Son Dakika
20 Nisan 2019 Cumartesi

AH ALAÇATI, VAH ALAÇATI

Kent belleği-melleği, kültür-mültür, tarih-marih, kamu-mamu… Ne gerek var Alaçatı’da böyle modası geçmiş şeylerin?

27 Eylül 2018 Perşembe, 13:22

Sanırım geçen yıldı.

Mine Bademci’nin ölüm yıl dönümünde Facebook’da paylaşımlar yapılıyordu.

Mine, 1982 yılında Urla’da jandarma baskınında öldürülmüş devrimci bir öğrenciydi.

Alaçatılıydı.

Bu paylaşımlar altında muhafazakar siyasetçi Nuri Ertan (Çeşme eski belediye başkanı) yaklaşık şöyle bir yorum yapmıştı:

“Muhittin’e söyleyin bu kızcağızın adını bir parka falan versin.” 

Çok acıydı.

Hem siyasi konumlar açısından hem şehircilik açısından.

Ben şehircilik boyutuna değineyim biraz.

Nuri Ertan’a şu cevabı yazdım;

“İlahi Nuri abi, Alaçatı’da park mı var? Olsa zaten biz orayı kafeye kiraya veririz….”

Evet, ünlü Alaçatı. Pizzası şu kadar, otoparkı bu kadar fahiş diye haber yapılan Alaçatı.

Hele;

‘Sokakta rakı balık yerseniz felaket’ diyorlar ya…

Serbest piyasa dili şöyle karşılık veriyor;

“Gitsin kumru yesin” veya “başka yerde yesin.”

Buna itiraz edebilir misiniz?

Yani Alaçatı’da 20 yıl öncesinin fiyatlarıyla yaşamayı bekleyebilir misiniz?

Beklersiniz belki ama bu gerçekçi olmaz.

Buradaki pahalılık zaten bu tip şehirleşmenin gereği.

Çünkü bu paraları ödeyebilecek insanların, kendilerini diğerlerinden ayırmak/ayrıştırmak istedikleri mekanlardan biri Alaçatı.

Port Alaçatı’da da fiyatlar çok pahalı ama tartışılmıyor.

Neden Alaçatı tartışma konusu?

Çünkü Port Alaçatı bir elit gettosu olarak baştan organize oldu.

Oysa Alaçatı merkez, yerlisini dışlayarak elitleşme modeliyle değişiyor.

Bunun sancıları var.

Alaçatı türü dönüşüm, ayrıştırıcı ve aşırı derecede piyasacı bir model.

Ama bu dönüşümü başlatıcılarının da arzu etmediği sonuçlar doğdu.

Öyle denetimsiz, kontrolsüz ve plansız gerçekleşti ki;

Kısa sürede para kazanmak isteyen Lümpen (Görgüsüzlükleri veya bilgisizlikleri dolayısıyla toplum içinde aşağı durumda olan kişiler) sermaye de aktı buraya.

Caz ve sanat atölyeleri tasarlamışlardı.

Ama;

“A be kaynana… erik dalı gevrektir” eşliğinde silahlar da geceye egemen oldu.

O kadar plansızdı ki;

  • Eğlence ile dinlence aynı yerlerde ruhsatlandırıldı.
  • Butik otelde uyumak isteyen müşteriye;
  • Gece eğlenceye başlayan bar ve restoran izin vermiyor.
  • Yerli halk zaten çoktan dışa atıldı bile.
  • Üç dört kahvede eski günlerinin sohbetini yapan insanlara dönüştü Alaçatılılar.

Karacaovalı İbiş, kahvesine gelen komşuları ile dalga geçiyor;

“Çil yavrusu gibi dağıldı bunlar. Burayı açtım da gidecek yer buldular.”

Gelelim Nuri abiye verdiğim yanıta;

Gerçekten Alaçatı’nın kontrolsüz piyasa anlayışı ve “Mevla’m kayıra modeli” ile yönetilmesi, dünyada örneği görülmeyen bir belde ortaya çıkardı.

Mesela;

Meydanı olmayan yer Alaçatı.

Meydan en önemli kamusal alanlardan biridir.

Meydan yurttaş mekanıdır.

Alaçatı yurttaş mekanı değil, müşteri odaklı bir model.

Hadi Alaçatı’ya şöyle bir bakalım;

Meydanı var mıydı?

Vardı.

Hem de yüz yılı aşkın süredir.

Kendine özgü ve küçük.

Bir de Atatürk ve İnönü büstleri iki köşesinde.

Özel günlerde törenler orada yapılırdı.

Diğer günlerde de isteyen oralarda oturudu.

Şimdi ne oldu bu meydan?

Kafeterya.

Yurttaşa değil, müşteriye açık.

Her şey satılık, her şey kiralık Alaçatı’da.

Öyle kamu mamu, demode mekanlara ne gerek var ki.

Meydan para mı kazandırır?

İyi ama;

Yerli halk ve yaşlılar otururdu orada.

Gerek yok!

Oradan kira alacağız.

Yerli halk ve yaşlılar, İbişin kahvesine ya da Karaköylünün kahvesine gitsin.

Eski Halkevi, CHP binası ya da eski belediye binası ne durumda?

”Canım, o da kira getiriyor.

Otel ve kafe.

Öyle boş boş duracağına fena mı?”

‘Yahu burası yine Halkevi ya da Kültür merkezi falan olsaydı,’ desem biliyorum çok geri kafalı sayılacağım.

Daha da ileri gidip;

Şimdi kafeterya olan eski meydanın yine meydan olmasını önersem.

Banklar olsa mesela, çay ocağı ya da.

Oradan gelecek kiradan daha değerli değil mi bu?

Sadece düşünüyorum.

Söylesem ayıp olur.

Tarih, toplumsal hafıza ve şehrin belleği ve benzeri…

Bunlar gereksiz Alaçatı’da.

Düşündüm Alaçatı sokaklarında.

Ama sokaklar da kiralık ki.

Sezonda masa ve sandalye aralarından geçmek zorlaşıyor gittikçe.

Sonra düşündüm ve buldum.

Müşteri olmadan volta atabileceğiniz veya bankta oturabileceğiniz bir yer var Alaçatı’da;

Haksızlık etmeyelim, eski Kilise, Merkez Cami avlusu.

Nuri abi, Mine Bademci’nin adını verebileceğimiz bir yer aradım Alaçatı’da.

Bulamadım.

Sonra da bu kamucu fikirler aklıma geldi;

Vaz geçtim sonra.

Modası geçti ama komünist falan derler adama.

En azından ‘Sosyal Demokrat mı yoksa Cumhuriyetçi mi’ diye şüphelenen olur vallahi.

Onun için boş ver parkı, meydanı, sokağı, caddeyi ve eski kamu binalarının kamusal işlev görmesini.

Dünya markası olmuş bir yer var karşınızda.

Milyonlarca kişi geliyor yılda buraya.

İnanmazsanız sayın.

DR. ENGİN ÖNEN

26 Eylül 2018, ÇEŞME

Yorum

  1. Murat Özken

    27 Eylül 2018 at 15:30

    Harika bir yazı olmuş Engin Hocam. Parti ayrımı yapmaksızın söylüyorum; yerelde ve genelde on yıllardır lümpen takımının yönettiği bir ülkede Alaçatı gibi olmayan yer de kalmadı aslında. Para para para… İnsanlığın ve insana dair bütün güzelliklerin de cenazesini kaldırdılar böylece. Ülkece huzursuz, mutsuz ve dolayısıyla her daim kavgacı olmamızın en büyük nedeni de bu bence.
    En kötüsü de bunca garabet ve melanete rağmen teşhis ve tadaviye yönelik irade kırıntısı bile yok! Düşünen ve fikir üreten insanların “gerizekalı entel takımı” bakışıyla hafife alındığı bir ülkede; tüm bu olumsuzlukların/kötülüklerin birbirini doğurarak bir zincir gibi uzayıp yayıldığını görebilecek kolektif akla da sahip değiliz ne yazık ki. Sevgiler, saygılar…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz