Son Dakika
19 Mayıs 2019 Pazar

Arkası Yarın – ÖĞRETMEN BENİSA / 24

Enstitüye geldiğimin haftasında edindiğim ilk arkadaşım sayılırdı benim. Tombul, ela gözlü, ince kaşlı, buğday tenliydi, kısacık bir boyu vardı. Onun yanında kocaman duruyordum.

04 Mart 2015 Çarşamba, 19:06

ARKASI YARIN – ÖĞRETMEN BENİSA / 24

ŞAZİYE

Enstitüye geldiğimin haftasında edindiğim ilk arkadaşım sayılırdı benim. Tombul, ela gözlü, ince kaşlı, buğday tenliydi, kısacık bir boyu vardı. Onun yanında kocaman duruyordum. Düz, kahverengi saçını iki yanına birer tokayla kulak dengine kadar kaldırırdı ancak. Nedenini biliyordum. Çenesinin altındaki kıllar çok rahatsız ediyordu onu, gizlemeye çalışıyordu. Haklıydı. Bizler gibi, o da yakın illerden, Afyon’un merkezine bağlı bir bucaktan gelmişti. Köy Enstitüleri’ne köy çocukları alınırken; köyde oturmamalarına karşın, mahalle muhtarı olan babası ne yapıp edip enstitüye yazdırmıştı onu. Üçü oğlan, dört kardeştiler. Sık sık yoklamaya gelirdi babası. Her gelişinde de haşhaşlı katmer, vişne, elma, zerdali kurusu, kaymaklı şeker getirir; giderken de bolca harçlık bırakırdı. Bir yaş büyüktü benden. İçine kapanıktı, pek gülmez, gerekmedikçe de konuşmazdı. Onu çok severdim; sesini bir arkadaştan, bir kardeşten daha yakın, daha dokunaklı bulurdum. Ablamı anımsattığı içinde herhalde. Dersane, yatakhane, yemekhane, hamam her nereye gitsek el ele idik onunla.
Tüm derslerini kendi çabasıyla götürüyordu. Zorlanıyordu, gücüm yettiğince yardıma çabalıyordum. Mandolin gibi çalgı filan öğrenmek bile istemiyordu. Sabahları halk oyunlarını oynarken, halk türkülerini söylerken yan yana dururduk. Birbirimize sormadan hiçbir şey yapmıyorduk. Evimizden gelen mektuplarımızı birlikte okuduğumuz da olurdu. “Sen uzun yazıyorsun!” der, mektuplarını benim yazmamı isterdi. Ben de; okulumuzu ve yaşantımızı anlatır, bitirince de kâğıdın boş yerlerine çiçek, kuş resimleri yapar, boyamasını ona bırakırdım. Üzüntümüzü, sevincimizi paylaşırdık. Öbür kız arkadaşlarımız gibi, bir küsüp bir barışmazdık. Şaziye ile can arkadaştık. Üçüncü sınıfın son coğrafya yazılısına değin sürdü bu. İstemeyerek yaptığım bir hata nedeniyle gücendi bana. Yine konuştuk, yine aynı sınıfta okuduk, ne ki o sıcaklığı bir daha bulamadık. Şaziye ile öğretmen olduktan on yıl sonra, onu Afyon Devlet Hastanesi’nde ziyarete gittiğimde, hasta yatağında sarılıp ağlaşacaktık, bana bir hiç için kırgınlığını sürdürdüğü için pişmanlığını söyleyecekti… Ve ne yazık, bir daha hiç görüşemeyecektik. Anılarımız bile bir gün uçup gidecekti.

YENİ ÖĞRENCİLER GELİYOR

Enstitüye geçen yılki gibi bu yıl da yeni öğrenciler gelmeye başladı. Bizler enstitünün ikinci hazırlık, yeni gelenlerse birinci hazırlık sınıfı olacaklardı. Çoğunun başlarında karalı sarılı büründüler vardı, bellerine doğru sarkan belikleri, renk renk nakışlı yün çorapları ayaklarında kimi kara lastikleri, kimi takunyaları… Oğlanların el dokuması, karası bozarmış, poturlarına üstüne yama vurula vurula asıl bezi tanınmaz hale gelmiş mintanları göze batıyordu, saçları gelişigüzel tıraşlıydı. Yoksulluğumuz ne kadar büyüktü. Bir yıl öncesini anımsadım ister istemiz. Birbirimizden farkımız yoktu hiç. Hemen bizler de böyle gelmiştik buraya. Hamamdan geçirilip yeni giysileri giyince çabucak değişivermiştik. Onlar da değişeceklerdi, bizlerden birisi olacaklardı kısa zamanda…
Eğitimbaşımız yeni gelen kızlardan birer kardeş verdi bizlere. Yakın yörelerimizdendi çoğu. Yardımcı olacaktık onlara. Böylece “ablalık” sırasına girmiştik. Söğütlü Nurten düştü bana. Ak tenli, incecik, bal rengi saçlı, güler yüzlü, cana yakın bir küçük kızdı. Yosun yeşili gözleri şirinliğini daha da arttırıyordu. İlk gözüme çarpan, sözcükleri yöresel dili ağırlıklı kullanmasıydı. Kulaklarımızı tırmalıyordu. Örneğin, “yapıyo… gelcen, gitçen…” diyordu. Kimi sözcükleri hiç anlaşılmıyordu, ekmeye “ebem”, şuraya “hora” gibi konuşuyordu. Onun enstitüye alışması için elimden geleni yapacaktım.
Nurten bir yaş küçüktü benden. Evdeki kızların üçüncüsü oluyordu. Sözcüklerin doğrusunu heceletiyor, üzmeden tekrarlatıyor, unutmaması için yanına oturup beşer onar kez defterine yazdırıyordum. Kimi sözcüklerde çok zorlanıyordu. Benimle yalnız olduğunda bir konuyu anlatırken yine dil sürçmesi başlıyordu. Alışkanlıkları yenmek zordu. Mihalıççıklı sınıf öğretmenimiz de yerel sözcüklerden kurtulamıyordu. Zaman zaman “yapıyuru – gidiyuru” diyor, sonra gülerek düzeltiyordu. Doğrusu çok hoşumuza gidiyordu bu. Kendimizi ona yakın görüyorduk. Nurten de öğrenecekti, üzülsem de belli etmiyordum. Arada bir bana, “abla” demesi çok hoşuma gidiyordu. Hem kardeşlerimi anımsıyordum, hem de bana büyüyüp abla olduğum duygusu veriyordu. Nurten’le abla-kardeşliğimiz enstitüyü bitirene dek eksiksiz sürüp gidecekti.
Enstitüde bir ablam, bir arkadaşım, bir de kardeşim olmuştu. Öğretmenlerimizin çoğu da anababa gibiydi. Benim için özlemini çektiğim bir aile yuvasıydı…

KÜÇÜK ÇOCUKLARDIK…

İlk geldiğimizde küçücük çocuklardık. Çoğumuz köyde doğru dürüst beslenememekten kavruk kalmıştık. Kısa zamanda toparlanacaktık. Düzenli beslenme, düzenli yatıp kalkma, sorumluluk duyma, iyi davranıldığını görme, bugüne kadar alışık olmadığımız, olağanüstü bir dünya idi. En azından ben öyle algılıyordum. Okumuş insanlar olacaktık. Köyümüzde, köylerimizde bizim gibi köy çocuklarını yetiştirecektik. Onların bakımsızlığından, kirinden tozundan, toprak kokusundan, havasından suyundan ürkmeyecektik. Nasıl da sarılmıştım okumaya. Artık benim sevgi, saygı ve yardımlaşmaya dayalı büyük bir ailem vardı. Eğitimbaşı, öğretmen, yönetici, öğrenci ayrımı yoktu. Yerine göre hepimiz müdür, yönetici, öğretmen ve öğrenciydik. Öyle yetiştiriliyorduk. Söz hakkımızı, yanlışa tepki göstermemizi, hak aramamızı hiçbir zaman engellemiyorlardı. Hepsinin ötesinde hiç konuşulmamış, ama üstüne titrediğimiz bir sevgi – saygı bağımız vardı onlara. Bu bağ, okulu bitirdikten sonra da sürdü gitti. Anılarımızın çoğu zaman gözyaşı kokan güzellikleri bundandır. Bundandır geçmişe dönüp bakmamız, o güzellikleri yeniden yaşamamız, yaşatmamız…
Müdürümüz M. Rauf İnan bütün bu havanın baş ustasıydı. Eğitim ve öğretimimizin yaşam bilgileriyle, dayanışma ve sevgiyle yoğrulmasına emeği en çok geçenlerdendi.

ARKASI YARIN / DEVAM EDECEK…

ÖĞRETMEN BENİSA isimli 3 cilt kitabı temin etmek isterseniz:

HURİYE SARAÇ: 0533 779 06 06 – 0 236 715 47 70

HURİYE SARAÇ VE KİTAPLARI HAKKINDA AYRINTILI BİLGİLERE AŞAĞIDAKİ LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ…

www.huriyesarac.net

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
kaçak iddaa siteleri iddaa siteleri bahis siteleri