Son Dakika
24 Ağustos 2019 Cumartesi
”

Arkası Yarın – ÖĞRETMEN BENİSA / 182

Huriye Saraç’ın büyük bir ustalıkla kaleme aldığı anıroman, yaşadığı acıların katıksız tam bir harmanıdır. Bunlar öylesine bir acı ki, her satırından doğan öfke seli okurun yüreğine akar; onunla özdeşleşir; yazarın çok naif betimlemelerinin peşinden öfkenin kara doruğuna çıkar.

08 Ekim 2015 Perşembe, 18:00

179 bölümdür sürdürdüğümüz Arkası Yarın – ÖĞRETMEN BENİSA’nın sonuna gelmiş bulunmaktayız. Kayayı Delen Tohum, Sevgiyle Işır Yaşamak ve Adanmış Aydınlık isimli üç cilt kitabın tamamını yayınladıktan sonra 180. bölümde romanlardaki kişileri tanıttık. Dün ve bugün de Öğretmen Benisa’yı okuyanların onun hakkındaki görüşlerine yer verdik. Bugün okur ve yazarların görüşlerinin 2. bölümü ile final yapıyoruz… Bir parça mutluluk verdiysek ne mutlu bize… BİTTİ…

SABRİ EVYAPAN (Çingene Sabri)

Sizi yakından görme, sizinle konuşma imkânı bulduktan sonra nasıl söyleyeceğimi şaşırdım.
Ben Sarıyer’de Çayırbaşı denen mahallede oturuyorum. Bana herkes “Çingene Sabri” der, Çayırbaşlılar buna bir de “Başkan” adını taktılar. Herhalde sözümü esirgemediğim, bir de muhtar adayı olduğum içindir. Balıkçılık yaptım, gemilerde ve Fransa’da çalıştım. Yaşlandım. Asıl unvanım “Komünist Sabri”dir. Çok kitap okudum, şiir yazdım. Yetkin Bey7i yakından tanıdım. Dostluğunu hep gördüm. Sizin kitabınızı da o verdi.
Ama bugüne kadar böylesine çarpıcı, bu kadar keder yüklü bir kitap okumadım. Daraldım; küçük Şeref’in ölümüne, mezarı başındaki ağlamalarınızla ağladım. Ben de toprağına sarıldım. Yoksulluğunuz, benim yaşadığım yoksulluklara karıştı. Acınız acım oldu. Çektikleriniz anlatılır gibi değil. Bu gerçekleri anlattığınız için asıl kahraman sizsiniz. Sizi kutluyorum, ellerinizden öpüyor, saygıyla önünüzde eğiliyorum.
Öğretmen Benisa’nın birinci cildini bir gecede bitirdim. Yetkin Bey, nasıl bulduğumu sorduğunda, “Çişimi bile etmeye gidemedim!” dedim. O da bana, “Bu romanın değerini en güzel sen özetledin!” dedi.
Tekrar ellerinizden öperim.
YAŞAR İLİKSİZ (Gazeteci – Yazar)

ÇALIKUŞU FERİDE’DEN DAHA GERÇEKÇİ, DAHA DRAMATİK BİR ROMAN

Yetkin Aröz’ün ‘Kayayı Delen Tohum’ olarak nitelendirdiği Huriye Saraç ya da babasının ona seslendiği isimle ‘Öğretmen Benisa’nın hayat hikayesi Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu’ndan daha gerçekçi, daha dramatik ve daha etkileyici bir içeriğe sahip.
Afyon, Emirdağ’ın Aslanköyü’nde 1930’lu yıllarda dünyaya gelen Öğretmen Benisa, ikizi kız, beş kardeşin ortancalarından. Annesini çok küçük yaşta kaybeden Huriye Saraç, roman kahramanlarına taş çıkartan birbirinden kötü iki ayrı üvey ana elinde, acı ve merhametsizlik içinde büyüdü. Köy Enstitüsü onun için üvey ana elinden ve merhametsizlik ortamından kısmi bir kurtuluş vesilesi oldu… Ama onun çilesi sadece üvey ana elinden değil, içinde bulunduğu sosyal koşullara da koşut olduğundan öğretmenliği döneminde bile sıkıntı ve acı dolu günler geçirdi.

KARİZMATİK BİR BABA

Huriye Saraç’ın babası 5 vakit namaz kılan ama imam ve cemaat ile uyum sağlayamayan enteresan bir kişilik. Özellikle kızını köy enstitüsünde okutma konusunda hayli cesur ve fedakâr bir yaklaşım sergilerken, zaman zaman gelenekçi davranışlarıyla da farklı bir kişilik sergiliyor. Çok partili döneme geçiş süresinde Demokrat Parti’nin ocak başkanları arasında yer almış olması onun muhafazakâr yanını en somut göstergesi… Öte yandan kızına seslendiği Benisa adının askerlik yaparken gönül verdiği üç genç kızın baş hecelerinden oluşuyor olması da hayli çapkın ve karizmatik bir kişilik olduğunu gözler önüne seriyor. Zaten eşleri öldüğünde çok rahatlıkla yeni bir evlilik yapabilmesi onun renkli kişiliğini izaha yetiyor.

YAKIN TARİHE IŞIK TUTAN ANILAR

Huriye Saraç bugün 87 yaşında fedakâr bir öğretmen ve anne olarak yazarlığa adım attı. O herkesin bir solukta okuyabileceği sürükleyici bir roman yazdı. Ama yazdıkları bir edebiyat eseri olmaktan çok daha önemli çünkü o hayatının romanını yazan ender yazarlardan…
Huriye Saraç’ın anıları Türkiye’nin çok partili döneme geçiş yıllarında çekilen sancıları oldukça farklı bir bakış açısı ile gözler önüne seriyor. Usta kalem ve sivil toplum örgütlenmesinin önde gelen isimlerinden Yetkin Aröz’ün düzenleyerek yayına hazır hale getirdiği anılar, Öğretmen Benisa adıyla Broy Yayınevi tarafından kitaplaştırıldı… Öğretmen Benisa her sayfasında roman tadı duyacağınız gerçek bir hayat hikâyesi. Ama dramatik bir öykü olmanın ötesinde yakın tarihin en tartışmalı döneminin canlı bir tanığı…
Üstelik alışılageldik “Köy Enstitülü” imajının hayli dışında ‘aykırı’ bir kişilik olması hasebiyle Huriye Saraç’ın anıları daha da yarı bir önem arz ediyor. Saraç okullara ne devrimcilerin ne de muhafazakârların açısıyla bakıyor. O bir ‘köylü kızı’ olarak kalabilmenin gururu ile satırlara döküyor yaşadıklarını.
DİDEM ÜÇGÜN (Öğrenci)

Benisa öğretmenim… Ben Kültür Koleji’nin dokuzuncu sınıfında okuyorum. Kitap okumayı seviyorum. Sizin kitaplarınızı dedem verdi. Önce annem okudu, “çok güzel, çok akıcı, çok etkileyici” dedi. Ben de okumaya başladım. Hemen söyleyeceğim, ben bugüne kadar böylesine etkileyici, yüreğimi bu kadar altüst eden bir roman okumadım. Dili son derece akıcı, öz Türkçe, cümleleri kısa. Yöre dilini de anlamakta zorluk çekmedim, akıp gitti. Ağladığım, isyan ettiğim oldu çekilenler dayanılır gibi değildi. Ve bir roman güzelliği, sürükleyiciliği vardı.
Size teşekkür ediyorum. Yürekten kutluyorum. Ellerinizi öpüyorum.
Not: Şeref’in ölümüne çok üzüldüm. Üvey ana hiç aklımdan çıkmadı. Ağaya ve ailesine, yaptıklarına isyan ettim.

A.R. ŞAHİN (Hukukçu – Yazar)

Falih Rıfkı Atay, ‘Kuşlar yuvalarını yaparken, arılar kovanlarını örerken onlardan daha çalışkan ve şevkli değildiler’ diyor Köy enstitüleri ve öğrencileri için. O denli candın, o denli yerinde bir saptamadır bu.
İşte onlardan birileri de kırsalımızın güneşi, havası suyu olan yaşam üniversiteleri Köy Enstitülü Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran… oldular herkesin bildiği gibi. Köy gerçeğini anlatmanın ustaları… Gerek yazılı gerek görsel medya ile kırsalı ete kemiğe büründürenler… Fakat… enstitülü kadın kuşağın sesi hep cılız kaldı ne yazık ki. Hiç çıkmadı desem yanlış mı olur?
Ta ki, Öğretmen Benisa anıromanına dek. Broy Yayınları’nda (2006) çıkan 800 sayfalık iki ciltlik romanı bir solukta okudum abartısız. Her insan gibi, zaman zaman ağlama isteğime rağmen onu beceremeyen ben, Öğretmen Benisa’yı okurken ağlayabildim. Çünkü, akı pembesi, yeşili grisi, ışık ve floşuyla kare kare yaşamın resmini görüyordum dokuduğu kilimde. Kendi ak, bahtı kara kırsalın, köy enstitülülerin o göz parçası, o güzel köylü kızın…
Diğer köy romanlarımız gibi görsel medyaca, Öğretmen Benisa’nın da bir diziyle ete kemiğe büründürülmesini istemek hayal mi olur acaba?
Onu daha tanımıyorlar. Oysa ki üstat Reşat Nuri’nin Çalıkuşu “Feride”si görsel olarak da capcanlı karşımızda. Öğretmen Benisa, taa içten, kıvrak ve naif bir üslupla kendini kendi anlatmaktadır, hem de ete kemiğe bürünsün istemişçesine… Kimbilir, belki birgün…
Türk romanına, edebiyatına daha nice yapıtlar üretebilmen dileğimle yüreğine, eline sağlık Benisa öğretmenim.

İSMET BORA BİNATLI, Şair – Yazar

Öncelikli okuma hakkını kullanan öğretmen eşimin kitabın her sayfasına damlayan yaşlarına, benim de yaşlarım ve dökülen saç tellerim doldu.
Bir taraftan Anadolu’nun erkek egemen toplum yapısında kadınların ezilmişliğinin, yok sayılışının, köle mesabesinde algılanışının bariz bir resmini çekmişsiniz kitabınızda. Öbür yanda üvey ana / baba, çok evlilik alışkanlığının getirdiği ortamda yetişin bir neslin en azından bilinçaltında meydana gelen tahribatın insanları nerelere taşıdığını da bir kez daha yakından görme imkânını bulmuş olduk.
Bütün bu bireysel ve toplumsal yararlar yanında Anadolu insanının hep kaba, hoyrat, acımasız, anlayışsız olmadığını; çoğunlukla insan olma erdemine ulaşmış, bütüncül, hassas, içten ve nasıl yardımsever olduğunu da bu yolla herkese anlatmış oldunuz. İnsanların zulmetme güdüsü ne kadar güçlü olursa olsun, sabretme ve dayanma gücünün de o denli büyük olduğunu göstermişsiniz…
Her şeyin ötesinde, bir dönemin harika buluşu olarak hayata geçirilen Köy Enstitüleri gerçeğini bütün iyi yönlerini ve güzellikleriyle ortaya koyup okuyucuya sevdirirken, aynı güzelliğin politikacıların elinde nasıl bir siyasi tercih ve kullanma objesi haline getirildiğini de ortaya sermiş oldunuz.
Yüreğiniz dert görmesin.
Ben; köy kızı Benisa’yı, öğretmenliğin kutsiyetini bütün damarlarında duyumsayan idealist öğretmen Benisa’yı, çektiği sıkıntıları bir acı tebessüme sığdıran ve hoşgörü ırmağında yunan emekli eğitimci Benisa’yı ve bu kitapları okuma fırsatı veren sevgili Huriye Saraç hanımefendiyi saygıyla, sevgiyle selamlıyor, kalemi önünde saygı duruşuna geçiyorum.
Sağlıkla, nice yıllara sevgili öğretmenim…

MUHİP SÜELTÜRK (Emekli öğretmen)

Kitabınız bende büyük bir coşku yarattı, anlatılmaz tatlar aldım. Kitabınızı sadece bir yaşam öyküsü ve çekilen hayat acıları karşısında direnişiniz olarak alkışlamıyorum. Edebiyatımıza giren yeni bir anıroman olarak karşılıyorum. Kırsalı ve yaşamı anlatan gecikmiş bir roman, bir gerçek çalıkuşu bu! Büyük romancımız Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu’su kentten köye giden bir kentsoylu okumuştu. Gözlem ve izlenimleri Kurtuluş Savaşı sonrasının Anadolu’sundan aldı. Duygularımızın akıp giden coşkusunda bir aşk masalını da yaşatarak…
Öğretmen Benisa ise, daha çok Cengiz Aymatov’un Öğretmen Duyşen (Ülkü Tamer çevirisi) ya da İlk Öğretmen romanıyla yakınlık taşıyor. Genç bir kızın yaşamını o dönemin Türkiye’sinden çarpıcı kesitler vererek sunuyor. Gerçeğinde bir destan! Günümüz öğretmeni için aynı zamanda öğretici bir birikim sağlıyor. Günümüze kadın hakları bağlamında gerçekçi bir direnişin iletisini veriyor.
Güzel Benisa, tatlı Benisa. Anadolu’nun öfkesi kadar suskun yürekli Benisa! Bu yapıtlarında duyarlı şair – yazar Yetkin Aröz’le buluşuyor. Edebiyatımıza sunulan bir katkı oluyor. Bu ülkede “çalı” ömrümüzü çalan ne çalı görmemiş kuşlar tanıdık! Sevgili öğretmenlerimiz ve duyarlı yüreğimiz Öğretmen Benisa’da buluşup yeniden uçuşlara kalkmalıdır… Huriye Saraç öğretmenimi kutluyor, saygı ve sevgi sunuyorum…
ÖĞRETMEN BENİSA, OLAĞANÜSTÜ BİR DİLE SAHİP,
TEK KELİMEYLE ‘DESTANSI BİR YAŞAM ÖYKÜSÜ’

Ömer Akşahan (Emekli Öğretmen / Yazar)

“Öğretmen Benisa’yı tanımadan önce Öğretmen Huriye Saraç’ı tanıdım.
Nisan güneşinin içimizi ısıttı bir gün onunla beraber Ödemiş Hamamköy’de Atatürk Çocukları Kütüphanesi açılışındaydık. Diğer yazar ve şair dostların arasında giyim kuşamı ve davranışlarıyla farklılığını kolayca ele veren biriydi. Onun açılış törenini izlemeye gelen Hamam-köylü kadınların çokluğu karşısında duyduğu sevinç ilk anda her öğretmenin duyacağı sevince benziyor olsa da altında yatan asıl nedeni ancak Öğretmen Benisa roma-nını okuduğumda daha iyi anlayabilecektim. Ogün, onun ilk görev yeri olan Emirdağ’ın Leblebici Köyü’nde öğret-menliğe başladığı günkü kadar bir heyecan dalgası ak saçlarından bizlere kadar savrularak geliyordu. Gözlerin-deki pırıltı onu dinleyen köy kadınlarına yansıdıkça daha bir coşkuyla kucaklıyordu çocukları.
Broy Yayınevi’nce yayımlanan, Yetkin Aröz’ün editörlüğünde üç cilt halinde toplam 1075 sayfalık, Huriye Saraç’a göre bir özyaşam öyküsü, kimi yazarlara göre anıroman olan kitap, baba Tosun Bey’e verilen söz nede-niyle 1985’teki ölümünün 15 yıl ardından kaleme alın-maya başlanır.
Yetkin Aröz’ün 1. Cildin önsözünde yer alan şu saptaması kitabın içeriği hakkında ipucu gibidir: “Yaşam nasıl bir hızla akıp gider, bugün düne dönüşür, dün nasıl bir hızla geçmiş olur. Uzayıp giden bir zamanın suskun aralığına çekilir. Gün gelir; anılar, belleğin defte-rinden damıtılmış şaraplar gibi dökülür, gözyaşı ve yaşam soluk alıp vermeye başlar. Acıların harmanından unutul-mazın romanları çıkar.”
Huriye Saraç’ın büyük bir ustalıkla kaleme aldığı anıroman, yaşadığı acıların katıksız tam bir harmanıdır. Bunlar öylesine bir acı ki, her satırından doğan öfke seli okurun yüreğine akar; onunla özdeşleşir; yazarın çok naif betimlemelerinin peşinden öfkenin kara doruğuna çıkar. Tosun Bey gibi (yazar babasının gerçek adını gizle-miştir) insanların bir aktörden farksız bir cadı kadının nasıl oyuncağı olduğuna tanık olur. Okur, ancak yıllar sonra gerçeği görebilen; yeri geldiğinde duyarsız, katı ve acımasız olabilen bir babanın ailesini nasıl dağıttığını görür. Eğer siz de onun gibi bir üvey ana zulmü görmüş-seniz kitap acılı günlerinize sizi kolayca götürebilir. Ya da üvey ana zulmünü bir kitap nasıl iyi anlatır diyorsanız salık verebileceğim tek kitap Öğretmen Benisa’dır.
Bu kitabın günün birinde sinemaya uyarlandığını düşünüyorum da; ‘izleyenlerde nasıl bir etki bırakır acaba?’ demekten kendimi alamıyorum. Huriye Saraç, yaşadık-larını öylesine canlı anlatıyor ki, doğrusu senariste pek fazla iş kalmamış. Yazarın dili sinema diline çok yatkın. Kitapta olayların örgüsü bölüm başlıklarıyla izlenebili-yor; bu da okurun bir sonraki bölümde neler yaşanacağı konusunda merakını uyandırıyor. Bunu sürekli yaşatan bir dizge söz konusu. Bir gece sıra Benisa Öğretmen’in Çoban Ağa’nın evinden kaçmayı denediğini anlattığı bölümü okuyordum. Bu, onun ikinci kez denemesiydi. İlkinde başaramamıştı. Bu kez başarabilecek miydi? Olayı akışına kendimi kaptırmıştım. Uykum ağır basmasına karşın olayın sonunu öğrenmek uğruna kitabı elimden bırakamadım.
“Cesaretlendim, tam sırasıymış gibi geldi.
Bana yarım gün izin ver, analığımın bu oyununu babama anlatayım. İkimizin de suçsuzluğu anlaşılsın! Barışırız! Dememe sertçe çıkıştı.
‘Olmaz! Kızgın demir ele alınmaz demiş atalar!’
Yineledim: ‘Doğruyu öğrenince ikna olur, affeder babam!’
‘Delibaşlığın tutmasın. Zaman ve para demiri hamur eder!’
Bu denli yalın bir dil, sıkça başvurduğu yerel deyiş-ler romanın akıcılığına apayrı bir okuma tadı katıyor.
Doğrusu bu ya, herkesin yaşamı bir roman dedik-leri bu olsa gerek. Kendi mesleki yaşamımı göz önüne getirdiğimde Huriye Öğretmen’le benzerlikler gördüm. Ben de Benisa Öğretmen gibi bir göçmen kuştum. Muş’ta başlayıp Almanya’da sona eren; oradan oraya savrulan; bir görevde en fazla beş yıl kalabilen; yeni yerler, yeni insanlar peşinde koşan bir ruha sahiptim. Seyahat etmek-se tutkularımın başında geliyordu.
Bir diğer benzer yanımsa, Benisa Öğretmen gibi Eskişehir’de çalışmamdı. O yer ki, il merkezine 150 kilo-metre uzaklıkta, Arayıt Dağı eteğine kurulu, Yörüklerin yaşadığı Kayakent kasabasıydı. Orada üç yıl çalıştım. Burunlu Austin arabalarla kente gidişlerim unutulacak gibi değildi. O coğrafyada yaşayan insanları tanımış, kısa zamanda kaynaşmıştım. Bugünse orada yetiştir-diğim öğrencilerimle aradan 32 yıl geçmesine karşın bağım sürüyor.
Kitabı okuduktan sonra ortaya konan yorumlar bir yana, kitabın yüreğimdeki etkilerini de göz önüne aldı-ğımda, ortaya çıkan gerçek şu; Öğretmen Benisa olağan-üstü bir dile sahip, tek kelimeyle ‘destansı bir yaşam öyküsü’dür.
İtiraf etmeliyim ki, yakın zamana kadar beni böyle-sine derinden etkileyen ikinci bir kitap karşıma çıkmadı.
Yazarın başarısındaki giz; onun her fırsatta minnet-le andığı Köy Enstitüsü gerçeğinden başka ne olabilir ki! Onun ticari bir kaygı gütmeyişinin yanı sıra bir de yaşadığı onca dağıtım sıkıntısına karşın yaşına ve sağlığına aldırış etmeksizin Anadolu yollarına düşmesi de aldığı eğitimin doğal bir sonucu değil mi?
Ben de Sayın Zübeyde Seven Turan’ın dileğine katılıyor ve Huriye Saraç öğretmenime en içten duygularımla “Aydınlanmaya adanmış ışığın hiç sönmesin!” diyorum.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz