2,5 GAZETE

Mayın eşeği nedir bilir misiniz siz?

30 Mart 2018 Cuma, 12:55

Hürriyet Ankara’da görev yaptığım yıllarda (1987) tanıdığım ağabey kabullendiğin gazeteci Neşet Özmen, mert, kalemini herkesin hakkını vererek kullanmış bir isimdir.

Sosyal medya hesabında bir paylaşımda bulundu.

Büyük harflerle yazmış.

Sosyal medya hesaplarında büyük harflerle kaleme alınmış her anlatımın ‘bağırma-haykırma’ olarak tanımlandığını söylemişlerdi bana.

Büyük harflerle yazmış.

Aynen şöyle;

”AŞAĞIDAKİ SATIRLARI BUGÜN INTERNETE (ODA TV’ye) DÜŞEN BİR HABERDEN ALDIM… VE PATRONLARI TARAFINDAN MESLEKLERİNİ YAPMALARINA DAHİ İZİN VERİLMEYEN O MESLEKTAŞLARIM ADINA DA, ÇOK ÜZÜLDÜM.
(Vatan gazetesinde 40, Milliyet gazetesinde ise 80 kişi çalışıyor. Ancak Demirören Holding, Doğan Medya Grubu’nun satın alınmasını gerekçe göstererek, zamda geri adım attı.)
ADAM 120 KİŞİ İLE, 2 BÜYÜK ULUSAL GAZETE ÇIKARTIYORMUŞ… (Doğruluğuna gerçekten inanamıyorum)
..VE 2 GAZETE ÇIKARTAN O 120 KİŞİYE GEÇEN YIL ZAM YAPMAMIŞ, BU YIL DA ZAM YAPMAYACAĞININ SİNYALİNİ VERMİŞ !
BU HABERİ GÖRÜNCE, SEVGİLİ PATRONUM EROL SİMAVİ’NİN 1985 YILINDA ÇALIŞANLARINA YAPTIĞI BİR DUYURUYU ANIMSADIM…
(Duyurunun yapıldığı 1985 yılında, sadece Ankara spor servisinde 8-9’u kadrolu 13 kişi çalışıyordu… Ve Hürriyet’in toplam çalışan sayısı da, sanıyorum 1.300 civarında idi)
ŞU ANDA TÜRKİYE’NİN “SÖZDE” EN BÜYÜK MEDYA PATRONU (!) OLAN BU ŞAHSA BELKİ BİR ŞEKİLDE ULAŞIR DA, KENDİNDEN “UTANIR” DÜŞÜNCESİYLE, BURADAN PAYLAŞIYORUM O DUYURUYU;”

Diyeceğim şu;

Rahmetli Özal’ın “İki buçuk gazete” diye özetlediği, yeni bir medya oluşturma sürecinin başladığı günler  dün gibi hafızamda.

Sermaye boyutunda yaşanan değişime tanıklık ettik ardı sıra yıllarda.

Nadiler (Cumhuriyet), Karacanlar (Milliyet), Simaviler (Hürriyet), Ilıcaklar (TEr) ile ibaret 4 ulusal gazete vardı o cümle sarf edildiğinde.

Bilginler vardı bir de İzmir yerelinden 100 yılda ‘gazetecilik mektebi’ namlı Yeni Asır diye anıtlaşan, Sabah ile ulusala adım atan.

Mesleği sadece gazetecilik olan gazetecilerin patronluğunda, gerçek gazeteciliğin yapıldığı basın kuruluşlarıydı bunlar.

Harçları mürekkep ile karılmış, her biri bilgi-birikim-bağımsızlık-saygınlık olan tuğlalarla oluşmuş kalelerdi onlar.

Gazetecinin gazetecilikten başka işi olmadığı, ‘sermaye’ anılan iş adamının da gazetecilik dışında her tarakta bezi olduğu devirlerdi.

Sonra ‘serbest ekonomi’ diye bir sistem türedi.

Devletin TRT Televizyonu tekti, siyah-beyaz yayından renkliye geçti ya da geçmekteydi;

İş adamı Uzan’ların ‘Sihirli Kutu’ su (Magic Box) ile bu topraklardaki ilk özel televizyonu ile ticari yayıncılık hayatımıza girdi.

Etkisi; ‘Silah icat oldu, mertlik bozuldu’ gibiydi.

Sap ile saman birbirine, sermaye de gazeteciliğe yatırım alanı diye girdi.

Araya Kıbrıs-İngiltere ayaklı Asil Nadir dahil edildi.

Karacanlar (Milliyet), Simaviler (Hürriyet), Ilıcaklar (Tercüman) emekli edildi.

İş adamları  Ören, Karamehmet, Doğan parayı basıp; Karacanlar, Simaviler, Ilıcaklar’dan gazeteleri satın alıverdi.

Uzanlar da özel televizyonun ardından yeni bir gazete ile alanda krallığını ilan ediverdi.

O da ne?

Gazeteciliğin içinde bir ‘Truva Atı’ yaratılıverdi.

Mutfaktan gazetecilik Yeni Asır ile gelip, Sabah ile Ulusal Gazete ve Gazeteci Bilgin’lere, Banka satın aldırılıp ticarete sokulu verildi.

Bu topraklarda 200 yıldır var olan ‘gazetecilik mesleğinde doğal afet’ gibi bir şeydi.

‘Gazeteci, sadece gazetecilik ile yaşar’ ezberi bozuluverdi.

İş adamlığının büyüsü ile aslını ve geldiği yeri reddeden kesildi.

Gazeteciye yasal haklarını hayal eyledi.

‘Kraldan çok kralcı kesilmek’ denir ya; sermayedardan daha sermayedar olup, tereciye tere satan rütbesine geliverdi.

Bindiği dal ya da dalları da değil, üzerinde durduğu asırlık koca çınarı ve çınarları kesiverdi.

Hırsla akan nehir önce kendi yatağını aşındırırmış.

Mayın eşeği nedir bilir misiniz siz?

80’lere kadar ‘sınır kaçakçılığı’ diye bir şey vardı bu ülkede.

Güneydoğu halkının geçim kaynağı o işin ‘hayat sigortası’ idi o mayın eşekleri.

Malı katırlara yükler, mayın tarlası geçişlerinde araziye bu eşekleri önden sürerlerdi.

Mayın olmayan yerleri tespit edip ilerleyebilmek için önden gönderilirlerdi.

Ta ki mayına basıp telef olduğu ana kadar da beklerlerdi.

Sonra ayak izlerinden ilerleyip, mayına basıp telef olduğu yerden kaldı ise sınırı geçmeye mesafe; ikinci eşeği salarlardı kalan yere.

Ondandır oralarda eşeğin anılır adı ile mayın eşekliği.

Anadan doğma gazeteci, sonradan devşirme sermayedar Bilginler için ‘Mesleğin Truva Atı’ denmişti ya;

Mayına bastırılıp kolsuz bacaksız kaldıklarında farkına vardılar aslında kendilerine ‘Mayın Eşeği’ rolü verildiğini.

Ciner’ler, Bilgin’lere olan dostluk hatırına üstlendi bir tarafı gazetecilik, diğer yanı ticaret ucube kılınmış işi.

Elini verdi, kolunu kollar durumda o da şimdi.

Doğanlar  bu kargaşada “imparator” kesilmişti.

Onlara da yolun sonu, ilk Milliyet’in devri ile ufukta belirdi.

Koca İmparatorluk Doğanlara da kalmadı şimdi.

Demirören’lere devredildi.

Turgut Özal’ın 2,5 gazeteden kastının şu olduğunu duymuştum.
hürriyet               1.00
sabah                   1.00
cumhuriyet         0,50
+
—————————
2,5

Şu an durum;

Demirören           1.00

Sancak                    1.00

Ciner                       0.25

Akbay                      0.20

Nadi Vakfı              0.05

Toplam                   2.50 gibi.

Gazeteciliğe Bilgin’in sadece gazeteci olduğu yıllardaki (1978) yerel Yeni Asır’da başladım.

Mektepti, mesleğin ve dışındaki herkesin yerini ve haddini bilen ilişkiler yaşadığı dönemdi.

Sabah’ın temellerinin atılmaya başlandığı yıllara kadar her şeyi ile gazeteci Bilginler ile oldum.

Ne oldu ise Sabah’ı kurup İstanbul’a adım atılmaya başlanması ile başladı.

Daha Yeni Asır’da idim Bilginler bazı ağabeylerimizin akıl hocalığında ‘Ya sendika ya işten çıkarma’ diye tek tek  ikna odalarına çekildiğimiz günleri yaşadım.

Ardına Hürriyet’in işi sadece gazetecilik olan Simavi patronluğunda, çalışanına sosyal haklarının gecikmiş olduğu için yukarıda Neşet Özmen’in paylaştığı mektubunu aldığım günleri de yaşadım.

‘Bunlardan bize ne’ diyebilirsiniz.

Demeyin, sokaktaki vatandaş da haberin mutfağındaki gazeteci de adım adım böyle taşındı gazetelerden nefretiyle 2,5 gazeteye.

Gerçek anlamda yereli-ulusalı gazetecilik yapan kaldı ise o nedenle onları en azından okuyarak ayakta kalır eyleyin.

Yoksa ne sesinizi duyurabilecek, ne görebilecek, ne de duyabileceksiniz.

Ona göre!

www.haberhurriyeti.com /  OĞUZ ÖRNEK

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


Wordpress Haber Teması Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz