Son Dakika
22 Haziran 2018 Cuma
green card

15 Haziran 2018 Cuma, 00:05
Mustafa Gökçek
Mustafa Gökçek mgokcek@haberhurriyeti.com Tüm Yazılar

DİLALTI

Geçmişin bilinmeyen acılarına inmeyi temel amaç edinmiş ‘Ahmet Cengiz’

Yazılmış olan, bir tür geçmişe düzenlenmiş özel seferidir şairin, yazarın… Zamana bırakılmış bir im, geçmiş’i, şimdi’yi ve gelecek’i bir tür yeniden yaratmadır, ortaya konan ürün. Okur için geçerli olan da aynı şey bir bakıma, aynı serüvene tanıklık ederek katılmak, kendine ait ayrıntılar, incelikler veya özellikler bulmaktır;  sözcüklerin sesinden, ritminden, kokusundan ve çağrışımından.

          “… Çarkçılara imreniyorum epeydir / girip sur içine / çarklatmak üzere öfkenin dilini /  köşesinde bileyiciler / eski cami duvarının // bıçaklar yalıyor insancıklar / kan konuşuyor / şarapnel çeliğinde / fırtına yumrukluyor alınlar / baykuşlar keskin nişancı tepelerde / çevrede mahşerin atlıları // bodrumlar rahim lime lime / kapılarda haki-kara zebaniler / çıplak bakireler üşüyor caddede / ateş / ruhunu test ediyor içimizde // birlikte yaşamak isteyenler / vicdanı barışla göndere çekin…” (*)-(22).

           “… Uzun tümcelerle yaşar bu coğrafya / destanlar mürekkep kıtlığı çeker / eşinir soylu atlar uygarlıklar / nal toplayan cüceler / birer tesbih imamesi // Batı’daHomeros’un dedikleri / Doğu’da Dengbej / pir sultandadal n. hikmet /sürer gelir bu güne / köşeyi döner tecimenler / dominant itler siyaset dizer / dağlarda kartallar ölürken / kentlerde maral // dizlerimde bir kesif sancı / yırtılır kıkırdak göğüs kafesimde / nefesimi siz alın canlarım / yoksa / vurun beni şakağımdan…” (**)-(40).

           Düş gezginliğinin başlıca gereci, gerekçesidir şiir; öykü, roman, tiyatro, sinema gibi gösterim, anlatım yapıtlarında yetkinlikle kullanılan üst dil.Her kitap bir yolculuktur okuyanlar için. Şöyle düşünürüm elim kitaba vardığında: yazan zaten yolculuktan, yol ya da yazma serüveninden çıkmıştır. Metnini kaleme alırken, yani kâğıda dökerken; hayalini, duyu ve düşün birikimini paylaşmıştır. Hayatına dair umutlarını ve umutsuzluklarını, kaygılarını ve öfkelerini artistik, imgeli, abartılı, imalı sözcüklerle dışa vurmuştur. “… Bıçaklar yalıyor insancıklar / baykuşlar keskin nişancı tepelerde / ruhunu test ediyor içimizde…” (*). Geçmişin bilinmeyen acılarına inmeyi temel amaç edinmiş ‘Ahmet Cengiz’,  başka insanlara ait yaşamlara ‘dilaltı’ sezgiler düzerken… Unutulmaya neredeyse yüz tutmuş, içimizde varsıllığını hep taşıdığımız mısraların, dağarcıklarda kaldığı kadarıyla tozunu almakla! Yaşamda süregelen acıların, kimi zaman yürek sancısıyla yok olmasa bile, alınacak ilaç terkibiyle biraz sakinleşecek dizelerle buluşmayı öneriyor okura…

İmgenin var ile yok arasında, oysa maskelemenin gizlide olsa hissedilir olduğu okuyana… Bu da elbette nitelikli bir liriksem yüklüyor duygularımızın atmosferine!

Daha önce şiir kitabından birini yorumladığım şair kişimiz ‘Ahmet Cengiz’, yine beni yanıltmadı. Hatta bir çizgi daha koyuyor, bir önceki şiir kitabında yazılı şiirlerine… Nasıl mı? Bu şiir kitabını ‘dilaltı’ yı şiir seven, okurken haz alacağınızı düşlemekten öte, bilerek haz alacağınızı tasavvur edebileceğiniz bir şiir kitabı bütünlüğünde ‘Cengiz’in bu kitabı.

Bir dili, dillerin en incesi, en soylusu görmek nasıl bir yanılgıysa, bir dili kimi kavramları ifade etmeden yetersiz görmek de aynı derece de bir yanılgıdır. Bu nedenle şairler yaptıkları maskeleme türünden gizemlerinde, adeta bir bildiri gibi mısralara kavuşturması gerekir okuru! “… Birlikte yaşamak isteyenler / vicdanı barışla göndere çekin…” (*). Şiirin tümünü, ya da şiir kişimizin, adeta kişiliğiyle de bütünleşen şiirlerinin her mısrasını ele aldığımızda, okuru etkileyen bir haz duyumsar gibiyim. Gördüğüm ve duyumsadığım kadarıyla; Her dil, kendi yapısının, kendi biçiminin özelliklerine göre davranır. Fakat bütün bu kendine özgü özelliklerinden önce, her dile ortak, her dili belirleyen genel özelliklerin varlığı, diller arasında nitel bir ayırıma gitmemizi kesinlikle engelleyecek niteliktedir.

Varsıllığını yüklediği  ‘dilaltı’ şiir kitabından, alıntıladığımız başka bir şiirinde ‘Cengiz’; “… Nal toplayan cüceler / birer tesbih imamesi…” (**). Şairi betimleyen ve mısralarına aktardığı liriksem tutam da bir dil, ifade ihtiyaçlarını işlene işlene karşılar. Bu da şairin, şiiri öykü tadında vurguladığı ama şiiri ancak öyküyü anlatmasıdır. Yani şair kişi, öyküsel boyutta yazsa da şiirini, ancak anlamını okura bırakma duyumunu göstermelidir!“… Köşeyi döner tecimenler / dominant itler siyaset dizer…” (**).  Ve okurken, aynı şiirde irdelemek istediğim bir başka mısralar; “… Dizlerimde bir kesif sancı / yırtılır kıkırdak göğüs kafesimde / nefesimi siz alın canlarım / yoksa / vurun beni şakağımdan…” (**).

Her şiir bir öznenin, bir kişiliğin ürünüdür; belirli bir bireye özgü nitelikleri yansıtır; bireyin kendine özgünlüğünün damgasını taşır. Bir şiir her şeyden önce, başkalarından ayrılan tek bir kişiyi, belirli bir özneyi, yani şimdi ve burada olan bir bireyi yansıttığı için şiirdir. Bu bakımdan şiir, tabiatı gereği bireyle ilgilidir, bireye aittir… Ve az önceki ‘Cengiz’in, bu sayfalara konu olan şiiri bu duygusalımı betimliyor. Çünkü şiir olan her şiir böyledir, böyle olmak zorundadır! Unutulmamalıdır ki, bunun tersini düşünmek, kişiliksiz şeylere de şiir diyebilme olanağını verir bize. Oysa savunduğum töz, her daim varsıllığı olan ve olması gereken sanatsal her yapının veya her eserin, bir kişinin ürünü olduğu düşüncesiyle sanatsal olmasından yanayımdır. Kısaca; imeceyle eser yapıldığı, şiirsel boyutta bir şeyler yazıldığı henüz görülmemiştir. Zaten pek kabul görmez!

Ancak şunu da göz önüne almak gerekir; şair, okurun duygularına bunalım ve esenlik hallerine ya da varoluş dileklerine ayna tutmakla yükümlü sayılmaz. Çözüm üretmez, önermez de o bağlamda… Ama bir şey var ki, ‘dilaltı’ndaki gibi söylemi otantik öğelerle bezeyip insanı bir yöreye ve tarihe götürerek belleğine işlevsellik katabilir. ‘Ahmet Cengiz’in dizeleri Akdeniz’in otantik yaşamına dair havayı ve gizemi, kılcal ayrıntı uçlarını içselleştirmiş…

Sayfaya şiirsel anlamda fazla alıntı yapmadım. Nedeni, yapılacak her alıntı, düşünceme göre böylesine içten ve kesin saptamalarla bütünleşen dizeleri bir tür alıntı yığılmasına kurban etmemek! Yaşamı sorgulayan, zaman yumağını çözmeye yeltenmiş şiir kişisi ile karşı karşıya okur.

Yaralı bir bilinçaltı mı, yoksa yetişkinliğin bireye yüklediği ağı zaman sorumluluğu mu;  “… Vurun beni şakağımdan…” dedirten?

Meraklısına; Şairimiz; 1950 yılında Kayseri-Hacılar ilçesinde yaşama adım atmış, tahsil yaşamını (orta öğrenim) burada tamamlamış ve Bursa Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünde, ayrıca Anadolu Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümlerini tamamlamıştır. Bu arada edebiyata gönül veren ‘Cengiz’, birçok edebi dergilerde yazımını sürdürmüş, bunun yanında da şiir kitaplarını birbiri ardına ulamıştır. Tebrik eder, başarılarının devamını dilerim…

Bu sayfaya alınan şiirler;

                (*)     ; Vicdanı Barışla Göndere Çekin

               (**)   ; Vurun Beni Şakağımdan

www.haberhurriyeti.com / Mustafa Gökçek

 

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir