Son Dakika
06 Aralık 2016 Salı
green card

18 Ekim 2016 Salı, 18:05
Mustafa Gökçek
Mustafa Gökçek mgokcek@haberhurriyeti.com Tüm Yazılar

YİTİK ZAMANLAR

Ve şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki; naçizane, her öykünün şefkatle okunması gerektiğini iddia eden mürekkep tiryakisi olarak, son günlerde okuduğum üç-dört kitaptan biri, ‘Yitik Zamanlar’…

mustafagokcek_haberhurriyeti

 

          “… Palamut ortalarda salınırken hamsi emekler. Ne ki onun da büyük balıkların hışmına uğraması kaçınılmazdır. İlk çıktığında büyümesine izin verilmez. Köşe bucak saklanır yaşamına göz dikenlerden, sonra altın günlerine kavuşuverir göz açıp kapayıncaya değin. Işıl ışıl güzelliği ve bereketiyle yayılır zamana. Sağını solunu dolduruverir kıyılarında köylerin, kentlerin. Nasıl da yağlandığı, parmaktan daha büyüdüğü günün baş sayfasındadır insanların arasında. Ara sokaklarda ızgaraya değdi miydi hamsinin bedeni, nasıl da başkalaşır insan. Öyle ya Karadeniz kıyılarının güleç yüzü, suyun bereketi değil midir? Fakirin fukaranın sofra süsüydü mevsimi geldiğinde… Ondandır elini havaya açıp tanımadığı teknelere Tanrı’sından bereket dilemesi insanoğlunun. Balıkçıların ardından, sağ gelsin, salim gelsin bir de yüklü gelsin, dileğine tutunması köylüsünün, kentlisinin…” (*). //

 

            “… Yaşamın tükenmeyeceğini anladığı günden bu yana anı önemsedi. Sayısız gözeye değip çekildi. Nereden geldiği, kim olduğu, tarihi, benliği hiç ilgilendirmiyordu onu. Üzerindeki soluk mavi pantolon, kolsuz gömlek, çıplak ayaklarıyla hep oradaydı kadın. Oradaydı da kaldıkları yerden sürüyordu yaşamları. Öyleyse neden suskundu ikisi de… İçindeki coşkuyu saklı tutmaya çabaladı, İpsiz. Suskunluğa vururken kendini, göğsünden güvercinler havalandı…” (**).///

 

Yitik Zamanlar…’, 2009 S.E.S Yarışması Öykü ödülü olan bir kitap. ‘Zübeyde Seven Turan’ın usta işi olduğunu betimleyen bir kitap. Ve okumaktan keyif aldığım bir kitap… Zaman içinde Anadolu’nun anlatımlarıyla yüksünen nice değerli insanlarını hatırlattı. Çünkü değerli kalemin kendisinin de anlatımları bu tür yolculuklarda!

Üstte ‘İpsiz’ adlı öyküden iki paragraf alıntısı yaptım. Neden bu öyküyü seçtim. Sözlük karşılığı; ‘İpi olmayan’ ve ‘Haylaz, Başıboş, serseri’… Öyküyü okuduğunuzda, sözlük içeriğine pek bakmadan, bu açıklamaları ve terimleri yerli yerine koyabiliyorsunuz!  Her şeyden önce yazanın bir Karadenizli olduğunu biliyorum. Ve bu hayranlığını, ince düşüncelerinin yanında girift bir örgüsellikle tamamlıyor gibi, usta kalem ‘Turan’… Sözlüğe gerek kalmadan! Üstelik direncin bilenme evresi kendine doğru daha emin adımlar attırandır belki de… Dönem mağduru birey, öznel değerlerini bütünlüklü bir derlemeyle dindiriyorken, içsel deprem, anlatımın gereklerinde ve doğasında ki olan bir patlamaya, paylaşıma telaşla açılıp olgunlaştırıyor demek ki. Hayat belirtisi, ‘Yitik Zamanlar’ değil mi o bağlamda? Ayrıca heyecan dolu bir kitap izlenimi uyandırıyor okuyanda. Öykülerdeki içtenlik kadar tedirgin ve ivecen hal… Birçok ve birbirinden güzel öykülerin yanı sıra ‘İpsiz’ ile bellekte yer tutacak bir öyküyle karşılaşılıyor kitapta.

Çarpıcı, pürüzlü/pütürlü ilişkilerden örülü yaşama dair söylem, duyarlı algılanışın ürünüdür kuşkusuz. Zedelenmiş dünyaya bir sitem mi, bir yönüyle, yoksa zaman – koca – bakire ve bereket sözcüklerine yüklenen ‘İpsiz’ bir gizem mi öyküye egemen olan? Sanki gerçeklik ile gerçekdışlılık aynı sepete konmuş. Çözümlemesi derin psikolojik bilgi/gözlem deneyimi gerektirmez mi?  Elbette gerektirir. ‘Yitik Zamanlar’ bu zorunluluğu yerine getiriyor, kıskaç-taki bireyi (kadını daha çok) öyküsel kılmakla… Çünkü bilinir bir gerçektir, öykü damarlarının anlaklarda canlanan bir imgeyle beslendiği… Öykü hazlarında ki realisti ise, dilin, ‘üstün dil’ kıvamında bulunmasına bağlı. Kaldı ki, söyleyen/yazan, üstün dili arayan simyacı olmaya aday değilse, aramanın çilesine soyunmadıysa tüm varlığıyla, yolun başında yitirecektir direncini. Bunları düşündürten öyküdür, öyküsel kuramlardır. Çünkü okur beyninde ve gönlünde akan bir dille buluşmuşsa sözün hazzını yaşayacaktır. Öykünün sağladığı özel hazzı… ‘Zübeyde Seven Turan’ın, ‘Yitik Zamanlar’ da sözcüğün ‘öyküdile’ evirilmiş/erişmiş halini keşfettiği anlaşılıyor.

Bu oylumlu ve içerikleri liriksem bir tatla perçinlenmiş yirmi dört öykü, yukarıda değindiğim ‘arayış’ eyleminin izlerini belirgin kılıyor. Birbiri ardına ulanan öyküler, daha da pekiştiriyor okura, bu tür izleksel tavrı! Öykülerde gerçekleşen derinlikli söylemin dehlizlerinde, yoğun yaşanmışlığı, hamlık çağını aşmışlığı bulabilir okur. Örneğin; ‘Yitik Zamanlar (kitaba adını veren öykü)’, ‘İpsiz’, ‘Düşten Gerçeğe’… Öykülerindeki “sızı” ya odaklanmış dizeler, yeniden okutuyor kendini. ‘Turan’ın öykülerindeki izlek ekseni kentli bireyin kaotik geriliminden oluşuyor. Tanıdık bir şiir kişisi, kentli ile konuşur buluyor kendini okur; yaşayan, tanıklık eden, ama hüznü ve öfkesi “monoton günce” ye sığmayan, sıkıştırılamayan birey de… Zamana direnmekteyken… Hayat ki herkesin bildiği, (kanıksadığı) çelişkiler, çözümsüzlükler ve taşkınlıklardır. Gerçekler orada için için fokurdar; öykü kurmacalarının ve satır aralarının, dizelerinin de fışkırdığı günlük, hatta saatlik ve anlık rastlantılar karnavalında. Yaşamın olmazsa olmaz yedeği sayılan o dev insani sıkıntı dünyanın enerji almasını sağlıyor neredeyse.

“… Yaşamın tükenmeyeceğini anladığı günden bu yana anı önemsedi! (**)”. Turan’, bu cümlesinde, öyküsüne ayrı bir güzellik katmış. İroni bağlamında yoğun düşüncelere salan felsefi ve beşeri anlam yüklediği cümleleriyle, okuru sıkmadan ilgisini uyandıracak, okuru liriksem hazlara yönelmesini sağlayacak bir kurgusal formatı adeta öykülerinin içine ilintilemiş… Çevrenin cinayetlerle gerginleştirildiği, sanki yalnızlığın maktul, kalabalığın katil olduğu güncel ‘yazı-yazgı’ akışında. Kaygı ve korku ‘kılıfını uydurur’ orada. Bilinç bulanıklığını açan tümceler, kelimelerle saçılır zamana. Yazarın dert edindiği tinsel yapılanma: Ya da girdaptan çıkma çırpınışları…

Yitik Zamanlar’, kurgusu yaşamla kentle bütünlenen bir öykü kitabı. Öykü kişisinin kendini ve ‘birileri’ni sorgulamasıyla açılıyor yola. Seçkin bir sanat dalı olan bale özlemiyle cinsel kimlik yükü ve toplumsal konum belirginleşiyor daha ilk adım öykülerinde… Öyküsel metninin kent kıskacındaki bireyin çevresiyle ve sokaklarla uyum sorunu üzerine örüleceği bellidir. Bir hüzün yaratan metafor gibi düşünülürse ‘Yitik Zamanlar uzaklığıyla okunmaya teşne… Gönül ukde uğraşlar (aktiviteler) ve aşkçıl çıraklıklar, ‘benmerkez’den (kendi kendini anlamayan öykü hilelerinden) uzak tutuyor güzergâhını ‘Zübeyde Seven Turan’… Ve tabii, doğurganlık, üretkenlik tedirginliği, gerginliği de, ‘Refiye Gelin’ çilelerince… Yamalı bohça gibi sökülen geçim sıkıntısı ve yerleşiklilik zincirleri; ‘Koku’nun çizgisini, varış çizgisini gösteriyor. Öyle ki ‘Payende Hala’dan, ‘Koku’ya değin geçilen-geçilecek ‘Yitik Zamanlar’ uzantısıdır yaşam platformunun…

 

Yaşananlar, sözü, coşkuyu belirler ve elbette bir romanın kurgusudur, küçük, anlamlı her öykü, öyküsel imler ve kurgusallıklar! O nedenle, yapılıp edilmiş geçmiş/geçilmiş zaman nakışlarıdır diye algılanmalıdır tümceler. Bu bağlamda söylenecekse, denebilir ki bu; güzel yürekli, usta yazar-şair ‘Zübeyde Seven Turan’ ilgiyi hak eden bir edebiyat kumaşını dokuduğunu göstermekte…

Ve şunu açık yüreklilikle söyleyebilirim ki; naçizane, her öykünün şefkatle okunması gerektiğini iddia eden mürekkep tiryakisi olarak, son günlerde okuduğum üç-dört kitaptan biri, ‘Yitik Zamanlar’…

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK    

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler Teması. Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz