Son Dakika
22 Ekim 2019 Salı
”

Arkası Yarın – ÖĞRETMEN BENİSA / 107

1953’ün 1954’e dönen gecesini uyuyarak geçirdim. Başımı yastıktan kaldıramıyor, oturduğum yerde yüreğim dalıveriyordu. Midem bulanmaya, başım dönmeye başladı. Gözlerim de kararıyor! İçime bir kurt girdi

06 Temmuz 2015 Pazartesi, 18:08

HAMİLEYİM…

1953’ün 1954’e dönen gecesini uyuyarak geçirdim. Başımı yastıktan kaldıramıyor, oturduğum yerde yüreğim dalıveriyordu. Midem bulanmaya, başım dönmeye başladı. Gözlerim de kararıyor! İçime bir kurt girdi. Gelinlerin çocuğa gebe kalınca yaşlı kadınlara bu gibi şeyler söylediklerini hatırlıyordum, tabanımdan tepeme kadar titredim. Hemen Nine’ye gittim. Öğle namazının tespihini çekiyordu. Sedire ilişip bekledim.
“Hoş geldin gelin.”
“Hoş bulduk.”
Yanıma oturdu. Ben hemen:
“Ah nineciğim, bugünlerde hiç ağzımın tadı yok!”
“Tamam tamam! Ana olacaksın!” deyince yüreğim hopladı.
Üzülerek geldim eve. Ocağın başına çöktüm. “Ana” olacakmışım… Karnımı doyuramazken ne yapacağım şimdi? Düşündükçe çıldırasım geliyor. Oysa ki yaza kadar şöyle böyle idare edecek, sonra da başka kasabaya gitmeye çabalayacaktım. Oralarda bir iş bulurdum belki!
Köşede uyuklayıp oturuyordum. Kalkıp ağabeyimgile yürüdüm. Beylikova’ya geleli ilk kez gidiyordum. Avlunun kapısında karşıladı yengem:
“Hoş geldin görümcem. Nasıl oldu da geldin?”
“Hoş bulduk.”
Öptüm elini, sarmaştık. Afilay koştu, atıldı kucağıma.
“Halacığım halacığım!” Girdi eve. Sobanın yanına oturunca Sevilay’ı da verdi yengem:
“Koklaş yeğenlerinle, seni özlediler. Bu kıvırcık kavga ediyor benimle. ‘Halamı o adama niye verdiniz?’ diye.”
Kollarımın arasındaki kızları öperken çocuğum olacağını düşlüyor, ama istemiyor, bir çare bulup yerinden söküp almak için yanıp tutuşuyordum. Yengeme de: ‘Hamileyim, çocuğumu düşürmek istiyorum, bana bir şey söyle!’ demek dilimin ucunda ya, bir türlü açıklayamıyordum. Doğması istenmeyen çocuklarını düşüren kadınlardan bir şeyler duymuştur. Bana da söyler diye umuyordum. Şundan bundan konuşurken, mayalı çörek, çökelekle doyunduk. Yengemin ısrarına rağmen ağabeyim gelmeden kalktım.
Karnımdakini yok etmenin bir yolunu arıyordum. Ev sahibime gittim. Cuma günlerinin, komşular arasındaki “Yasin okunmasından” gelmiş. Üzgün, ağlamış, gözleri kızarmış, şişmiş. Yoksulluktan ikinci çocuğunu düşüreyim derken ölen geline, yaşına girmeden anasız kalan çocuğuna yanıyordu. Ben de böyle mi olurdum acaba. Doktora gitmeyi uygun buldum. Yeldirmeyi takip Hükümet Tabipliğine çıktım. Kocamdan gizli geldiğimi, yoksulluk nedeniyle birkaç yıl daha çocuk istemediğimi anlattım. O da bana, “Kadınların hamile kalmadan önce dikkat etmediklerini, kürtajın yasak olduğunu, bunu yapamayacağını” söyledi azarlar gibi… Ben, kendim bir çare bulmalıyım. Çocuk düşüren analardan kulağıma takılanlar vardı. Su tenekesini ters çevirip koydum. Çıktım üstüne. Tavan kirişine tutunup hopladım aşağıya. Bunu birkaç kez yineleyince belimi ağrıttım. Kalkamadım. Yatıyordum. Nine geldi.
“Hasta mısın gelin?”
“Belim ağrıyor da…” dememle çizgili yüzü gerildi:
“Sakın bir şey yapmayasın bebeğine?”
‘Yapmadım…’ diyemedim. Ağrıyan yeri ovaladı. Sıcak kiremit getirdi evinden. Ayağımın altına koydu. Yorganımı bastırdı sıkıca. Başucuma oturdu. Öz ninemmiş gibi başladı öğüdüne:
“Bak gelinim: ‘Düşük, beni düşüreni düşürürüm dermiş!’ Çocuk düşüreyim derken ne gelinler, ne analar gitti! Sakat doğan çocuklar da cabası! İlk bebeğin! Düşüremezsen, bir de sakat olursa o zaman ne yapacaksın? Kocan hayırsız olsa bile, çocuğundan hayır göreceksin belki de Benim adam ölene kadar çile çektirdi bana, ama oğlumla kızımdan çok memnunum. Bir gün gelir sen de böyle olursun. Allah rızkını verir. Şimdi sen onun, büyüyünce de o senin elinden tutar. Hangi erkeğe gidersen git, gülmeyen kaderini güldüremezsin… Sabret! Zaman ne getirecek bakalım.”
Kadının söyledikleri az kafama yatar gibi oldu. Bir de sakat doğurursam? İyi de, sağlam olsa nasıl bakıp büyüteceğim
***

AĞABEYİM AYRILMAMIZI İSTİYOR, AMA…

Bünyemde taşıdığım büyüyordu usul usul. Ne yapacağımın kararsızlığı içinde yengeme gittim.
“Geldiğin iyi oldu. Ağabeyin de sana gelecekti.”
Kaç kez niyetlendimse, bir türlü söyleyemedim yine, gebe olduğumu. Ya da o anladı, benim söylememi bekliyordu. Yeni yaşamından memnundu. ‘Hasan’ın kerpici kesilecek, Ali’nin duvarı örülecek…’ tasasından kurtulmuşlardı. Temiz pak işine gidiyor, ay demeden aylığını alıyordu ağabeyim. Yalnız; kirası ucuz diye elektriksiz evlerden tutmuştuk. Gaz lambasını hazırlıyordu yengem, geldi o da. Ayağa kalktım. Yüzünde buruk gülümseme: “Hoş geldin bacım!” dedi dilinin ucuyla.
“Hoş bulduk!” deyip öptüm elini.
Birlikte oturduk. Elini ceketinin cebine attı, sigara aldı. Sobanın kapağını açtı, ateşinde yakıp çekti.
“Şöyle iki kulağını aç ve beni dinle kardeşim! Konuşacaklarım var.”
Sevilay kucağımda ona bakıyordum.
“Bu evliliğin de cılk (bozuk) çıktı. Radyocudan sana hiç hayır yok! Ne yazık ki iyi tanıyamamışım! Defineciymiş! Hep zengin olmakmış düşü. Bu bir hastalık…”
Sigarasından bir daha çekti. “Bu da benim hatam!”
Sol kolunu omzuma koydu. Gözlerim yerde. Bin pişman:
“Elli yıl da geçse bir ekmek parası getiremez! Değiştiremezsin de! Yol yakınken dönmek en iyisi…”
Çekti elini omzumdan. Çenemden tutup kaldırdı. Dudağının kenarında beliren acı gülümseyişle başını hafif hafif yana salladı: “Bir de çocuğun olursa? O da, ayağına köstek olur. Kucağı çocuklu dul olursun bu kez de. Ne biçim kader bu!”
Sigarasının külünü sobanın alt tablasına çırptı. Elini çenemden çekti. Gözüm yere kaydı yine.
“Kendine hayrı olmayanın başkasına da olmaz! Bugün olmazsa yarın; yarın olmazsa öbürsü gün, sonu yine ayrılık… Kocanı terk edersin, ama çocuğunu? Seni buna verdim diye vicdan azabı kavuruyor beni.”
Böyle derken gıcır gıcır ediyordu dişleri.
“Neler söylemiş, ne kadar yalvarmışsam bir sözümü olsun sokamadım kulağına. Kafasının dikine gidiyor! Kendi işini yapmadığı gibi; Sağlık Ocağı’nda, Belediye’de bulduğum işlerde de çalışmadı. Bir savruk çıktı.”
Biten sigarasını sobanın içine attı: “Hal böyle kardeşim! Ayrılmaya mecbursun… Düşünürsen cevabını kendin verirsin!”
Akşam yemeği hazırlanmıştı. Döndü sofraya. Beni de döndürmek istedi ama dönemedim, oturduğum yere yapışmıştım. Sofradan kalkmalarını zor bekledim. Hiçbir şey söylemeden çıktım. Adımlarımı, duraklaya duraklaya atıyordum. Akşamın ince morluğundaydı vakit. Bana öyle karanlık geliyordu ki zindan duvarı gibiydi. Eve girdim, yaktım lambayı. Işığı kendi çevresini ancak aydınlatıyor, içerinin karamsarlığını gideremiyordu. Yorgana sarınıp ocağın başına oturdum. Sol elimi yumruk yaptım, sağ elimin avucuna koyup çenemin altına dayadım yine. Şimdi ne yapacağım? Çok bilinmeyenli bir denklem miydi bu? Kaçını çözebileceğim? Düştüğüm çukurdan nasıl kurtulacağım? Canımda taşıdığım, suçsuz günahsız o küçük insanı bundan sonra nasıl yok edeceğim? Edebilecek miydim, yoksa o mu beni yok edecek? İkinci kez dul kalacağım, hem de iki yıl olmadan. Dulluk rütbesini omuzlarıma yine takacağım ve nasıl taşıyacağım? Ayrılsam ne yapacağım, ayrılmasam ne? Çözülemeyen ip yumakları gibi beynimin içi… Hiç insan sıcaklığı bulamayacak mıyım?
Durumumu anlatan bir mektup yazdım ablama. O benden çok zekiydi, bir yol gösterirdi. Dikici Amca üç haftadır gelemiyordu kara kıştan. O hafta soğuk biraz kırılmıştı. Gelmiştir umuduyla gittim ama, boş döndüm. Ondan sonraki pazarlara da gittim, ama o gelmedi yine. Fırıncıdan öğrendim ki, hastalanmış ve hakkın rahmetine kavuşmuş!
Radyocu, o gecenin sabahı geldi… Sofra bezini serdim. Çökelek, soğan, küle gömme ekmeğinden koydum. Diz çöküp oturdu. Yumruğuyla kırdı soğanı, doyunuyordu. Karşısına geçip oturdum ben de. Yalvarıcı bir sesle başladım konuşmaya:
“Bırak şu defineciliği. Boş işlerin peşinden koşma! Gelen radyoların onarımını yapsan yine yeter. İstersen işe gir bir yerlere. Daha ne güne kadar böyle yaşayacağız?”
Söylediğimi işitmiyormuş gibiydi, tez tez atıştırıyordu lokmalarını. Sustum:
Az sonra birden: “Çocuğumuz olacak!” dedim*. Başını kaldırdı sofranın üstünden. Kaşlarını çattı, gözlerini döndürdü:
“Ne çocuğuymuş o? Hangi çocuğumuz olacakmış?”
Suç işlemişim gibi azarladı.
“Olmuş işte” dedim usulca.
“Olursa ne olurmuş yani? Sultan Süleyman mı doğacak? Anası kiim, babası kiim? Çocuk mocuk bilmem! Defineyi bulana kadar yatsın yerinde.”
Önüne konanı silip süpürünce yatağa kıvrıldı. Daha yastığa koymadan başını uykusuzluktan kızarmış gözleri kapandı. O uyanana kadar ocağın başında oturdum. Bazen uyukladım, düşüncelere daldım bazen de. Çıkış yolu bulamıyordum. Uykusu kanınca uyandı. Ayakkabısını giyerken kapıya dayandım.
“Gitme… gitme ne olursun, gitme! Perişanlık ve radyo müşterilerini kaçırmaktan başka bir şey kazanamıyorsun, gitme!”
Yalvarışıma kanıt olarak öyle bir bakış fırlattı ki, gözlerini de gözlerime sapladı. Gözlerinin iri, yosun yeşilinin çerçevesi olduğunu o an gördüm. Kaç günlük sakallı suratına baktım, iki elini tutup yalvarmayı sürdürdüm:
“Gitme, dön! Bırak şu dipsiz işleri!”

HELE BİR ZENGİN OLALIM

Deyişime dayanamadı belki, “baba” olacağının duygusu ayaklandı belki, beni ikna etmek içindi belki de, yüzünün hatları gevşedi, belli belirsiz gülümseyişle ısrar etti:
“Biraz daha sabret bakalım. Hele bir zengin olalım. Bizi yoksul deyi hakir görenlerin…”
Söylediklerini aptalca dinliyordum. Elini çekti elimden. Ne yapsam gidecek! Açtım kapıyı. Ayaklarının ucuna basa basa yürüdü.
Güdük şubatın sonu ılık bir gündü. Pomak Nine’den bel, çapa aldım. Avlunun güneş gören yerinden bellemeye başladım. Marul, soğan gibi yeşillik ekmeye yer hazırlayacağım. Toprak yumuşak. İyi belleniyordu. Yengem göründü avlu kapısından. Eve yöneldi. Çapayı beli bırakıp arkasından girdim. Hoş geldin ettim. Pek neşesi yok! Eşeledim ocağı. Ateşi az. Üstüne tezek koydum. İçimden de, “Ev sahibinin keremesi – tezeği olmasa ne yaparmışım?” diyordum. Yanı başına oturdum. Maşayı aldı eline, külü karıştırıyor gibi yapıyor. Bana bakmadan konuşmaya başladı:
“Görümcem, beni ağabeyin gönderdi.”
Sesi ağlamaklı. Az durdu. Söylemek istemiyor gibi…
“Radyo tamir dükkânınızı kapatmak zorunda kalmış. Seni de götürmeye geldim.”
Fokur fokur kaynayan kazana düştüm sanki!
“Ne diyelim, bu da alnının yazısıymış. Hem de ağabeyin kuşkulanmış. ‘Hamileyse doktora aldırırım gizlice. Nasıl olsa bu ayrılık başına gelecek, eline ayağına takılanı olmasın hiç olmazsa!’ dedi.”
Kollarım göğsümde bağlı; gözüm kısa, sarı mor alevlerle yanan ocakta. Kafamın içinden de çareler arıyor, gitmenin mi yoksa kalmanın mı benim için iyi olacağını çözemiyordum.
İçimden geçenleri, kendimle konuşur gibi söyledim:
“Seninle gideyim ama toplum ne diyecek? Birincisinde suçlu değildim ya, ikincisine ne ad koyalım? Öğretmenlikten atıl, delikanlıyla evlendiril, altı ayın bile dolmadan bir de karnının çocuğuyla ayrıl. Bu kez de ‘çocuklu dul’ ol! Gören gözler kötü bakmaz, kemiksiz diller kötü söylemez mi? Bu nedenlerle Radyocu’yu başımda “evli” şapkası olarak taşımaya, o çalışmazsa ben çalışmaya, gidebildiğim yere kadar götürmeye çabalayacağım.”
Ağlamaya başladı yengem. Evlendirdiklerine pişman olduğu belliydi. Teselli olsun diye:
“Belki bir gün aklını fikrini değiştirir, işe filan girer!” dedi.
Gözlerini sildi parmağının ucuyla…
“Sana bir şey deyim mi görümcem, kocanı seviyorsan, kafalarınız uyuyorsa, yoksulluk kapının dışında kalır. Ağabeyinle bizi görüyorsun. Siz de öyle olursunuz ileride. Yine de bir konuşayım kendisiyle.”
Avlu kapısına birlikte gittik, ama başka konuşmadık. Benim için sevmek ve sevilmek; okuduğum aşk romanlarının sayfalarını süsleyen sözcükler olmuştu ancak… / DEVAM EDECEK   

ÖĞRETMEN BENİSA isimli 3 cilt kitabı temin etmek isterseniz:

HURİYE SARAÇ: 0533 779 06 06 – 0 236 715 47 70

www.huriyesarac.net

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

kaçak iddaa siteleri iddaa siteleri bahis siteleri

mersin escort

eskişehir escort

mersin escort

mersin escort

mersin escort
Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz
testlinkpanel
bahis forum izmir escort izmir escort ankara escort ankara escort izmir escort ataşehir escort bayan ümraniye escort kadıköy escort hd porno izle ataköy escort bakırköy escort esenyurt escort beylikdüzü escort ankara escort escort bayan ankara escort bayan sincan escort keçiören escort Ankara escort Antalya escort Pendik escort travesti porno izle antalya escort bayan mama escorts karabuk escort bartin escort artvin escort kocaeli escort kocaeli escort afyon escort aydin escort ankara escort escort bayan istanbul pendik escort Restbet Bahis Sitesi Tipobet Piabet Giriş Bahis Siteleri canlı maç siteleri bixbet giriş porno indir beylikdüzü escort gaziantep escort