Son Dakika
29 Mayıs 2017 Pazartesi
green card

Duvarın Kovuğu

Çocukluğumu bırakarak orada ve alarak yalnızlığımı yanıma, terk etme vakti gelmişti evi yıllar önce olduğu gibi. Çünkü; orada ki oyun bitmişti çoktan, perde kapanmıştı ve oyuncuları başka oyunlarda, başka roller almıştı.

17 Mayıs 2017 Çarşamba, 16:37
Duvarın Kovuğu

Son yıllarda her yaz gittiğim, baba evimin bahçesinde dolaşmayı seviyordum. 14 yıl olmuştu annemi ebediyete yolcu edeli. Bahçe bakımsız, kurak, solgundu ama; benim için, yıllar öncesi gibiydi hala. Renk renk açan güllerin içinde yürüyordum yine. Gözlerimde annemin gülüşüyle, kulaklarımda bana seslenişiyle ve burnumda tandır ekmeğinin mis gibi kokusuyla. Çocuklarım o viran hali görüyor, ben ise çocukluğumdan kalan, o resmin içinde dolaşıyor, kayboluyordum adeta. Tandırımızda yakmak için kavak kabuğu kullanırdık o yıllarda ve tabi ki onu koymak içinde kapalı bir yer oluşturmuştu babam bahçemizin bir kıyısında. Temeli yarıya kadar taş, sonrası biriketten örülmüş duvarları olan. Kavak kabukluğu diyorduk adına. Birgün yine bahçede dolaşırken, oraya girdim ve karıştırmaya başladım eski eşyaları. Sağa sola bakınırken, taş duvarın kovuğunda bir gazete parçası olduğunu fark ettim bir an. Elimi sokup çıkarttım onu oradan. Açıp baktığımda, içinde tohum olduğunu gördüm. Çok duygulanmıştım. Demek ki dedim annem, 14 yıl önce bir sonbaharda saklamıştı bunu buraya, gelecek baharda, toprağa yeniden ekmek umuduyla. Ama olmamıştı, baharı görememişti işte. Aralık ayının 9. günü çekip gitmişti aramızdan öylece. Bir anda annemden yarım kalan o işi tamamlamak geldi içimden. Hemen evimizin ön kısmında bulunan ağacın dibinde, küçük bir alanın toprağını kabartıp, tohumları ektim oraya. Can suyunu da vermeyi ihmal etmedim sonrasında. Ve birkaç gün sonra toprak kabardı, minik minik yeşermeye başladı tohumlar. Tohum toprağı, toprak tohumu sarıp sarmalamıştı anlaşılan. Kısa sürede büyüdüler. Her gün defalarca baktım, suladım. Annemle konuşur gibi konuştum sessizce, ağlaştık, gülüştük işte birlikte. Tomurcuğa döndüler, renk renk çiçekler verdiler sonra. Ama benim iznim bitmişti, dönme vakti gelmişti artık. Çiçeklerden alamazdım, henüz tohuma dönmemişti ve akıl edip, ekmeden önce tohumlardan birazını ayırmamıştım, ne yazık ki.

Ve nihayet,çocukluğumu bırakarak orada ve alarak yalnızlığımı yanıma, terk etme vakti gelmişti evi yıllar önce olduğu gibi. Çünkü; orada ki oyun bitmişti çoktan, perde kapanmıştı ve oyuncuları başka oyunlarda, başka roller almıştı.Babam çok yaşlı olduğu için, çocuklarının yanında yaşamak zorundaydı ve çok özlediği annesine kavuşma hayali, ancak iki yıl sonra gerçek olacaktı.
Annem 14 yıl sonra bile, bir şeyler öğretmişti, yaşarken olduğu gibi hayata dair bana. Umudumu asla kaybetmemeyi ve yeni baharlara gebe topraklara, hayata sunmak adına duvarımın kovuğuna hep bir şeyler gizlemeyi. Sen olmasan da, bir can gelip bulacak, alacak onu oradan nasılsa, sunacak tekrar hayata ve yaşayacaksın sen olmadığın zamanlarda demişti adeta.
Demişti demesine de; nasıl olacaktı bu iş? Yaptığımız binalar ve yarattığımız şehirler, ortaya koyduğumuz eserler değil mi, ruh halimizi yansıtan? Şimdi bu koca şehirde, duvarlarım saten, pencerelerim demirli. Kapım çelik, üç yerden kilitli. Balkonum Fransız, mutfağım Amerikan ve radyomda yok artık, arkası yarın diye bir program. Herşey hızla yaşanıp bitiyor, tüketiliyor, kalmıyor avucunda hiçbir şey yarına ulaşan. Ve içinde bir garip ben, şiirlerinde, yazılarında özgürlük naraları atan.
Peki; ya sizin duvarınızın kovuğuna gizlediğiniz bir şeyler var mı, yarınlara umut olacak olan?
Tohum toprağa düşünce çiçek, yüreğe düşünce şiir oluyormuş meğer.
DUVARIN KOVUĞU

Bende bir şey yok arkadaş
Çatısı çökmüş, tarumar olmuş viranemin
Taş duvarının kovuğundan
Bilmem kaç bahar önce gizlediğim
Tohumu bulup, alan sensin
Sensin onları sürülmüş tarlasına eken.

Şimdi artık yüzünde tebessüme dönüşen
Renk renk açan çiçeklerin olacak
Bir de sahip olmanın ağırlığı yüreğinde
Çapalayıp sevgini vereceksin
Onlarla birlikte büyüyeceksin gecelerde

Bil ki! Bahar bitecek sonbahar gelecek
Bil ki! Çiçekler solup tohuma dönecek
Sen de duvarının kovuğuna sakla onları
Her şey rengini kaybederken
Gökkuşağını göğsünde saklar gibi

Birgün etrafı dikenlerle çevrilip
Eli yüzü kan ter içinde kalınca
Acı ile koşacak bir can viranene
Hazineler arayacak yıkıntılarında
Saldırarak taş duvarının kovuğuna
Ve onu tekrar sunacak hayata

Bahar gelecek inan yeniden
Renklenecek her şey
Sen, sen olmadığın zamanlarda yaşayacaksın
Dirileceksin adeta yeniden
Ömrün, çok daha uzun olacak öncekinden
Ama, birileri hiç tanımayacak seni
Birileri veli diyecek
Birileri ise deli…

www.haberhurriyeti.com / AHMET DİNÇ

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

2 Yorum

  1. Sevinç Özküçük

    17 Mayıs 2017 at 16:47

    Eh ablam nerelere götürdün beni. Her eski bahçeli evlerde duvar kovuğu var.Ama ne yazık ki saklayamıyoruz. Anılar ile bazen yok oluyor. Hele ki eski ev başkasına satılmışsa ve güzel güllü bahçeye başka bir ev yapılmışsa. Hatıralar uçmuş, sahipleri gibi gitmişler sağol Ahmet Dinç Kayıp Anahtar ama benim kardeşim sevgi ile kal…

    • Ahmet Dinç

      17 Mayıs 2017 at 18:53

      Teşekkürler ablam…
      Yaşam telaşında unuttuklarımızı hatırlatıp, içinde bulunduğumuz gün ile karşılaştırmak istedlm…
      İçsel bir yolculuk…

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Xturk Teması. Tasarım ve Programlama: Moradam