Ağlamak karım oldu anam anam garibem!

Olayın kapatılması karşılığında Churchill’e bir pırlantalı nişan, 10 bin kantarlık zeytinyağı ihracı için ferman ve Türkçe gazete yayımlama “imtiyaz”ı verilir.

24 Temmuz 2018 Salı, 12:36

Atatürk, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin 5 Kasım 1925 tarihinde yapılan açılış töreninde bu konuyla ilgili şunları söyler:

“….Uluslararası genel tarih içinde Türklerin 1453 zaferini, İstanbul’un fethini bir düşünün; bütün bir dünyaya karşı İstanbul’u Türk toplumuna mal eden güç, aşağı yukarı o yıllarda bulunan matbaayı ülkeye mal etmek için o zamanki hukukçuların uğursuz direncini göğüsleyememiştir. Eskimiş hukukla dar düşünceli hukukçulardan buna izin koparabilmek için üç yüz yıl, kuşkular, kararsızlıklar, üzüntüler içinde beklemek zorunda kalmıştır.”

 

*.*.*.*

Türkiye’de ilk gazeteyi Fransızlar yayımlar.

İstanbul’da Fransız Elçiliği Basımevi’nde 1795 yılında basılan “Bulletin des Nouvelles”.

Tükçesi, Haberler Bülteni.

Yayımlanma amacı;

Fransız devriminin amaçlarını Osmanlı ülkesindeki Fransızlara ve Türklere anlatmak.

Tadı alınmıştır.

Hükümetin yaptığı işleri halka duyurmak iyi fikirdir.

Davul-zurna ile yapılan ferman duyurularına güç verecektir.

Bugünkü Resmi Gazete’nin atası doğar.

Kuracasu Padişah 2. Mahmud, “Bu gazete kutsal şeriata ve devlet düzenine dokunmamak şartıyla benim iktidarıma çok yardımcı olacaktır”dediği gazetenin adını da bizzat kendisi koyar:

Mukaddeme-i Takvim-i Vakayı

*.*.*.*

200 yıl önce, bu topraklarda gazete; ‘Devletin Sesi’, Gazeteci ise; ‘Devletin Memuru’ olarak doğacaktı bu gelişme ile. 

Gazetenin yayımlanmasındaki amaç, iç ve dış olayları ‘Devlet Eliyle’ halka zamanında duyurabilmektir.

Sade dil kullanımına büyük önem verilir.

Gazetede haberler;

İç haberler, dış haberler, askerî işler, bilimler, din adamlarının tayini, ticaret ve fiyatlar olmak üzere altı bölüm halinde yazılır.

Ancak gazete düzenli yayımlanma ve güncel haber verme niteliğini hiçbir zaman kazanamaz.

Gazetede haber toplamakla görevli iki memur bulunur.

Bunlar basın tarihimizin ilk muhabirleri olan Sarim Efendi ve Sait Bey’dir.

Resmi Gazete olmasına rağmen, gazete sık sık baskılarla karşılaşır ve kapatılır.

İlk kapatılışı 1892’de bir dizgi hatası nedeniyle olur.

1908 yılına kadar kapalı kalan gazete, 2. Meşrutiyet’in ilanıyla tekrar yayımlanır.

*.*.*.*

İngiliz gazetesi Morning Herald’in muhabiri olan William Churchill.

Kadıköy’de özel izinle av yaparken Defterhane Katiplerinden Necati Efendi’nin oğlunu yaralar.

Churchill olay nedeniyle tutuklanır.

Durum, sürekli olarak Osmanlı Devleti’nin açığını yakalamaya uğraşan kimi Batılı devletlerin kapitülasyonları öne sürerek şantajlara girişmesine yol açar.

Bir dizi siyasal gelişmelerin sonunda Churchill serbest bırakılır.

Hariciye Nazırı Akif Paşa görevden alınır.

Olayın kapatılması karşılığında Churchill’e bir pırlantalı nişan, 10 bin kantarlık zeytinyağı ihracı için ferman ve Türkçe gazete yayımlama “imtiyaz”ı verilir.

Zeytinyağı ihracı fermanını bir Rus tüccara 350 bin kuruş karşılığında satan Churchill, Akif Paşa’nın Dâhiliye Nazırlığına getirilmesi nedeniyle gazeteyi çıkarmaya cesaret edemez.

Akif Paşa, dört yıl sonra görevinden ayrılınca bir basımevi kurarak hazırlıklara başlayan Churchill, 31 Temmuz 1840 yılında Ceride-i Havadis’i yayımlar.

İlk basıldığı günlerde hiç satılmadığı için ilk üç sayısı bedava dağıtılır.

Churchill, hükümete baskı yaparak gazetesine ayda 2 bin 500 kuruş yardım yapılmasını sağlar.

Gazete, devlet yardımından sonra yarı resmi gazete niteliğine bürünür.

İlk ‘İmtiyazlı’ gazetedir.

*.*.*.*

Yabancı ülkelerde muhabir bulunduran gazetede dış haberlere büyük önem verilir.

Haberler iç ve dış olmak üzere iki bölüm halinde yazılır.

Kırım Savaşı’na muhabir gönderen gazetede, savaş haberlerinin yayımlanmasıyla birlikte okuyucuların ilgisi artar.

William Churchill’in ölümünden sonra gazete oğlu Alfred Churchill’e miras kalır.

Alfred Churchill, Ceride-i Havadis’i kapatır.

Ruzname-i Ceride-i Havadis’in yayımına devam eder.

Bu sırada Tercüman-ı Ahval’in yayın hayatına başlamasıyla basın tarihimizin ilk rekabeti yaşanır.

Güçlü bir gazeteci-yazar kadrosuna sahip olan Tercüman-ı Ahval, Ceride-i Havadis’i gölgede bırakır.

Ceride-i Havadis ise zamanla kendiliğinden kapanır.

*.*.*.*

Takvim-i Vakayi resmî, Ceride-i Havadis yarı resmî gazete niteliği taşıdığı için birçok usta gazeteci, Türk basın tarihini Tercüman-ı Ahval ile başlatmak ister.

Hem gazetecilik hem de edebiyat ve kültür tarihimizin dönüm noktası kabul edilir.

Türk gazetecilerinin piri sayılan Agâh Efendi, hazineden yardım almadan 21 Ekim 1860 tarihinde Tercüman-ı Ahval gazetesini yayımlar.

Fikir gazeteciliğinde çığır açan ve kadrosunda ünlü edebiyatçıları barındıran gazetenin yayın hayatına girdiği dönemde ülkede siyasi olaylar bakımından çok hareketli günler yaşanmaktadır.

Fikir gazeteciliği niteliğiyle okurlardan yoğun ilgi görür.

Gazetede Şinasi, Ahmet Vefik Paşa ve Namık Kemal’in makaleleri yayımlanır.

İmzalı ilk başyazı, ilk siyasi eleştiri yazısının yanında, Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” adlı manzum oyunu basın tarihimizin ilk tefrikası olarak Tercüman-ı Ahval’de yayımlanır.

Yazı zenginliğine ve sayfa düzenine büyük önem verilen gazetede iç ve dış haberlerin yanı sıra resmi haberler, tüzükler, antlaşmalar, piyasa-borsa haberleri ve halkın ilgisini çekecek inceleme yazıları yer alır.

Tercüman-ı Ahval, yayın hayatına 5 yıl gibi kısa bir süre devam ettikten sonra 11 Mart 1866 yılında tamamen kapanır. 

*.*.*.*

1860’lı yıllar;

Osmanlı basınının canlanması, baskılar, kısıtlamalar ve yeni görüşlere sahne olur.

Basının canlanmasına paralel olarak yeni gazetelerin sayısı hızla artarken genç yazarlar da basın alanında öne çıkmaya başlar.

27 Haziran 1862;

Tasvir-i Efkâr gazetesinde millet kavramını ilk kullanan yazarlardan biri olan Şinasi, yazılarında kamuoyunun önemine değinerek devleti;
“Milletin temsilcisi sıfatıyla işleri yöneten ve milletin refahı için çalışan bir müessese” olarak tanımlar.

Şinasi’nin uğradığı bir iftira nedeniyle Paris’e kaçmasından sonra Tasvir-i Efkâr’ın yönetimi Namık Kemal’e kalır.

Namık Kemal, 25 yaşında Tasvir-i Efkâr’ın başyazılarını yazmaya başlar.

Yazılarında ağırlıklı olarak yenilik ve özgürlük konularına değinen Kemal, aydın çevrelerde geniş yankı uyandırır.

Bu dönemde yayımlanan Muhbir gazetesi, kamuoyuna bir başka genç yazarı, Ali Suavi’yi tanıtır.

Yaşadıkları döneme göre oldukça ileri görüşleri savunan yazar ve gazeteciler, giderek yurttaşlık haklarına dayalı yasalar düzeni kurulmasını önermeye başlar.

Halkın oylarıyla seçilen bir parlamentonun toplumsal yaşamı yönetmesini isteyince kendilerine yönelik siyasi tepkiler artar.

Gazeteci ve yazarlar, 1865 yılında Yeni Osmanlılar Cemiyeti’nin kuruluşuna öncülük eder.

Kısıtlama ve baskı altına alınırlar.

*.*.*.*.

Basın Bayramı.

İkinci Meşrûtiyet’den bir gün önce, 23 Temmuz’da ilan edilmiş.

1876’dan kalma sansür kararnamesi ile bağlantısı ertesi gün tecellî etdiği için, “bayram” 24 Temmuz olarak kabul edilmiştir.

O kararnameye göre;

Sansür memurları her akşam gazetelere gelir.

Ertesi gün basılacak olan haber ve yazıları kontrol ediyorlardı.

Beğenmediklerini değiştirerek veya tamamen atarak gazetelere son şekillerini veriyorlardı.

23 Temmuz akşamı İkdam Gazetesi sahibi Ahmed Cevad bey ile Sabah Gazetesi sahibi Mihran Nakkaşyan Efendi bu memurlara, ‘artık sansür kalkmıştır’ sözleriyle kapıyı göstermiş ve gazetelerini ilk defa olarak gönüllerince basma mutluluğunu tatmışlardı.

Ertesi gün Osmanlı Matbuat Cemiyeti de bu mutlu gelişmeyi sevinçle kutlamıştı.

2. Abdülhamit sansürünün kaldırıldığı 24 Temmuz’u, ‘basında sansürün kaldırılışının yıl dönümü’ ya da kısaca ‘basın bayramı’ ilan edildi.

*.*.*.*

Benzer bir süreç yakın tarihte 1950-1960 yılları arasında yaşandı.

Basın bayramı, 1961’den beri iktidarın sansür ve baskı uygulamalarına karşı gazetecilerin özgürlük mücadelesinin bir sembolü olarak kutlanıyor.

Belgelerden anlaşılacağı üzre;

200 yıl önce, bu topraklarda gazete; ‘Devletin Sesi’, Gazeteci ise; ‘Devletin Memuru’ olarak doğan bir meslek kolundayız. 

‘7’sinde ne ise 70’inde o olma doğallığı’ da denebilir bu günkü resme bakınca.

Bir farkla;

7’sinde ne ise 70’inde de o tutulma durumuyla.

Neyse;

Sansürü geçtim.

Soru bir;

Bugün ‘basın’ diye bir olgu  var mı?

Soru iki;

Var ise kamu vicdanındaki yeri nedir?

Soru üç;

‘Sansür yok’ deniyor, olmayan şeyin bayramı olur mu?

Cemil Cankat (1913-1976);

İçli ve güzel sesi, besteleri, kaynak kişiliği ve başrol oynadığı filmlerle ünlüdür.

Plağa okuduğu “Urfa’nın etrafı dumanlı dağlar”, “Gitti Canımın Cananı” dillerden düşmeyen eserlerindendir.

Urfalı sanatçının bir eseri daha vardır ki kendisini rahmetle anarak günün anlamı ile vahametine tam karşılık;

Geceler yarim oldu anam anam garibem
Ağlamak karım oldu anam anam garibem
Evvel böyle değildim anam anam garibem
Sebebim zalim oldu anam anam garibemBayram gelmiş neyime anam anam garibem
Kan damlar yüreğime anam anam garibem
Yaralarım sızlıyor anam anam garibem
Gülmek benim neyime anam anam garibem

Bir de Üstad Neşet Ertaş’ın ‘Kendim Ettim Kendim Buldum’ türküsü var ki;

O da gazete patronlarının artık sadece gazetecilik iş kolu sınırında olmayışına tam karşılık.

www.haberhurriyeti.com / OĞUZ ÖRNEK

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

izmir escort bursa escort izmir escort antalya escort izmir escort porno izmir escort