denizli escort esenyurt escort Çalılıkta bir bebek bulduk. Adını Kerim koyduk -Haber Hürriyeti
Son Dakika
14 Aralık 2017 Perşembe
green card

Çalılıkta bir bebek bulduk. Adını Kerim koyduk

Kore Gazilerimizin yaşadıklarını anlatan”Ayla” filmi vizyona girdiğinden beri çok izleniyor. Biz de Kore Gazisi Mehmet Esen’le söyleştik. Ayla’nın neden çok beğeni aldığını Gazi Mehmet Esen’in anlattıklarıyla öğrendik.

19 Kasım 2017 Pazar, 20:27
Çalılıkta bir bebek bulduk. Adını Kerim koyduk

Kore Savaşı’nda yaşanan gerçek ve çok dramatik bir hikayeyi beyaz perdeye taşıyan Can Ulkay’ın yönetmenliğini yaptığı ve geçtiğimiz haftalarda vizyona giren “Ayla” filmini izleyenler arasında Kore Savaşı’nın gerçek kahramanlarından biri Kore Gazisi “Mehmet ESEN” de vardı.

İzmir’de yaşayan Kore gazisi Mehmet ESEN ile gerçekleştirdiğimiz söyleşimizde “Ayla” filminin neden bu kadar çok beğeni ve övgü aldığının cevabını bulacaksınız.

Meral Ünür: Biz Mehmet amcayı yakından tanıyoruz, lakin okuyucularımız için kısaca kendinizden bahseder misiniz?

Mehmet Esen: 7 Ekim 1930 yılında Aydın’ın Nazilli ilçesindeki İsabeyli Köyü’nde Mehmet Esen dünyaya gelmiştir. Biz köylü çocuğuyduk ve köyde büyüdük. Babam Rençberdi. Geçimimizi topraktan sağlayan çiftçiydi. Çiftçi çocuğuyum ben. O yüzden köyde büyüdük.

Meral Ünür: Kore Savaşına gitme haberini nasıl aldınız ve gidişiniz ne şekilde oldu?

Mehmet Esen: Askere gitmek için ilk olarak Aydın’dan Basmane’ye geldik. Sonrasında Gelibolu Bolayır’da asker istihkam sınıfındaydım. Askerde acemilik devresi bitmeden haber geldi ve aldılar bizi. Usta devresinde 3.orduya gelince İzmit’e geldik. İzmit’ten de Ankara’ya geldik. Trenlerle bizi İskenderun’a getirdiler. Bir Amerikan gemisine bindirildik ve gemiyle Süveyş’ten geçtik. 30 gün sonra Kore’ye vardık. Seul’un yakınlarında bir yere geldik. Bizi çok sevmiyorlardı. Çünkü Türkleri hem tanımıyorlar hem de aynı dili konuşmuyorduk. Albayımız Celal Dora ve generalimiz Tahsin Yazıcı çok kıymetli kişilerdi. Rahmetliler ile kardeş gibiydik.

Meral Ünür: Kore’de ne kadar kaldınız? Unutamadığınız çok anı vardır ama aklınızda yer eden anıları bizim ile paylaşır mısınız?

Mehmet Esen: Kore’de 15 ay kaldık. Savaş süresince yanınızda olan arkadaşlarınız ile aile gibi oluyorsunuz artık. Bursalı Nazım Şokar üsteğmenimdi. Bir gün hiç unutmuyorum, cemseye bindirdi beni, bir asker daha vardı yanımızda. Teller vardı cemsenin içinde top tel dediğimiz. Telleri pensi aldık ve mayın döşemeye dere kenarı bir yere gittik Kore’de. Her yerde mayın döşeliydi. Mayınlardan döndüm. Çünkü her yerde Paraşüt mayını dedikleri işaret mayını vardı. Tam olarak nereye döşediklerini bilemediğimiz için, adım atacağımız yeri bilmeden, “belki de böyle döşenmiştir” diye tahmin ederek dümdüz yürüdüm. Ben adım attıkça arkamda paraşüt şeklinde patladı mayınlar. Allah korudu mu nasıl da koruyor güzel Rabbim. Sonra o getirdiğimiz tele sis bombalarını bağlayacağız dedi üsteğmenimiz. Daha sonra da dere kenarına sıralanmış içi yanıcı madde dolu tankların arasına üzerinde sis bombalarının yer aldığı telleri bağlayacağız, dedi. Bidonların ağzında yuvarlak kavisler yer alıyordu. Pense ile sıkarak pim üstte duracak şekilde yangın bombalarını bağladık. 4500 derece ısı veriyor ama patlamıyor sadece ses çıkarıyordu. Ben bu işlemi yaptıktan sonra komutanımız telleri gezdirerek bağlayalım ki, düşman taaruza geçerse, o pim çekilecek ve napalin denen yanıcı madde yanacak, bomba patlayacak ve biz de diğer taraftan ateş edeceğiz, dedi. Daha sonra o pim patlatıldı mı bilmiyorum. Çünkü tekrar aynı yere gitmedik. Bize her zaman destek olan bir de Shin Chonni adlı bir kız vardı, annesi hemşireydi. O kız ve annesini de hiç unutmadım çünkü, savaş sırasında yaralandığımızda hastanede bize çok iyi bakarlardı.

Meral Ünür:    Savaşta görev yerinizi ve rütbenizi hatırlıyor musunuz?

Mehmet Esen: İstihkam’da görevliydim. Tahrip ve tahkimat uzman onbaşısıydım.

Meral Ünür: Kore Savaşı’nda aylar geçtikçe memlekete acaba dönebilecek miyiz? diye hiç düşündünüz mü?

Mehmet Esen: Geldiğiniz ilk günden itibaren savaşı kanıksıyorsunuz ve sadece hedefe odaklanıyorsunuz. Dövüşte yumruk aranmaz. Savaşta da her zaman bir mermi gelir, bir havan gelir ve orada can verir insan. Harp bu, başımıza her şey gelebilir. O yüzden memlekete ne zaman döneriz diye hiç düşünmedim.

Meral Ünür: Kore Savaşı’na gidenler arasında, çok açlık çektiklerini anlatanlar da var. Askerlerimiz orada hangi koşullarda kaldı?

Mehmet Esen: Dere kenarlarında yerlerimiz vardı. Çadırın içinde sahra banyoları vardır. Motor çalışıyor ve çadırın içinde devamlı sıcak su olmasını sağlıyordu. Kıyafetlerimiz için de Amerikalılar bedenimize göre yenisini verip, kirlileri alıyorlardı. İhtiyatta çadırda, taaruzda mevzilerde yatıyorduk.

“Çok açlık çekmişsiniz, katır izlerinden buğday yıkamışınız” diyenler var. Ama ayıp ediyorlar.  Tam aksine yemekler güzeldi, çok güzel bakıldık biz orada. Diş fırçan bile kutuda geliyor. Diş macunun, jiletin her şey kişiye özel hazırlanmış olarak geliyordu.

Meral Ünür: Savaş’a giderken geride bıraktığınız bir sevdiğiniz var mıydı?

Mehmet Esen: Askere giderken İzmit’te bir kız ağlıyordu. Bana doğru bakıyordu ama sanırım arkamda abisi filan var herhalde dedim. Sonra dedim bu kız neden bu kadar çok ağlıyor? “Gemiye binip savaşa gideceğiniz için!” dedi oradakiler. Ben de herkesin içinde kıza bakıp dedim ki; Kız dedim, dönersem, seni alacağım dedim. Sözüm söz, dedim.

Oradaki kişilere hemen sordum bu kız kimdir? dedim. İstanbullu dediler. Ama dönünce nerede bulacağım ben kızı dedim. Bak asker ağa İzmit’te filan yer var gel oraya, orada bulursun dediler. Kore’den döndükten sonra İstanbul’a geldim ve İzmit’e giderek kızın yerini buldum. Babası beni istemiyordu ve görünce git diyordu. Ben de kızı kaçırdım ve evlendim onunla. 61 sene yaşadık Muzaffer Hanım’la. Çocuklarım oldu üç tane. Biri Amerika’da, biri Kuşadası’nda ve biri İstanbul’da yaşıyor. Muzaffer Hn. 5 sene önce rahmetli oldu.

Meral Ünür:    Türkiye’ye döndükten sonra ne iş ile meşgul oldunuz?

Mehmet Esen:  Geldim İstanbul’a ve İstanbul’da kaldım. Devletimiz Kore gazilerine devlet kapısı açıktır, denildiği için ben de Deniz Nakliyat’a girdim. Malatyalı Demirbağ eşraflarından Nail Demirbağ sayesinde. Beni Nazım Bey’e yönlendirdi. Nazım Bey de Amasya gemisi gelecek İskenderun’a. O gemiye bin ve acenteyi sor ve bu ordinoyu ver, dedi. 26 sene orada çalıştım ve emekli oldum. Daha sonra uzun yıllar Amerika’da yönetici olarak çalıştım ve tekrar ülkemize döndüm.

Meral Ünür: Yönetmen koltuğunda Can Ulkay’ın oturduğu, senaryosunda ise Yiğit Güralp’in imzasını taşıyan dram filmi Ayla’ya gittiniz mi?

Mehmet Esen: Evvela yoğun bakımda yaşam savaşı veren 91 yaşındaki Kore gazisi Süleyman başçavuşa acil şifalar dilerim. Film gösterime girdiği an gittim. Gazi olduğum için bana öğrenci bileti vererek içeri aldılar.

Meral Ünür: Ayla’da kendinizi en yakın hissettiğiniz an hangi sahnesiydi?

Mehmet Esen: Küçük kızı bulduğu an “Gel, gel…” demesi beni çok duygulandırdı. Çünkü biz de aynı bu şekilde bir çocuk bulmuştuk. Bizim de bir Kerim’imiz vardı. Askerler çalıların arasında bir kıpırtı görmüştü ve gittiğimizde küçük bir oğlan çocuğu bulmuştu. O an ne yapacağımızı düşündük, sonra da “Allah kerim ne olacak?” dedik. Adını da “Kerim” dedik ve bizim ile kaldı. Bana bazen Mehmet dede, bazen Mehmet baba derdi. Geceleri rüya görür, onları anlatmaya çalışırdı. Burada da o “Ayla” oldu. İşte o sahne beni yıllar öncesine götürdü ve çok duygulandım. Kerim sadece Türkçe olarak bize, “Anası hasta, babası hasta, bilmiyorum ben başka bir şey” diyordu. Kwai Köprüsü filmindeki içtima sahnesini izlediğimde de yine böyle ağlamıştım. Çünkü Ayla’da da her şey gerçeğe yakındı. Anılarımı hatırladım.

Meral Ünür: Mehmet amca Kore’de gazilerimize bitmeyen bir vefa olduğunu söylerler hep. Kore’ye gittiğinizde sizi nasıl karşılıyorlar?

Mehmet Esen: Kore savaşında bizden esir düşenler de çok oldu. Kelle bacak etrafta, arkadaşlarımızdan yaralananlar da çok oldu. Biz o günden itibaren onlarla adeta akraba olduk. Bize hep “family” yani “aile” derler. Her yıl Temmuz ayında Güney Kore Hükümeti tarafından gazilerimizi Kore’ye çağırırlar. Bu yılın yedinci ayında yine Kore’ye gittim. Pusan’a gittik, çünkü şehitliğimiz orada. Hem bizim hem de Korelilerin şehitliğine gittik. İnsan oraya gidince orada kalmak istiyor. Ben savaştan sonra uzun yıllar Amerika’da kaldığım için, İngilizcem de var. Orada en çok beni etkileyen olayları sizin ile paylaşmak istiyorum. Otel odanıza girişte push(bas) diye düğmeler var. Basınca şifre istiyor, şifre 1915. Görevlileri çağırmak istediğinizde yine bir başka şifre girmeniz gerekiyor. Orada da 19 Mayıs 1919 yazıyorsunuz. İşte ben o şifreleri girdiğimde o an görevli kızımız müthiş bir saygıyla ve minnetle ayağa kalktı ve birlikte “Arrirang” şarkısını söyledik. Bu şarkı, Kore’nin resmi olmayan milli marşı sayılan bir Kore halk şarkısıdır. Zorluklarla dolu bir hikayesi vardır. Bizdeki Leyla ile Mecnun gibi. Şarkının sonunda sarıldık, ağlaştık. Milli duygularım öyle derin ki…(Ağlıyor) Müthiş bir Millet. Havanın soğuk olduğunda ellerimiz üşümesin diye bize özel kumlar verdiler. Kumu avuçlarınızın arasında tuttuğunuzda sıcacık içinizi ısıtıyor. Bizim her şeyimizi düşünüyorlar. Ülkemizde de özel günlerde düzenlenen törenlerde biz gaziler olarak yer almaktan onur ve gurur duyuyoruz. Şüphesiz ülkemizde de gazilerimize yaşadığı ilçenin başkanları tarafından özel ve önemli olduğu hissettirilmektedir. Ben İzmir Balçova’da yaşıyorum. Makamında her zaman beni ağırlayan ve bir ihtiyacım olduğunda mutlaka haberimiz olsun diyen Belediye Başkanımız Mehmet Ali Çalkaya, Kaymakamımız Süleyman Özçakıcı çok delikanlı insanlardır. Bu vesile ile röportajı benim ile gerçekleştirdiğiniz için size ve kendilerine de çok teşekkür ederim.

RÖPORTAJ: MERAL ÜNÜR / www.haberhurriyeti.com

eskisehir escort ankara escort escort samsun escort bayan bursa

Yorum

  1. serhat bilgiçler

    19 Kasım 2017 at 23:42

    MEHMET AMCA, SEN VE SENİN GİBİ GAZİLER VE ŞEHİTLERİMİZ SAYESİNDE BU ÜLKEDE HÜR VE ÖZGÜRCE YAŞIYORUZ. BAŞTA GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE SİLAH ARKADAŞLARI OLAN SİZ GAZİ VE ŞEHİTLERİMİZİN SAĞ OLANLARINI SEVGİ İLE ÖLMÜŞ OLANLARI RAHMETLE ANIYORUZ. HEPİNİZE ÇOK TEŞEKKÜR EDİYORUM. MEHMET AMCA HER GÜN KARAGÖZ BAKLAVALARI BALÇOVA DA BULUNAN İŞLETMEMİZDE AĞIRLIYORUZ. KENDİMİ ÇOK ŞANSLI HİSSEDİYORUM, ÇÜNKÜ HER GÜN BİR BAŞKA ANISINI BİZLERLE PAYLAŞIYOR. VE HEPİMİZE NEŞE VE GÜÇ KATIYOR. İYİKİ VARSIN, MEHMET AMCA.

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

iddaa siteleri bahis siteleri