Son Dakika
21 Haziran 2018 Perşembe
green card

07 Haziran 2018 Perşembe, 23:39
Mustafa Gökçek
Mustafa Gökçek mgokcek@haberhurriyeti.com Tüm Yazılar

DELİBAŞINA ARAF

Güzellik dediğimiz ne ki sahi?

           Bu toprakların insanı yalın konuşur. Dolaylı anlatımı pek sevmez, kullanmaz da… Yaşamımızın ereği neyse, dışavurum –eylemlerimiz de- o yönde seğirir. Yazarın tepkisi için bilgi edinmek, anlatım düşününde hissedilen kaygının ve yolunun yönünü anlamak epeyce uğraş isteyen bir iş. Önce yapıtını, ardından kendisini tanımak, ona katılmak bile gerekli görülebilir bazılarınca. Kitabı okudukça, edebi düşüncelere yöneldikçe, okura ve bana bıraktığı ya da bırakacağı izin/izlerin ne denli mükemmeliyetçi olduğunu gösteriyor, genç yazar kardeşim ‘Gülşah Demirci’nin…

İçerlek ayrıntılara, derinliklere inilmesi gereğinin altını, bir incelemeci, eleştirmeci çizmişse okur dışarıdan önyargıya sevk edilmiş olur. Burada aracının, yani üçüncü kişinin okurla şair arasında gerçek köprü sayılamayacağını sezdiriyor yazarımız, ‘Deli Başına Araf’ kitabının sayfalarında… Dolaylı ilişkinin okuru güdümlü kılabileceği varsayımından çıkışla; okuru zorlamadan, yani okurla, yazan arasına pek girmemeye özen gösterip, ürüne nesnellik büyüteci ile eğilmeli diye düşünebiliriz. Kaldı ki, böylesine düşündürücü imlerle dolu kitapta, inceleme metnine aktarılamayacak örnekler bulunabilir.

“… Güzellik dediğimiz ne ki sahi?/Birçok şey olabilir güzellik. Güzelliğe biçilen bir biçim, giydirilen bir stil olmamalı. Güzellik; ufak bir çizgi, bir kıvrım ya da küçük bir çukurdur bazen. Bu kadar minimaldir aslında, bakmakla görmek arasındaki farka istinaden. Ama pratiğe döküldüğünde durum hiç de öyle değildir. Güzellik abartılır, bunun için yarışılır. İnsanların garipliklerinden biri daha işte. Dediğim gibi ben fiziksel yansımayım. İçsel yansımaya sor bunları, o daha iyi cevap verir./ İçsel yansımayı nasıl görebilirim? / Göremezsin, ancak gösterebilirsin. / Nasıl? / O senin içindedir, özündedir. Onun dış bir cismi yoktur, ruhanidir…” (sy.62)-(*).

 Turgenyev’… ‘Nikolay Vasilyeviç Gogol’… Bu değerli isimlerle yazarımız ‘Demirci’ anılır mı derseniz, zaman gösterir. Ancak şu an için ve bu sayfalara alıntıladığım anekdotu, yorumladığım kitabını irdelediğimde, düşünce varsıllığıma nedense bu yükleniyor!Çünkü kişiler ve kahramanları arasında geçen diyaloglar, adeta tiyatro oyunlarını çağrıştırıyor. Okuru rahatsız etmeyip, acaba sonrası ne oldu düşüncelerine yöneltmesi ve okuyanda merak uyandırması sanırım en azından beni o yöne, bu tür söylevlere yönlendirdi. Tiyatro oyunlarında ‘grotesk’ tarzı uygulamalar (yani metnin içine girilmesi…), şiir yazanlar için maskeleme ve imgelem yapılması gibidir. Kaldı ki liriksem hazzı arttırandır!

Toplumbilimcilerin, ‘endüstri sarsıntısı, anlamsızlık korkusu’  diye tanımladıkları kent boşluğunu, hiç yabancılık çekmeden kavrayacaktır ‘Demirci’nin okuru…Benzer içgücü baskılarını yaşayan okur… Nedeni saymakla bitmeyebilir dalga dalga anılar sahiline vuran hüzünlerin. Kent ki; “… Fiziksel yansıma / içsel yansıma…” düşüncelerindedir! Ve yazarın düşüncelerinde realite flu’dur. Oysa okura aktarmak istediği ve realitenin, “… O senin içindedir, özündedir. Onun dış bir cismi yoktur, ruhanidir…”. Ve yazar; düşüncelerinde berraklaşmışsa, billurlaşmışsa, dağarcığında da olgunlaşmış söz ise, ‘tasavvurun sınırı çöküş’ dendiğinde başka sözcük kalmaz herhalde kaygı için. Yoksa şehrin çöküşü mü metropolleşme? Duygusal çoraklık? Kesintisiz yoksullaşma.

Yazarımız, ‘Deli Başına Araf’ ta yer alan düşünceleri ve anlatımlarındaki imgesel iklim sağanaklarına yakalanmış bir kez. Üstelik ateş yoluna da çıplak ayakla basmış! Hem de güçlü adımlarla basmış, sözü ve yoğun anlamla içerikleri yüklü konuları ‘dert’ edinmekle… ‘Gülşah Demirci’, ‘akik’ değerde imgeler ve yazımlar arayacağını, konulara girdaplar yüklerken de biliyor muydu? Bilinçsiz bu patikaya girmiş olacağını sanmam. Zira hemen aynı hususlara yönelik düşünceleri olan ‘Octavia Paz’, yazarın diyalektikleri ve karşılıklı diyaloglardan yana… Yaşamın içinde yaşanmışlıklara yönelişler var kitabın ilerleyen sayfalarında. Bu tarz söylev ve düşünce atmosferini belleğinde yazar, düşünce kıvamına erişmiş algı yeteneği ile başarır. Arayışını iddialı biçimde sürdürmese, yeni-farklı akortla yanaşamaz yazım mabedine… Hiçbir yazar, bu anekdotlardan uzaklaşarak, bu minvallerin dışında kuramaz söylemini. Çünkü edebiyatın sorgulanmasında bilinen ve daha önce bir şekilde söylenmiş kavramlar, ayrıntılar üzerine çatılmalıdır! Çatılmalıdır, çünkü yaşanmışlıklarla beraber omurgasının zayıf düşmemesi için…

Dünya üzerinde hayata ilişkin, insanlığa, tarihe, umuda ve hüsrana ilişkin söylenmedik pek bir şey kalmamış sayılıyor. Aynı izleklerde odaklanan söylemlerin dışında değil ama içinde ve farklı biçimde söz sarf etmektir esas ürün. Yoksa“… İçsel yansımayı nasıl görebilirim?”… (*) yazarın düşünüşüne ve satır aralarına düştüğü anekdota göre, zamanı mı bekler, düzlüğü mü? Yarattığı bu ikilem metaforunda dürtmezdi okuyanın aklını. Öyle ya: Bence bu ataklarla eyleminin yazım konusunda atağını belirler, bir anlamda okurunun da!

Deli Başına Araf’… Uzam sembolü mü? Sorusuna, tereddütsüz “evet” denebilir. İki tür anlam taşıyan sözcük; “Deli Başına ve Araf…”. Tanım olarak bilinen aralarda bir yerlerde kalmışlığın, okurda ilk çağrıştırdığı düşünceler yumağı.

Ülkece çok ağır bunalımlar silsilesinde debelenmemiz, geçmişimizde, yılları işgal etmiş kültürsüzleşme uykusunun karabasan kısmı değilse nedir? Nedir bir yazara “… Güzellik dediğimiz ne ki sahi?” (*) dedirten ve sordurtan koşullar… Düşünüyorum da, bu ülke, bu insanlar böylesi alacakaranlık zamanları hak etmedi. Suçlu, kendini yok etmekte zorlanan sistemdir. Kir ve kan bataklığı en belirgin kanıtı! Artık kaçınılmaz sona yaklaşmışlığın… Çünkü yazar ‘Demirci’ “bir tür trajik zamanların ritmi” olarak gördüğü türevlerini anlatmıştır, bu oylumlu çalışmasında. Ve bu tür anlatımlarıyla, adeta, kesin ve koyu bir çizgiyle betimlemekte uzamı…  Yaşamı güzel kılacak gülümseyişten yoksun yerküre, şiddetin ve yarınsızlığın kölesi edilmiş kitleler nezdinde.

Bazen bir veya birkaç satırı ve bazen de bir tek sözcüğü yorumlamak, çok özel bir yöntem ve iç anlayış –belki de seziş- gerektirir. Alıntılanan, üst kısımda ki paragraf için; ölüm düşüncesi yaşamcıl değil, tazelik, dinçlik, körpelik içermiyor desem, kolaycı yorum yapmış sayılmam umarım. Şu naçiz kalemin, başkaca yüksündüğü metni ne ki?

Çürümüşlük, küf ve pas dönemlerinde yurttaşlık/insanlık değerinin hiçe düştüğünü vurgulamanın adı gibi geldi bana! Saptamama göre, doğayı bireyi yıkıcı-yok edici ilişkiler sürecinde kötümserliğe direnip, yazıları ve düşüncelerini savunmak düşmüştür, yazana… Zamanından sorumlu her bireyin yanıtına yaslıyor, ‘Deli Başına Araf’ ı ‘Gülşah Demirci’.

Bilinçüstünü, göreli gerçekliği imgeler aracılığıyla teyellerken. Sözcük donanımı, yaşamın göğsünü kanatmak; yaşamı, yani varoluşu duyumsamanın, ölüm gerçeğine karşın doğaya önem yaraştırmanın uç noktasıdır. Söz’ ün uzandığı, uğradığı her izlek, her nesne bir savunma silahıdır, düşünen kişi için. Aydın kimlikli çağ tanığı, zaman tutanakçısı için. Böylesine net izlenimler ekiyor okuyucusunun ufkuna, ‘Gülşah Demirci’nin ‘Deli Başına Araf’ romanı…

Meraklısına; Yazarımız, 13.07.1987 tarihinde Zonguldak’ta dünyaya geliyor. Lise yıllarından sonra Hacettepe İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun olduktan ve İşletme konusunda Yüksek Lisansını tamamladıktan sonra A.Ü. Yabancı Diller Yüksekokulunda Öğretim elemanı olarak görev yapmaktadır. Birçok dergide yazıları yayımlanmakta olup, Kâğıt Yayıncılık tarafından yayımlanan şiir antolojisi ve yine aynı yayınevi tarafından yayımlanan başkaca eserleri bulunmaktadır…

 

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

 

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir