Son Dakika
21 Nisan 2018 Cumartesi
green card

‘Siz oraya ağır bir kaya taşı getirebilir misiniz?’ diye sordu

‘Valdemin medfeni önünde ve Allah’ın huzurunda aht ve peyman ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin istihsal ve tespit ettiği hakimiyetin muhafaza ve müdafaası için icab ederse valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. ‘

14 Ocak 2018 Pazar, 19:39
‘Siz oraya ağır bir kaya taşı getirebilir misiniz?’ diye sordu

Sarışın, mavi gözlü, çok güzel bir kadın… Gözleri, saçları, kemik yapısı oğluna benziyor. Cesur, kararlı ve fedakâr… Acılar içinde, evlat acılarıyla ağlayarak geçmiş 66 yılı. Ama en büyük sıkıntıyı oğlu Mustafa Kemal için yaşamış.

Oğluna aşkla bağlıydı. Onun için canını bile verebilirdi. Gecelerini, gündüzlerini hasret yaşadığı oğlu için dua etmekle geçirdi. Bedeli önce tansiyon, sonra şeker hastalığı oldu. Üzüntüden felç geçirdi. Yalnızca oğlunu düşünüyordu. Ömür boyu döktüğü göz yaşları, sonunda onu gözlerinden de etti.

Batı Anadolu’da uzun süreli bir geziye çıkmak üzere 14 Ocak 1923 günü akşamı özel treni ile Ankara’dan ayrıldı Gazi Mustafa Kemal Paşa. 15 Ocak günü Eskişehir’e geldiğinde gün ağarmadan az önce Emir Eri Çavuş Ali’yi (Ali Metin) çağırdı. “Bir haber var mı?” diye sordu. “Şifre geldi ama çözülmedi” diye cevap verdi Ali Çavuş’a hüzünle baktı. “Annemin öldüğünü biliyorum” dedi. “Bir rüya gördüm, yeşil tarlalarda annemle dolaşıyordum. Birden bir fırtına çıktı, anamı alıp götürdü.” Deşifre edilmiş telgraf eline verildiği zaman okudu, gözlerini kapadı, bir an düşündü ve “İzmir’e gitmiyoruz. Treni İzmit’e çevirsinler” dedi.

Yolda İzmir’deki Başyaver Salih Bozok’a şu telgrafı çekti:

“…verdiğiniz elim haber, beni çok müteessir etti. Merhumenin münasip bir tarzda merasim-i tedfiniyesini (uygun bir şekilde cenaze törenini) ifa ettiriniz. Cenab-ı Hak, milletimize hayat ve selamet versin.”

*.*.*.*.*

Annesinin mezarına ölümünden 13 gün sonra ulaşabildi. Kalabalık bir grup vardı.  Anacığın çektiği sıkıntılardan bahsetti;

“Zavallı annem, bir zamanlar kurtuluşu bütün ulus için ülkü olmuş İzmir’in kutsal topraklarına, vücudunu emanet etmiş bulunuyor. Ölüm yaradılışın en doğal bir yasasıdır. Böyledir ama yine de üzüntü verici belirtileri vardır. Burada yatan annem, zevkin, zorbalığın, bütün ulusu uçuruma götüren kanunsuz bir idarenin kurbanıdır. Annemi kaybetmekten çok üzgünüm.

1904 yılında Kurmay Yüzbaşı olarak okulu bitirmiştim. Hayata ilk adımımı atıyordum. Fakat bu adım hayata değil zindana rastladı. Beni aldılar ve keyfi yönetimin zindanına attılar. Annem ancak zindandan kurtulduktan sonra başıma geleni haber alabildi. Hemen beni görmeye koştu ve İstanbul’a geldi.

Fakat İstanbul’da kendisiyle ancak dört beş gün görüşebildik. Çünkü istibdat yönetiminin cellâtları, casusları, hafiyeleri evimizi sarmış ve beni alıp götürmüşlerdi.

Annem peşimden koşuyordu. Görüşmemiz yasaklanmıştı. Beni sürgüne götürecek vapura bindirilmiştim. Anacığım gözyaşlarıyla Sirkeci rıhtımında taşların üstünde dövünüyor, kahroluyordu. Sürgünde geçirdiğim yılları anam ıstırap ve gözyaşları içinde tüketmiştir.

Başka bir nokta daha;

Ateşkes zamanında Anadolu’ya geçtiğim zaman, annemi hasta bir halde İstanbul’da terk etmek zorunda kalmıştım.  Annemin yanına bıraktığım bir adamım vardı. Bu adamı Erzurum’dan İstanbul’a gönderdiğim zaman, annem bu adamın yalnız olarak geldiğinden haberdar olduğu an benim hakkımda halife ve padişah tarafından verilmiş olan idam kararının yerine getirildiğini zannetmiş ve bu yanlış kanı nedeniyle felç olmuştu.

Ondan sonra bütün mücadele yıllarını sıkıntı içinde ve acı içinde geçirmişti. Padişah ve hükümetinin ve bütün düşmanların sürekli baskısı ve ve işkencesi altında kalmıştı. Evi çeşitli sebep ve bahanelerle basılır, aranır, kendisi rahatsız edilirdi.

Annem üç, beş senenin gece ve gündüzlerini göz yaşları içinde geçirdi. Bu göz yaşları ona gözlerini kaybettirdi. Sonuç olarak annem manen yaşıyordu.’’

*.*.*.*.*

Sustu. Halktan alıp, Zübeyde Hanım’ın mezarına dikti gözlerini. Buz gibi sessizliğin ardından devam etti;

‘’Faziletine ve yüksek kadınlığına inandığım anam ve kız kardeşim inkılap işlerinde bana inanmışlar ve hizmet etmişlerdir.

Valdemin ziyamdan şüphesiz pek müteessirim. Fakat bu teessürümü izale ve beni müteselli eden bir husus var ki, o da anamız vatanı mahv ve harabiye götüren idarenin artık bir daha avdet etmemek üzere mezar-ı ademe götürülmüş olduğunu görmektir. Valdem bu toprağın altında, fakat Hakimiyet-i Milliye ilelebet payidar olsun. Beni müteselli eden en büyük kuvvet budur. Evet, Hakimiyet-i Milliye ilelebet devam edecektir. Valdemin ruhuna ve bütün ecdat ruhuna müteahhit olduğum vicdan yeminini tekrar edeyim. Valdemin medfeni önünde ve Allah’ın huzurunda aht ve peyman ediyorum, bu kadar kan dökerek milletin istihsal ve tespit ettiği hakimiyetin muhafaza ve müdafaası için icab ederse valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Hakimiyet-i Milliye uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun.”

*.*.*.*.*

1938 yazı olmuştu. İzmir Belediye Başkanı Dr. Behçet Uz Dolmabahçe Sarayı’nda hasta yatağında ziyarete geldi onu. Beraberinde ‘Bahtiyar Türk Anası’ için Belediye Meclisi Kararı ile hazırlattığı türbe projesi getirdi. Muhteşem bir anıt mezar olacaktı. Fuar için getirtilen mimar Gautier’e çizdirilmişti.

Olurunu almak üzere sundu. Baktı, düşündü. ‘’Paşam bir kusur mu var’’ diyerek bozdu sessizliği. ‘’Hayır. Aksine çok süslü ve lüks buluyorum ve çok masraflı. Siz oraya ağır bir kaya taşı getirebilir misiniz?’’ dedi. ‘’Mümkün ve kolay’’ diye cevap verdi Uz. ‘’Onu getir, üstüne (Atatürk’ün annesi Bayan Zübeyde Hanım burada gömülüdür) yazdır. Çevresini çocuk parkı ile süsle. O çocukları çok severdi.’’ Dedi.

*.*.*.*.*

Bu duygular normal bir insanı perişan ediyor, ama onlar, ana-oğul yürekli, çok yürekli insanlardı. Zübeyde Ana’mızın hayata gözlerini yumduğu 14 Ocak 1923, yine bir Pazar gününe rastlamıştı.

Ruhları şad olsun.

www.haberhurriyeti.com / OĞUZ ÖREK

 

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir