Benek anne mi oluyor yoksa ?(37)

Görülmeye değer bir manzara. Annelerinin memelerini bulamayan, gözleri görmediği için kardeşleriyle birbirine sarılan yavrular iyi kötü süt emmek için yarışıyorlardı birbirleriyle.

13 Aralık 2018 Perşembe, 08:55

Tüm olumsuzlukların peşpeşe rastgeldiği koşullarda hayvanları korumak iyice güçleşiyordu.

Her an tetikte olmak, hani savaş durumlarında olduğu gibi “teyakkuz”a geçmek gerekiyordu artık.

Dostlarımızı “dış düşman”dan korumak kolaydı da “iç düşman”dan korumak daha zordu. Bir de hayvan karşıtı kadınlardan gelen “çuval” tehdidi vardı. .

Bunlar yetmezmiş gibi Benek’in  beklenmedik anda gelen “doğum yaptı” haberi evimize ve bahçeye  “füze düşmüş” etkisi yarattı.

Kötü veya beklenmedik bir haber  eğer karanlıkta gelmişse, insanın korkusu katlanıyor galiba.

Benek’in doğum haberi bize yatma zamanımıza yakın bir saatte ulaştı. Karşı blokta, eşi vefat ettiği için yalnız yaşayan  gazeteci arkadaşımız, merdiven altında canhıraş kedi sesleri duyunca kapıcıya telefonla haber vermiş.

Olay yerine koşan kapıcı, bir kedinin merdiven altında, karanlıkta dört yavru ile başbaşa olduğunu görünce hemen bizim kapıyı çaldı gecenin karanlığında..

Tüm kediler bizim nüfusumuza kayıtlı (!) ya…

Hemen olay yerine koştuk. Ne yapacağımızı pek bilmiyoruz. Pek değil, hiç bilmiyoruz.

Eşim hemen Veteriner Yudum hanıma haber vermek için telefona koştuğunda, ben kapıcı ile kedilerin bulunduğu binaya yöneldim.

Ne yavruları doğru dürüst görmek mümkün, ne anasını. Sadece zor durumda oldukları çıkan seslerden belli. Tüm yavrular aynı anda bağırıp,vıyaklıyorlar, ağlıyorlar.

Hemen eve dönüp mum veya fener almam gerektiğini hissettim. Bu arada veteriner Yudum  hanım hemen geleceğini söylemiş. Şansımıza Patitan’a yakın bir yerde oturuyor Yudum hanım.

Bu bizi oldukça rahatlattı.

Merdiven altındaki fotoğraf karesi görülmeye değerdi. Yavrular sanki bir ip yumağına dolanmış gibiydiler.

——

Yazarın notu

Hemen aklıma Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geldi nedense.

Nasıl gelmesin ki..

Hani mahkemeye verdiği  Musa Kart’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan kedili karikatürü vardı ya..

İplere dolanmış bir başbakan figürü.

 

Bizim Benek olayında yaşadığımız ise  kedimizin yavrularının kordonlarının birbirine karışmış olması.

İp yok…

Erdoğan yok…

Musa Kart hiç yok..

 

Bu bizim yaşadığımız bir başka karikatürlük tablo.

Ayniyle vaki ve gerçek yani.

Yeni unsur görünen tabloda ipin olmaması.

Bizde kedi var, ip yok.

Yerine göbek bağı kordonu var.


Dönelim yaşadığımız  ana.

Ne yavrular, ne anası birbirlerinden ayrılacak gibi değildi. Tam bir arapsaçı durumu.

Ne yapılabilir diye düşünürken, veteriner Yudum hanımla, eşim geldi. Mum ışığında yavruları ve anasını kucağına almaya çalışan Yudum hanım, yarım saat kadar uğraştıktan ve yavruları birbirinden ayırdıktan sonra yanında getirdiği sepete onları yerleştirdi.

Bizim eve geldik. Bizim eve dediğim, benim çalışma odama aldık yeni konukları.

Bu, şu demekti.

Hayatında hiç bir zaman, herhangi bir evde, hiç bir hayvanla yaşamayan, buna cesaret edemeyen ben, galiba bir süre kedi yavruları ile aynı mekanı paylaşacaktık.

Böyle bir durumu , bir arkadaşım veya dostum  teklif etse hemen karşı çıkardım ama şartlar değişikti ve emri-i vaki ile karşı karşıya kalmıştım.

Bu ev sahibi rolünü üstlenmek zorundaydım.

Fazla üstünde durmadım, belki keyifli bile olabilirdi bu rol.

Veteriner hanım göbek bağı ile birbirine dolanmış yavruları analarından ayırmak için çok ama çok uğraşmıştı..

Veteriner Yudum “Eğer yarım saat geç kalsaydık,  iki ya da üç yavru boğulup ölebilirdi” dediğinde, erken haber vermekle ne kadar önemli bir şey yaptığımızı anladık.

Hemen evde bulunan büyük bir karton kutuyu parçalayarak onlara geçici mekan hazırladık. Hatta yatak yaptık. Yavruların gözleri henüz kapalı ama annesi onlara yardım ederek süt vermeye çalışıyordu.

Görülmeye değer bir manzara. Annelerinin memelerini bulamayan, gözleri görmediği için kardeşleriyle birbirine sarılan yavrular iyi kötü süt emmek için yarışıyorlardı birbirleriyle.

Bir tanesi ise hiç ulaşamıyordu anasının memesine. Yudum hanım ona yardımcı olunması gerektiğini söyleyip “En az dokuz-on gün burada kalsınlar, sonra benim hastaneye alırız” deyince kaderim belli oldu.

Masamın yanında 5 kedi ile birlikte hayatı paylaşmak zorundaydım.

Torunlarımız (!) olmuş kadar sevinçliydik.

Mernuş, ne de olsa evladımız gibiyi ve onun kızı Benek doğum yapmıştı.

Evimiz renklenmiş ve neşelenmişti. Büyük sorumluluk almıştık ama olsun, hem can kurtarmıştık, hem de yavruların güvencesi olmuştuk artık. Ters bir durum olmazsa hepsi sağlıklıydı ve yaşayacaktı ya…

 

Günler günleri kovaladı. Veteriner hanımın öğütleri çerçevesinde yavrular beslendi ve yavaş yavaş gözleri açılmaya başladı. Geceleri yattığımızda yavruların çıkardıkları sesler bir süre sonra melodi gibi gelmeye başlamıştı bize.

Alışmaya başladık desem yalan sayılmaz.

Benek, çok ama çok mutluydu. Aslında süt veren annenin ayrı ve güçlü beslenmesi gerektiğini biliyorduk. Ona özel mamalar alınmıştı zaten. Yavrular gözleri açıldıktan bir süre sonra nasılsa veteriner gözetiminde en az 2 ay orada yaşayacaklardı. Önemli olan evde anneyi iyi beslemekti.

Benek, sık sık gözlerimizin içine bakarak yavrularını kurtardığımız için bize minnettar kaldığını belli ediyordu sanki. Zaman zaman yavrularını bir kenara itip, ayaklarımıza sürtünmesi “fiili” olarak minnettarlığını göstermek için olmalıydı. Ya da biz öyle sanıyorduk. Kuyruğunu sağa sola çevirmesi bir başkaydı.

Mutluluk işaretiydi bu tür kuyruk çevirmeleri..

Hemen her gün yavruları ve anneyi kontrol için eve uğrayan veteriner Yudum hanım ikinci hafta dolmadan bir kedi sepeti ile gelerek kedileri “misafirhane”ye aldı.

Aslında veteriner hanım kedilerin ağırlanacağı yere “kedi oteli” diyordu. Doğruydu da.

Kediler yeni mekanlarına taşınırken hiç bir şeyin farkında bile değillerdi.

Onları uğurlarken bir tuhaf hissettim kendimi. Eşim de öyle. Sanki içimizden birşeyler kopmuştu.

İki kızımız, öz kızlarımız evden ayrıldıklarında acaba hangi duyguları yaşayacaktık.

Bilinmez.

 

Tüm olumsuzlukların peşpeşe rastgeldiği koşullarda hayvanları korumak iyice güçleşiyordu.

Her an tetikte olmak, hani savaş durumlarında olduğu gibi “teyakkuz”a geçmek gerekiyordu artık.

Dostlarımızı “dış düşman”dan korumak kolaydı da “iç düşman”dan korumak daha zordu. Bir de hayvan karşıtı kadınlardan gelen “çuval” tehdidi vardı. .

Bunlar yetmezmiş gibi Benek’in  beklenmedik anda gelen “doğum yaptı” haberi evimize ve bahçeye  “füze düşmüş” etkisi yarattı.

Kötü veya beklenmedik bir haber  eğer karanlıkta gelmişse, insanın korkusu katlanıyor galiba.

Benek’in doğum haberi bize yatma zamanımıza yakın bir saatte ulaştı. Karşı blokta, eşi vefat ettiği için yalnız yaşayan  gazeteci arkadaşımız, merdiven altında canhıraş kedi sesleri duyunca kapıcıya telefonla haber vermiş.

Olay yerine koşan kapıcı, bir kedinin merdiven altında, karanlıkta dört yavru ile başbaşa olduğunu görünce hemen bizim kapıyı çaldı gecenin karanlığında..

Tüm kediler bizim nüfusumuza kayıtlı (!) ya…

Hemen olay yerine koştuk. Ne yapacağımızı pek bilmiyoruz. Pek değil, hiç bilmiyoruz.

Eşim hemen Veteriner Yudum hanıma haber vermek için telefona koştuğunda, ben kapıcı ile kedilerin bulunduğu binaya yöneldim.

Ne yavruları doğru dürüst görmek mümkün, ne anasını. Sadece zor durumda oldukları çıkan seslerden belli. Tüm yavrular aynı anda bağırıp,vıyaklıyorlar, ağlıyorlar.

Hemen eve dönüp mum veya fener almam gerektiğini hissettim. Bu arada veteriner Yudum  hanım hemen geleceğini söylemiş. Şansımıza Patitan’a yakın bir yerde oturuyor Yudum hanım.

Bu bizi oldukça rahatlattı.

Merdiven altındaki fotoğraf karesi görülmeye değerdi. Yavrular sanki bir ip yumağına dolanmış gibiydiler.

——

Yazarın notu

Hemen aklıma Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geldi nedense.

Nasıl gelmesin ki..

Hani mahkemeye verdiği  Musa Kart’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan kedili karikatürü vardı ya..

İplere dolanmış bir başbakan figürü.

 

Bizim Benek olayında yaşadığımız ise  kedimizin yavrularının kordonlarının birbirine karışmış olması.

İp yok…

Erdoğan yok…

Musa Kart hiç yok..

 

Bu bizim yaşadığımız bir başka karikatürlük tablo.

Ayniyle vaki ve gerçek yani.

Yeni unsur görünen tabloda ipin olmaması.

Bizde kedi var, ip yok.

Yerine göbek bağı kordonu var.

———-

Dönelim yaşadığımız  ana.

Ne yavrular, ne anası birbirlerinden ayrılacak gibi değildi. Tam bir arapsaçı durumu.

Ne yapılabilir diye düşünürken, veteriner Yudum hanımla, eşim geldi. Mum ışığında yavruları ve anasını kucağına almaya çalışan Yudum hanım, yarım saat kadar uğraştıktan ve yavruları birbirinden ayırdıktan sonra yanında getirdiği sepete onları yerleştirdi.

Bizim eve geldik. Bizim eve dediğim, benim çalışma odama aldık yeni konukları.

Bu, şu demekti.

Hayatında hiç bir zaman, herhangi bir evde, hiç bir hayvanla yaşamayan, buna cesaret edemeyen ben, galiba bir süre kedi yavruları ile aynı mekanı paylaşacaktık.

Böyle bir durumu , bir arkadaşım veya dostum  teklif etse hemen karşı çıkardım ama şartlar değişikti ve emri-i vaki ile karşı karşıya kalmıştım.

Bu ev sahibi rolünü üstlenmek zorundaydım.

Fazla üstünde durmadım, belki keyifli bile olabilirdi bu rol.

Veteriner hanım göbek bağı ile birbirine dolanmış yavruları analarından ayırmak için çok ama çok uğraşmıştı..

Veteriner Yudum “Eğer yarım saat geç kalsaydık,  iki ya da üç yavru boğulup ölebilirdi” dediğinde, erken haber vermekle ne kadar önemli bir şey yaptığımızı anladık.

Hemen evde bulunan büyük bir karton kutuyu parçalayarak onlara geçici mekan hazırladık. Hatta yatak yaptık. Yavruların gözleri henüz kapalı ama annesi onlara yardım ederek süt vermeye çalışıyordu.

Görülmeye değer bir manzara. Annelerinin memelerini bulamayan, gözleri görmediği için kardeşleriyle birbirine sarılan yavrular iyi kötü süt emmek için yarışıyorlardı birbirleriyle.

Bir tanesi ise hiç ulaşamıyordu anasının memesine. Yudum hanım ona yardımcı olunması gerektiğini söyleyip “En az dokuz-on gün burada kalsınlar, sonra benim hastaneye alırız” deyince kaderim belli oldu.

Masamın yanında 5 kedi ile birlikte hayatı paylaşmak zorundaydım.

Torunlarımız (!) olmuş kadar sevinçliydik.

Mernuş, ne de olsa evladımız gibiyi ve onun kızı Benek doğum yapmıştı.

Evimiz renklenmiş ve neşelenmişti. Büyük sorumluluk almıştık ama olsun, hem can kurtarmıştık, hem de yavruların güvencesi olmuştuk artık. Ters bir durum olmazsa hepsi sağlıklıydı ve yaşayacaktı ya…

 

Günler günleri kovaladı. Veteriner hanımın öğütleri çerçevesinde yavrular beslendi ve yavaş yavaş gözleri açılmaya başladı. Geceleri yattığımızda yavruların çıkardıkları sesler bir süre sonra melodi gibi gelmeye başlamıştı bize.

Alışmaya başladık desem yalan sayılmaz.

Benek, çok ama çok mutluydu. Aslında süt veren annenin ayrı ve güçlü beslenmesi gerektiğini biliyorduk. Ona özel mamalar alınmıştı zaten. Yavrular gözleri açıldıktan bir süre sonra nasılsa veteriner gözetiminde en az 2 ay orada yaşayacaklardı. Önemli olan evde anneyi iyi beslemekti.

Benek, sık sık gözlerimizin içine bakarak yavrularını kurtardığımız için bize minnettar kaldığını belli ediyordu sanki. Zaman zaman yavrularını bir kenara itip, ayaklarımıza sürtünmesi “fiili” olarak minnettarlığını göstermek için olmalıydı. Ya da biz öyle sanıyorduk. Kuyruğunu sağa sola çevirmesi bir başkaydı.

Mutluluk işaretiydi bu tür kuyruk çevirmeleri..

Hemen her gün yavruları ve anneyi kontrol için eve uğrayan veteriner Yudum hanım ikinci hafta dolmadan bir kedi sepeti ile gelerek kedileri “misafirhane”ye aldı.

Aslında veteriner hanım kedilerin ağırlanacağı yere “kedi oteli” diyordu. Doğruydu da.

Kediler yeni mekanlarına taşınırken hiç bir şeyin farkında bile değillerdi.

Onları uğurlarken bir tuhaf hissettim kendimi. Eşim de öyle. Sanki içimizden birşeyler kopmuştu.

İki kızımız, öz kızlarımız evden ayrıldıklarında acaba hangi duyguları yaşayacaktık.

Bilinmez.

(devam edecek)

Benek anne mi oluyor yoksa ?(38)

 

*Görülmeye değer bir manzara. Annelerinin memelerini bulamayan, gözleri görmediği için kardeşleriyle birbirine sarılan yavrular iyi kötü süt emmek için yarışıyorlardı birbirleriyle.

 

*********

 

Tüm olumsuzlukların peşpeşe rastgeldiği koşullarda hayvanları korumak iyice güçleşiyordu.

Her an tetikte olmak, hani savaş durumlarında olduğu gibi “teyakkuz”a geçmek gerekiyordu artık.

Dostlarımızı “dış düşman”dan korumak kolaydı da “iç düşman”dan korumak daha zordu. Bir de hayvan karşıtı kadınlardan gelen “çuval” tehdidi vardı. .

Bunlar yetmezmiş gibi Benek’in  beklenmedik anda gelen “doğum yaptı” haberi evimize ve bahçeye  “füze düşmüş” etkisi yarattı.

Kötü veya beklenmedik bir haber  eğer karanlıkta gelmişse, insanın korkusu katlanıyor galiba.

Benek’in doğum haberi bize yatma zamanımıza yakın bir saatte ulaştı. Karşı blokta, eşi vefat ettiği için yalnız yaşayan  gazeteci arkadaşımız, merdiven altında canhıraş kedi sesleri duyunca kapıcıya telefonla haber vermiş.

Olay yerine koşan kapıcı, bir kedinin merdiven altında, karanlıkta dört yavru ile başbaşa olduğunu görünce hemen bizim kapıyı çaldı gecenin karanlığında..

Tüm kediler bizim nüfusumuza kayıtlı (!) ya…

Hemen olay yerine koştuk. Ne yapacağımızı pek bilmiyoruz. Pek değil, hiç bilmiyoruz.

Eşim hemen Veteriner Yudum hanıma haber vermek için telefona koştuğunda, ben kapıcı ile kedilerin bulunduğu binaya yöneldim.

Ne yavruları doğru dürüst görmek mümkün, ne anasını. Sadece zor durumda oldukları çıkan seslerden belli. Tüm yavrular aynı anda bağırıp,vıyaklıyorlar, ağlıyorlar.

Hemen eve dönüp mum veya fener almam gerektiğini hissettim. Bu arada veteriner Yudum  hanım hemen geleceğini söylemiş. Şansımıza Patitan’a yakın bir yerde oturuyor Yudum hanım.

Bu bizi oldukça rahatlattı.

Merdiven altındaki fotoğraf karesi görülmeye değerdi. Yavrular sanki bir ip yumağına dolanmış gibiydiler.

——

Yazarın notu

Hemen aklıma Başbakan Recep Tayyip Erdoğan geldi nedense.

Nasıl gelmesin ki..

Hani mahkemeye verdiği  Musa Kart’ın Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan kedili karikatürü vardı ya..

İplere dolanmış bir başbakan figürü.

 

Bizim Benek olayında yaşadığımız ise  kedimizin yavrularının kordonlarının birbirine karışmış olması.

İp yok…

Erdoğan yok…

Musa Kart hiç yok..

 

Bu bizim yaşadığımız bir başka karikatürlük tablo.

Ayniyle vaki ve gerçek yani.

Yeni unsur görünen tabloda ipin olmaması.

Bizde kedi var, ip yok.

Yerine göbek bağı kordonu var.

———-

Dönelim yaşadığımız  ana.

Ne yavrular, ne anası birbirlerinden ayrılacak gibi değildi. Tam bir arapsaçı durumu.

Ne yapılabilir diye düşünürken, veteriner Yudum hanımla, eşim geldi. Mum ışığında yavruları ve anasını kucağına almaya çalışan Yudum hanım, yarım saat kadar uğraştıktan ve yavruları birbirinden ayırdıktan sonra yanında getirdiği sepete onları yerleştirdi.

Bizim eve geldik. Bizim eve dediğim, benim çalışma odama aldık yeni konukları.

Bu, şu demekti.

Hayatında hiç bir zaman, herhangi bir evde, hiç bir hayvanla yaşamayan, buna cesaret edemeyen ben, galiba bir süre kedi yavruları ile aynı mekanı paylaşacaktık.

Böyle bir durumu , bir arkadaşım veya dostum  teklif etse hemen karşı çıkardım ama şartlar değişikti ve emri-i vaki ile karşı karşıya kalmıştım.

Bu ev sahibi rolünü üstlenmek zorundaydım.

Fazla üstünde durmadım, belki keyifli bile olabilirdi bu rol.

Veteriner hanım göbek bağı ile birbirine dolanmış yavruları analarından ayırmak için çok ama çok uğraşmıştı..

Veteriner Yudum “Eğer yarım saat geç kalsaydık,  iki ya da üç yavru boğulup ölebilirdi” dediğinde, erken haber vermekle ne kadar önemli bir şey yaptığımızı anladık.

Hemen evde bulunan büyük bir karton kutuyu parçalayarak onlara geçici mekan hazırladık. Hatta yatak yaptık. Yavruların gözleri henüz kapalı ama annesi onlara yardım ederek süt vermeye çalışıyordu.

Görülmeye değer bir manzara. Annelerinin memelerini bulamayan, gözleri görmediği için kardeşleriyle birbirine sarılan yavrular iyi kötü süt emmek için yarışıyorlardı birbirleriyle.

Bir tanesi ise hiç ulaşamıyordu anasının memesine. Yudum hanım ona yardımcı olunması gerektiğini söyleyip “En az dokuz-on gün burada kalsınlar, sonra benim hastaneye alırız” deyince kaderim belli oldu.

Masamın yanında 5 kedi ile birlikte hayatı paylaşmak zorundaydım.

Torunlarımız (!) olmuş kadar sevinçliydik.

Mernuş, ne de olsa evladımız gibiyi ve onun kızı Benek doğum yapmıştı.

Evimiz renklenmiş ve neşelenmişti. Büyük sorumluluk almıştık ama olsun, hem can kurtarmıştık, hem de yavruların güvencesi olmuştuk artık. Ters bir durum olmazsa hepsi sağlıklıydı ve yaşayacaktı ya…

 

Günler günleri kovaladı. Veteriner hanımın öğütleri çerçevesinde yavrular beslendi ve yavaş yavaş gözleri açılmaya başladı. Geceleri yattığımızda yavruların çıkardıkları sesler bir süre sonra melodi gibi gelmeye başlamıştı bize.

Alışmaya başladık desem yalan sayılmaz.

Benek, çok ama çok mutluydu. Aslında süt veren annenin ayrı ve güçlü beslenmesi gerektiğini biliyorduk. Ona özel mamalar alınmıştı zaten. Yavrular gözleri açıldıktan bir süre sonra nasılsa veteriner gözetiminde en az 2 ay orada yaşayacaklardı. Önemli olan evde anneyi iyi beslemekti.

Benek, sık sık gözlerimizin içine bakarak yavrularını kurtardığımız için bize minnettar kaldığını belli ediyordu sanki. Zaman zaman yavrularını bir kenara itip, ayaklarımıza sürtünmesi “fiili” olarak minnettarlığını göstermek için olmalıydı. Ya da biz öyle sanıyorduk. Kuyruğunu sağa sola çevirmesi bir başkaydı.

Mutluluk işaretiydi bu tür kuyruk çevirmeleri..

Hemen her gün yavruları ve anneyi kontrol için eve uğrayan veteriner Yudum hanım ikinci hafta dolmadan bir kedi sepeti ile gelerek kedileri “misafirhane”ye aldı.

Aslında veteriner hanım kedilerin ağırlanacağı yere “kedi oteli” diyordu. Doğruydu da.

Kediler yeni mekanlarına taşınırken hiç bir şeyin farkında bile değillerdi.

Onları uğurlarken bir tuhaf hissettim kendimi. Eşim de öyle. Sanki içimizden birşeyler kopmuştu.

İki kızımız, öz kızlarımız evden ayrıldıklarında acaba hangi duyguları yaşayacaktık.

Bilinmez.

(Devam Edecek)

www.haberhurriyeti.com / Sezai BAYAR

***

ÖNCEKİ BÖLÜMLERİ AŞAĞIDAKİ LİNKLERDEN OKUYABİLİRSİNİZ

“Çuval ” operasyonu…(36)

3 gün önce yazıldıAçıkcası “savaş” ilan etmişlerdi bize. Irak’ı sebepsiz işgal etmiş Amerikan güçlerini kendilerine “model” kabul etmiş zihniyetten korkulurdu.

Dünyada mekan, Ahrette iman…(35)

Mernuş, yavruları ve diğer kediler, mehtaplı bir gecede zifiri karanlığın içine düşmüş gibi algıladılar son durumu. Ve kendilerini dımdızlak gibi

“Merhamet ve Adalet İstiyoruz” (34)

“Merhamet, vicdan ve adalet bir gün size de gerekebilir.. Kesinlikle torpil ve himaye istemiyoruz. Pozitif ayrımcılıktan  nefret ediyoruz.Sakın ha, eskiden

“İlahi Adalet” … (33)

“Karasurat”ın arabası Söğütözü yakınında büyük bir kaza yapmıştı. Bariyerlere çarpan arac hurda haline gelmiş, kendisi hemen ameliyata

Hayvan Hakları Yasası…(32)

Necati son gelişmeden habersizdi. Arkadaşları dünyaya gözlerini açar açmaz bir aile buluyorlar, doğada korunuyordı. Geziyorlar, koşuyorlar,

Hafiyeler (!) İz Peşinde…(31)

İnsanlıktan nasibini almamış, psikopat, ruh sağlığı zedelenmiş bu  mahluklar,  değil hayvan sevgisini, insanlara, yakınlarına ve akrabalarına karşı dahi sevgi duygusunu açığa çıkarmaktan acizler. Bu tip varlıklara  akıl ve sevgi “damlalıkla

Yönetimden “köpek” taktiği. (30)

Tami son derece sevecen bir yaratıktı. Herkese aynı mesefade duran ve herkese aynı sıcaklıkta yaklaşan bir köpek. Hatta  bazılarına göre “yılışık”

 Manukyan’ın kızları gibi…(29)

Mernuş dişi kedileri uyarıyordu: doğum kontroluna dikkat edin. Şu anda nüfus patlamasına neden olmanın zamanı değil. Yıllarca vergi rekortmenliğini

Nerden çıktı bu Tami ? (28)

Tami kürsüden inerken yine kaküllerini düzeltmek zorunda kalmıştı. Sitenin bir köşesinde yerleşmeye niyetli olan Tami’nin kediler şurasına katılması

Hayvanlar Şurası…(27)

Cinayetlerin çözümünü devletten bekleyemeyiz. Devlet kendi söküğünü dikemeyen terzi durumunda. Susurluk Skandalı ve daha niceleri. Son 10

 “Katiller nerede?” (26)

Bu cinayetlerin göbeğinde Patitan dışından müdahale olmuşsa, işin içinde “derin devlet” var demekti. Oysa derin devlet daha çok insanlar ve  onların

Bir cinayet daha mı? (25)

Doğada yaşamaya alışkın olan hayvanların, her türlü canlı mahlukatın yine doğanın koşullarına ayak uydurarak, kendilerinde o gücü bularak

Kediler Doğulu, köpekler Batılı mı? (24)

*Peyami Safa, Fatih-Harbiye adlı romanında Doğu-Batı farkını ele alırken -bu aynı zamanda idealizm ve maddecilik çatışması- kedi ve köpek cinsini ayrı

Polonya Yahudileri gibi…(23)

Kedileri beslemeye başladığımız günden sonra kendimizi ve bize yakın olanları, İkinci Dünya Savaşı’nda işgale uğramış Polonya’da yaşayan Yahudi

 Kayıp anaları ve Mernuş…(22)

Ülkede binlerce faili meçhul cinayetlerin, kayıpların olması, bu nedenle bağrı yanık anaların, Cumartesi Anneleri’nin, çocuklarını şehir şehir aramak

 Kediler ve Susurluk komedisi…(21)

İnsan hakları filan hikaye. İhlaller gırla gidiyor. Hukukun üstünlüğü değil, üstünlerin hukuku hala geçerli. Kendileri için hak ve özgürlükleri yaygın hale

Pamuk nerde ?..(20)

Komşumuzun minik kızı Ayfer acı haberi verdi: “Pamuk park yerinde hareketsiz duruyor, gördünüz mü? Ölmüş müdür acaba?”

Kedilerin  önsezileri…(19)

*Komşularımızdan biri sabah  erkenden bağırıyordu. “Kediler arabamın  tüm boyasını kazıdılar. Nedir başımıza gelenler. Bunları defedelim gitsinnn.”

Kediler Örgütleniyor… (18)

Sıra bugüne kadar kaybolan, öldürülen iki komşu kedinin başına gelenlerin ne olduğunu öğrenmeye gelmişti.Acaba bu ölümlerde “derin devlet’in

Kediler kongresinde tartışma …(17)

Hem dünyaya geliyoruz, hem yaşam hakkı tanınmıyor. Hem varsınız deniyor, hem yoksunuz. Bu nasıl bir kısır döngüdür? Sorunlarımız var, çözmüyorlar.

Kedi cilveleri… (16)

Bahçeye gelen yabancı kediler arasında “mahallenin aşiftesi” siyah benekli beyaz kediye “ Nataşa” adını uygun görmüştük nedense. Nataşa’nın önüne

Kedileri bekleyen tehlikeler…(15)

Geri kalmış ülke politikacıları dünyanın her köşesinde, “Önce politikacı, sonra insan, daha sonrası hayvanlar” tezini savunuyorlardı. Çünkü

Peri Bacası yıkan başkan (14)

Hristiyanlık öncesi dönemde Güzel Atlar Ülkesi adıyla bilinen Kapadokya yöresinin tarihi ve kültür varlığı olan peri bacalarından birinin yıkılması demek, tarihin “yıkılması” demek. Tarihin “silinmesi” demek.

Katliama müthiş tepki var..(13)

Kütük haline getirdiğiniz o ağaç gövdeleri cehenmem ateşiniz olur inşallah

Ağaç katliamı ve sonrası… (12)

Sitenin yeni bayan başkanınından kedilere karşı operasyon beklerken, otuz yıllık tam 39 ağaçı kökünden kestirmesi bizim için büyük yıkım oldu.

Bayan Başkan koltuğa oturunca…(11)

Yumuşak yürekli olacağını sandığımız bayan başkan “demir yumruklu leydi”yi oynamaya başlamıştı bile….

Şenlikli (!) kongre….(10)

Sanki ABD’nin Irak’ı işgal kararından sonra askerlerin bu ülkeye Türkiye üzerinden girmeleri için hazırlanan teskere oylanıyordu  Patitan kongresinde.

“Etnik koloni” işi zorlaştırıyor…(9)

Yavrular yavaş yavaş serpilmeye başladığı için sorumluluğumuz artmış durumdaydı.

Pembe memeli kedi… (8)

Patitan’da derin bir sessizlik hakim. Bu,  halkın kedileri benimsediği anlamına gelmiyor. Homurdananlar var, ama aile olarak bizler “duymazlıktan gelelim,

Bebelerrrrr… (7)

Hangi hayvan olursa olsun, tüm hayvanların doğal ortamlarında yaşamalarının doğru olduğuna inanıyordum. Hala da bu düşüncemin arkasındayım.

Mernuş kimden hamile kaldı? (6)

Mernuş’un giderek büyüdüğünü farketmeyişimiz. Çevre apartmanlar arasında turlara çıktığını biliyorduk Mernuş’un. Gizli gizli bir şeyler çevirdiğini hisseder gibiydik.

Mernuş ile tanıştığımız an…(5)

Yüzü, gözleri, duruşu, sessizliği öylesine güzel, öylesine etkileyiciydi ki…

Ana kuzusu olamadı… (4)

*Mernuş, sokak kedisi olarak bir duvar dibinde doğdu, sokak kedisi olarak yaşam mücadelesine atılmak zorunda kaldı..Hayatından hiç şikayetçi değildi.

Gözlerin gözlerime değince… (3)

Kendimi galiba insan gibi hissediyorum kimi zamanlar. Ama bir değişmez gerçek var ki hayvanım ve öyle yaratılmışım.

 Farklıdır benim memleketim…(2)

*Şu anda adımınızı attığınız bu minik alanın adı Patitan’dır. Pati’leri ile anılan hayvanların vatanı. Kediler dünyası burası.

Hayvan sevgisi meğer bulaşıcıymış…(1)

KEDİ… Önsöz… Hayvan sevgisi meğer bulaşıcıymış…(1) Hayvanlar âlemine doğru şöyle  “yüksek yoğunlukla” yönelmeye, kedilerle ilgili bir şeyler yazmaya karar verdiğimde, hayvan sevgisinin bana çocukluğumda ailemden bulaştığını anladım…

 

 

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz