green card

05 Şubat 2018 Pazartesi, 11:12
Sedat Kaya
Sedat Kaya skaya@haberhurriyeti.com Tüm Yazılar

Nazım Hikmet’in son yoldaşı

İbrahim Balaban’ın hayat öyküsü, bir direniş öyküsüdür

Yıl 1942
Nazım Hikmet, Bursa Cezaevinden Kemal Tahir’e yazdığı mektupta şöyle anlatıyordu onu.
“Ben burada bir ressam Yunus Emre keşfetttim . Köylü, ortaköylü, köy mektebinde okumuş, berberlik ediyor içerde. Ben resim yaparken başımdan ayrılmaz, nihayet bir gün boya istedi, verdim ve ilk iş olarak aynada kendi resmini yaptı. İkinci portre bir şaheserdi ve şimdi üç aydır şaheser portreler yapmakla meşgul.”

Yıl 1949
Aradan 8 yıl geçmişti
Sinan Korle Vatan Gazetesi’ndeki yazısında onu Aşık Veysel’e benzeterek, şöyle diyordu.
“Türk halkının sanat zevkini, resim görüşünü, masal dünyasını, iç alemini, iyiye ve güzele hasretini doğuştan beraberinde getirmiş bulunuyor.”

Bir yıl sonrasıydı; 1950
Abidin Dino, Yaprak Dergisinde şu yorumu yapıyordu, onun için.
“Mapushane Kapısı resminin önünde, Giotto’nun isminden başka bir isim gelmiyor akla. Resmin kuruluşu, yüzlerin özü, duruşlar, hepsi ezberimde. O çizdiğini yaşıyor, biz sadece seyrediyoruz.”

İki yıl sonrasıydı; 1953
Yaşar Kemal Cumhuriyet Gazetesi’nde ondan şöyle söz ediyordu.
“Bir umut ışığıdır sarıyor insanın içini. Yuyor, temizliyor cümle karanlığı. İşte bu, onun kuvvetidir.Söylemek istediğini kestirmeden söylemesini biliyor. Ben onun her tablosunu bir türküye benzetiyorum. Şöyle ki: Her türkü bir hikayedir. Bir olaydan çıkmıştır. Olaydan çıkmayan hiç bir türkü yoktur. Olayı anlatınca da hayatı en kestirmeden anlatıyor türküler. O’nun her tablosunun bir hikayesi var. Ve hayatından bir parça her tablosu… Rengi ile, ışığı ile bir parça.”

Aynı yıl; yine 1953
Can Yücel Yeditepe Sanat Dergisi’nde şu cümlelerle anlatıyordu onu.
“Gücünü umuttan alan bir gerçek duyguyla, dünyayı adam etmek için didinenlerin dünyasına doğru kalkınmaya başlıyor.”

Aradan 10 yıl geçmişti.
1963’dü.
Hasan Hüseyin Korkmazgil Yön Dergisi’nde şu satırları döküyordu onun için.
“Karamsar konulara eğilmiştir. Ama bu konuların işlenişi karamsar değildir. Umut vardır. O “umut”un resmini yapmıştır. Onda herşey büyük bir kavga içindedir. Figürleri “ağırbaşlı, hacimli, tesviyeden çıkmış gibi”dir, “ağıraksak”tır. Çünkü bizim halkımızın yaşayışı budur.

Daha kimler kimler?
Neler neler yazdılar onun için.
Ne övgüler, ne teşekkürler.
Bu toprağın ressamı için.
Asla pes etmeyen sanatçı direnişiniyle, baskılar karşında sinmeyen kocaman yüreğiyle ve buram buram Anadolu kokan tablolarıyla, resimi halkıyla buluşturan adam için.
Nazım Hikmet’in hapishane yoldaşı İbrahim Balaban için.

İbrahim Balaban’ın hayat öyküsü, bir direniş öyküsüdür aslında..
1921’de Bursa’nın Seçköy’ünde doğdu.
Küçük yaşta resime meraklıydı.
1937’de yanında çalıştığı adamlar yüzünden, esrar taşımaktan 3 yıl 6 ay hapis ve yüklü bir para cezası aldı.
Cezası dolu ama parayı ödemeyince tekrar demir parmaklıkların ardına düştü.
1941’de Bursa mahpushanesinde yattığı sırada Nazım Hikmet’i tanıdı.
Bursa damında Nazım’dan resim ve sanat tarihi yanında; felsefe, sosyoloji ve ekonomi politik dersleri alarak kendisini geliştirdi.
1947’de bu kez komünistlik tekrar Bursa damına sürüldü, tekrar hocası Nazım Hikmet’e kavuştu.
1950 affıyla Nazım ile birlikte hapisten çıktı. Özgürlüğüne kavuşurken elinde
Nazım’ın adına şiir yazdığı “Bahar” , “Mahpushane kapısı”, “Doğum”, “Cinayet” ve “Suda Donbaylar” adlı tablolar vardı.
1951’nin başlarında Nazım’la birlikte İstanbul’u gezdi ve onun evinde altı ay kaldı. O sürede “Ekin Biçenler” adlı tablosunu ustasının evinde yaptı.
Ama özgürlük kısa sürdü.
1951’in sonralarında “olağan şüpheli” olarak jandarma tarafından yakalandı ve Sivas’ta askere alındı. Kışlada kendisi gibi olağan şüpheliler şair Hasan Hüseyin Korkmazgil, Mehmet Kemal ve Hakkı Torunoğlu ile tanıştı.
Fransız Ressam Claude Monat, “Tablolar öğretilerle, doktrinlerle yapılamaz” demişti.
İbrahim Balaban yaptı.
Mapusta öğrendiklerini, hayatla sınadı ve gerçeği tuvale çizdi.
1953’te ilk kişisel sergisini açtı.
1961’de resimlerinden dolayı altı ay tutuklu kaldı.
1962’de “Yeni Dal Grubu” sergisi kapatıldı ve ressam arkadaşlarıyla birlikte tutuklanarak Balmumcu Kışla’sına kapatıldı ve Askeri Mahkeme’ce yargılandı.
1969’de Adana Sergisi bir gurup yobaz tarafından basılarak resimleri tahrip edildi.
Gözaltılar, sorgulamalar yıllarca devam etti.
Sergilerin basılması, yasaklanması yıllarca bitmedi.
Ama o asla pes etmedi.
İnandıklarından asla vazgeçmedi.
Hep insanı ve yaşamı sevdi.
Umudu yeşertti.
Halkından hiç kopmadı.
Yattı, kalktı kan gütmeden sanat üretti.

İbrahim Balaban bugün 97 yaşında..
Hala üretiyor, hala direniyor.
2000’den fazla tablosu var.
Onun bir kaç misli desen üreterek açtığı 30’dan fazla kişisel sergi.
Bir o kadar karma sergi..
Bir o kadar da grup sergi.
Ayrıca resim sanatı üzerine denemeler, anılar, hikayeler ve roman olmak üzere yayınlanmış toplam 12 kitap.


UNESCO Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği’nin onur üyesi.
Onlarca ödül.
Onlarca fahri doktora ünvanı.
Onlarca profesörlük.
İbrahim Balaban Türk resim tarihine adına altın harflerle yazdıran bir sanatçı.
Alkışlanması, baştacı edilmesi gerekiyor.
Hani derler ya; insanlar yaşarken anılmalı..
Sanatçıya değer de yaşarken verilmeli.
Tekirdağ Süleymanpaşa Belediyesi Başkanı Ekrem Eşkinat işte bunu yaptı.
Alkışlanacak bir kültür hamlesiyle İbrahim Balaban Sanat Müzesi’ni açtı.
Birbirinden değerli tablolar artık bu müzede sergilenecek.
Alkışlamak gerek
www.haberhurriyeti.com / SEDAT KAYA

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir