Son Dakika
19 Ağustos 2019 Pazartesi
”

ADINI SEN KOY

Kitabı elime aldığımda, yazarının ismini ararken dikkatimi çeken bir ifadeyle karşılaştım. ‘Ceketsiz Şair’

04 Ocak 2019 Cuma, 13:00
Şair Ali İşler yazdı: Adını Sen Koy

 “… Etrafıma bakıyorum, sessizce dalıyor gözlerim… Gülen yüzler, ağlayan gözler, parçalanmış yürekler, çiçeği burnunda umutlar, cami avlusunda vakitle arası açık amcalar, her sokak arasında sağa sola koşan çocuklar, camdan cama konuşan teyzeler, bir çay ocağında elinde sigara aklı duman altı abiler, bir banka oturmuş birbirine dolu dolu bakan âşıklar, ah bu bilinmezlik içinde ölümü bekleyen, hatta ve hatta çoğu ölümün varlığından habersiz hayatlar… Uyanın ey gafiller, aldığınız nefesten bile size yakın olan, ölüm diye bir gerçek var…/ … Amaçsızca savrulan hayatlarınızı serin önünüze, bakın bir elinizde ne var…” (sy.41)-(*).

           “… Ey benim yoksul düşlerim / Şiire, söze karışmış hallerim / Yalnızlığımın simgesidir, ismim / söz demlenir, şiir olur / Söz benim şiir benim, ceketsizim…” (sy.78)-(**).  

           Birçok davranışların anlamı görecedir. Her topluluk, belirli davranışlara kendine göre bir anlam yükler. Bu o topluluk bireylerinin üzerinde anlaşmaya vardıkları bir anlamdır. Yani, davranışla ona verilen anlam arasındaki bağ doğal değil,danışıklıdır (Türkçemizdeki “danışıklı dövüş” deyimini anımsayınız). Aynı şey sembolle işaret arasındaki farkta daha iyi gözlenebilir. Örneğin her bir trafik işaretinin anlamı üzerinde,o işaretin o anlama geldiği konusunda anlaşmaya varıldığı için, o işaret o anlama gelir. Burada, işaretle işaretin anlamı arasında doğal bir bağ yoktur, bağ keyfidir.

Şair Ali İşler yazdı: Adını Sen Koy

Adını Sen Koy’, kitabını elime aldığımda, yazarının ismini ararken dikkatimi çeken bir ifadeyle karşılaştım. ‘Ceketsiz Şair’, ismi liriksem bir duyum gibi algıladı benliğimi… Çünkü şairin ince ve naif tutumu, belleğime ne denli bir duygusallıkla irdelendiğimi algılattı! Kitabın arka kapağına bakıp, ismi kendimce bulmaya çalıştığım bu kitabın yazarı ‘Ali İşler’ olduğunu betimledim.  Kitap; ‘Kâğıt Yayıncılık’ tarafından basılmış ve yayımlanmış, 110 sayfadan oluşuyor… İçeriğinde şiir ve şiirlerin anlatımlarıyla süslü öyküler var. Ve kitabın ilerleyen sayfalarında, bu kitaba ben de bir isim koymalıyım! Diye düşünüyorsunuz…

Bir dil, ifade ihtiyaçlarını işlene işlene karşılar. İşlenmeyi zorunlu kılan etki ise, bu ifade ihtiyaçlarıdır. Başka bir deyişle, kimi kavramları, kimi düşünceleri kendi dilimizde ifade edebilmek için, bu kavram ve düşüncelerin gerçek bir ihtiyaç haline gelmesi gereklidir. Yani, özümlenmeleri gereklidir.  Özümlenebilmek için de o düşünceyi, o kavramı, kişinin kendi kültür yaşantısında etkin kılması şarttır. Yalnızca belirli kişilerin tekelinde kalan zihinsel etkinlikler, topluma mal edilmedikleri ya da mal edilmek istenilmediği veya bu kişilerin bu etkinlikleri topluma mal edecek güçten yoksun oldukları içindir ki, başka gezegenlerden yansıyan yaşam dışı şeylermiş gibi gözükürler. Düşüncelerini, duygularını kendi dilinde söyleyemeyen kişi, bilimin ve sanatın dışında kalmaya tutsaktır. Bu söylediklerim, elbette ifade edilmek, anlatılmak için sözlü dili, yani şu konuştuğumuz dili gerektiren etkinlikler için geçerlidir. Sözlü dili de içine alan, işaret birimi, dolayısıyla başka ifade araçları olan başka işaret sistemlerini unutmuyoruz. Ne var ki, işaret sistemlerinin içinde, sözlü dil, şu konuştuğumuz, yazdığımız dil, en önemli, en belli başlı olanıdır.

“… Uyanın ey gafiller, aldığınız nefesten bile size yakın olan, ölüm diye bir gerçek var…” (*). Yazar ‘İşler’, bizimde bildiğimiz ancak görmezden gelip, adeta umursamadığımız bir realiteyi, tokat gibi okurun yüzüne savuruyor! Daha sonra, yani birbiri ardına uladığı satırların devamında yazar; “… Amaçsızca savrulan hayatlarınızı serin önünüze, bakın bir elinizde ne var…” (*).

Doğmak-olmak-ölmek, insanoğlunun korkuda sınanmasının en etkin yüzü belki de; “… Söz benim, şiir benim, ceketsizim…” (**). Evet, kentli kıstırılmışlığını, tinsel travmayı, evin ağırlığı/eve ağırlık, şiddeti dindirme, sonraya geçme, aşma hamlesinin umarsızlığı yan anlamlarda yan anlamlarda gizli. Şiir de tıpkı zaman gibi köle alıyor ya insanı, işte, tam da o yüzden bir adanmışlık itirafı, izleksel üst katmanı ipucu kılıp kapanıyor.

Yazar ‘Ali İşler’, kitabında şiir ve düzyazıyı sayfalara aktarıp, yakın katarak harmanlamış… Buna örnek veremeyeceğim ama bildiğim ve incelediğim kitaplarda öngörüm, bu tür kitaplarda şiir harmonisi başka telde, düzyazı harmonisi başka telde! Bu minvalde, yazılan bu örnek kitap, düşüncemde olduğu üzere, bu tür düşünceye girecek bazı arkadaşlara da bir nevi teşkil etmesini isterim.

Şiir kişisinin mi, şairin mi yenilgisi bu? Diye soracaktır okur… Zira baştan sona söylemi zorlu kılmış yönler, hayatın şiddet ve dehşet ortamlarından beslenmektedir. Yorgun bir şiir mi, yoksa yorgun bir hayat mı, kendini dile taşıran?

Ali İşler’ in kitabında, bu tür olumsuzlukları görmediğimi rahatlıkla söyler ve okura da tavsiye ederim…

www.haberhurriyeti.com / Mustafa Gökçek

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz