve bu
güzellikler, kültürel akımlara öncülük ediyordu adeta.
Biz de sonuç olarak imza standına gidiverdik. Standın önü her zamanki
gibi insanlarla dolup taşmıştı. Farklı insanların farklı boyutlarda
buluşmalarına şahit olduğumuz fuarın adresi, yer ve mekan olarak
kaldırabilecek güçteydi.
Bizi davet eden “Benim Hayatım” kitabının yazarı değerli hanımefendi
Ayşegül Furuncu’nun genç ve azimkâr olduğunu görmek bize daha çok
mutulluk verdi. Çünkü kısa sürede böylesine güzellikte bir kitabı
bitirerek imzasını atmak, gurur verici bir şeydi.
Düşünün, bir bayan olarak hem ev işleri… Hem evladını büyütme
çabası… Ve hem de eşiyle birlikte evinin günlük işleyişine ayak
uydurmak ve bu zamanların içinden “Benim Hayatım” kitabına zaman
ayırabilmek, büyük bir başarıydı.
İlk başta Ayşegül Hanımı bunun için tebrik etmemiz gerekiyor. Hem bir
bayan olarak böylesine mücadeleye göğüs gerdiği için… Hem de
olansızlıklar içinde olanak yaratarak azimkarlığı sayesinde fuarda
kendine ait bir standı gerçekleştirdiği için.
Ayşegül Hanım’ın böylesine bir zaman kıtlığı içinde böylesine
sürükleyici ve böylesine fikir üreten bir kitaba imza attığı için tam
teşekkür edeceğimiz sırada… İkinci bir kitabının daha standlara
girdiğini gördüğümüzde kendi kendimize, “Gözümüzden bir şey mi
kaçtı?.. Biz bir kitap derken ikinci bir kitaba imza atması arasındaki
zaman boşluğunu biz neden fark edemedik?..” diye de kendi kendimizi
eleştirdik diyebiliriz.
“Benim Hayatım”la ilk kitaba imzasını attıktan sonra, fuarda ikinci
kitabı olan “Aşkın Son Nefesi”ne de imza atması gerçekten büyük bir
olaydır. Böylesine kısa bir zaman içinde iki kitabı birden çıkarmak ve
her ikisinin de gerçeklikle alakası olan olayları hikaye ederek…
Okuyucunun sıkılmadan ve usanmadan okumasına akıcı bir kalemle
gayretkârlık göstermek, her insana nasip olmaz.
Böylesine büyük çalışmaları üreterek ve yaşayarak kaleme alan Ayşegül
Hanım, şimdi daha da farklı çalışmalar yapmanın peşinde.
Aslına bakarsanız kitap çıkarmak zordur. Bazı yazarlar kitabı
çıkarırken sadece kendi branşıyla ilgili olayların çerçevesinde
(okuyucunun yabancı olduğu basit olayları) analiz ederek kitaplarını
yazar ve basımevlerine verirler.
Ama bazı yazarlarımız da vardır ki, film karakterine göre… Masal
karakterine göre ve masalımsı anlatı tarzına göre sayfanın
sayısallığından tutun, karşılıklı sorulu – cevaplı ifadelerin yer
aldığı bölümlerin bile teknik konulara takıldığını bildiğinden…
Romanını ve hikayesini bu stil ve teknik çalışmaya göre yazar ve
hazırlarlar.
Bu olayları herkes bilemez.
Herkes, yani sade vatandaş, sadece ve sadece kitabı parayla satın
alır… Sayfalarını tek tek çevirerek okur ve kendine yakın gördüğü
bazı bölümlerin etkisinde kalır ve kitap için de “İyiken almışım” der
ve son sayfayı kapatarak olayların tümünü beynine işler.
Okur için önemli olan, romanın sürükleyiciliğini kendi benliğinde
yaşayarak çevresindeki olaylara ve gelişmelere daha farklı bir
pencereden bakmasıdır.
Aslında kitap yazarları, halkın nabzını çok iyi tutmaktalar. Halkın
isteklerini ve neye göre neyin yaratılması gerektiğini… Neyin
düşünüldüğünü… Daha çok albenisi olanının ne olduğunu çok iyi
bildiklerinden… Kalemlerini çok iyi kullanırlar ve çok güzel
eserlere imzalarını atarlar.
Ayşegül Hanım’ın da böylesine kısa bir zaman içinde iki kitabı
çıkarması, (büyük bir başarıya fuardaki standında) kitaplarına imza
atmasıyla sonuçlandı.
Evet ama kendisiyle görüştüğümüzde, “Her iki kitabın da kendisine çok
büyük değerler kazandırdığını” ve gelecekte “Yeni bir kitabın
çalışmalarına başlayacağını” açıklaması, oldukça iddialı bir durumu
ortaya sergiliyordu.
Neden biliyor musunuz?..
1– Ayşegül Hanım, halkın ne tür yazım stilini okuduğunu çok iyi bilmekte.
2– Siyasi ağırlıklı çizgiden uzak, romansı ve edebiyat ağırlıklı sanat
yönünün ağır bastığı kitapların halk arasındaki paylaşımın albenisinin
daha çok olduğunu tespit etmiş.
3– Kitabın fazla uzun olmaması… Kısa ve öz olarak ve karşılıklı
konuşmalarla değişik mekanları hatırlatacak stilde bir roman yazımının
daha çok alıcısı olduğunu görmüş.
4– Film senaryosunun dizin olayındaki önemini hemen kavramış…
Yani demek istediğimiz şudur:
– “Hem roman dalında iddialı biçimde yazarak okuyucunun karşısına en
iyi eser(ler)i kazandırmış… Hem de belirli sayfayı geçmeyerek
yönetmenlerin istedikleri roman yazımını gerçekleştirmeyi başarmış…”
Bunlar azımsanacak şeyler değil…
Demek ki kitap yazanlar, sayfaların adedine göre neyin nerede ve nasıl
kullanılacağını bilmekte… Karşılıklı sorulu - cevaplı yazım stilinin
hangi kulvarlara hitap edeceğini belli beyinlere işlemekte…

KİTAPLAR TOPLUMLARI YÖNLENDİRİR VE BİLGİ
AKIMI İLE GENİŞ YELPAZEDE BEYİNLERE
YEPYENİ YAZILIMLARI BAŞARIR…

Kitaplar okuyucuların derinlemesine takip ettiği bilgi yüklü olduğu
kadar… Çoğu kez de eğlenceli dünyalara kürek çektiren bir rota
çizer… Önemli olan her bireyin sesine kulak verebilecek satırları
sayfalara dökmek, güzel eserlere imza atarak halkın gönlünde yeni
kitaplarla yol alabilmek…
Ayşegül Hanım’ın kitaplar konusundaki görüşleri güzel tespitlerle
yerini bulmuş. Kendisinde aksiyondan tutun, hikayeye… Ağır romandan
tutun, tutucu aşka kadar güncel olayların akışını kitaplaştıran bir
beyin yüklü mekanizmaya sahip olduğunu gördük.
Her ne kadar film piyasasında şu anda eserleri görünmüyorsa… Bunun
nedeninin, kendisinin uzak durduğundan değil… Aksine film
piyasasının birtakım görüşbirliği oluşturmak adına romanlarındaki
akıcılığı yeni görmeleriyle start alacağı günü bekliyor diyebilirim.
Bilindiği üzere kitap fuarları, halkın en çok uğrak yeri oluverdi.
Gerçi görsel medyada sürekli Japonlarla Türkleri yan yana getiren
karikatürlerde okur yazarlığın Japonlarda daha çok göründüğü… Türk
toplumunda ise cep teknolojisine olan duyarlılığın okumayı geri plana
ittiğini gösteren resimler basılmakta.
Ama dün ve bugünkü fuar manzaraları hiç de öyle olmadığını gösteriyor.
Hatta biz Türklerin bir özelliğini kavrayamayan yabancı çizerler (buna
bizimkiler de dahil) şunu iyi bilmelidirler ki, dünyada en son nasıl
bir ürün çıksa, hemen ona adapte olan zeki bir toplumdur Türkler.
Olanaksızlıklar içinde olanak yaratmaya çalışmaları da günlük hayat
çizgilerini kadere bırakmamak için çabalama derdine düşmeleri, biraz
moral olması açısından teknolojiye yönelmesine neden olmakta.
İşte böylesi bir dünyada halkın kaderine ve beklentilerine cevap
verebilecek güzel eserler çıkarma çabasıyla gününü okumayla,
düşünmeyle ve sürekli beyin jimnastiği yapmakla kitap dünyasına
katılan Ayşegül Hanım’a başarılar diliyoruz.

www.haberhurriyeti.com / ÖKKEŞ AĞAOĞLU

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz