Son Dakika
06 Aralık 2016 Salı
green card

29 Kasım 2016 Salı, 17:31
Mustafa Gökçek
Mustafa Gökçek mgokcek@haberhurriyeti.com Tüm Yazılar

ASLI GİBİ!

İnsanın ağrıda (çileyle) tamamlanacağını, hamlıktan kurtulmuş ben’e, benliğe kavuşacağını imliyor, diye açımlanabilir mi dizeler? Okurun yorumuna ipotek konmayacağına göre, öyle algıladım kendi payıma ben…

mustafagokcek_haberhurriyeti

 

          “… Bu gidişin ilk gidişin gibiydi / Dünyam karardı sanki zindan gibiydi Bakamadım ardından / Gözlerimde yaş dolu yağmış gibiydi / Sabah olmasın istemiştim / İnatla güneş çıkmıştı tepenin ardından / Ay direnememişti herhalde / Özür dilemeye geldi ağlamaklı / Boğazı düğümlendi sesi çıkmadı / Çok şey anlattı gözyaşları / Benimkilere karışınca / Anlayacağın canım / Bu gidişin ilk gidişin gibiydi / Dünyam karardı sanki zindan gibiydi / Bakamadım ardından / gözlerimde yaş dolu yağmış gibiydi…” //. (sy.72)-(67.Bl.)-(*).

 

          “… Bana zaten yalnızlık yakışır / Hep şairler / Yalnız perişan / Ama bilmezler ki yüreğimizdekini / Dünya kalabalığının yükü sırtımızda / Ay ışığının yansıması parıltılar / Hep yıldızlar örter üstümüzü geceleyin / Hep yalnız ağlarız okyanus olur gözyaşımızdan / Hep severiz kucak dolusu / Sevilmekse / Bir kedi okşaması kadar / Şair hep sever / Hep yalnız / Yalnız ve dımdızlak da ölür zaten / Bana zaten yalnızlık yakışır…” (sy.96)-(91.Bl.)-(**).

 

İnsanın ağrıda (çileyle) tamamlanacağını, hamlıktan kurtulmuş ben’e, benliğe kavuşacağını imliyor, diye açımlanabilir mi dizeler? Okurun yorumuna ipotek konmayacağına göre, öyle algıladım kendi payıma ben… Çünkü Kafdağı’nın ardına ulaşan yüzyirmiüçüncü kuş! “Zümrüdüanka” olabilmenin bedelini öngörüyor, ‘Yüksel Kurtul’ un ‘Aslı Gibi’ şiir kitabında…

 

          “… Dün gece yağmurla geldi kokun / Sabah rüzgârıyla döndü geriye / Senden ayrılalı ben her saniye / Nakış nakış ilmik ilmik yüreğime örttüm seni / Bir şarkı oldun söyledim / Bir ağıt oldum ağladım / Sana ben ölümüne bağlandım / Güfte güfte şiir şiir sazımın teline taktım seni…” (SY.128)-(123.Bl.)-(***).

 

İnsanoğlunun ‘ham’ halden ‘som’ hale, kendine, özüne varması gereken serüvenin sonsuzluğunu çıkarsayabiliriz ‘Kurtul’ un dizelerinden. Şair, canlılar âleminin ağzından ya da bitkilerin nefesinden, bazen de nesnelerin duruşundan damıtıyor sözü. Ama her ‘hal’de kişileştirme (duyarlık, düşünürlük) baskın.  ‘Aslı Gibi’, insanın düşlem hazinesinin resmidir. Bir bakıma kurgulayabildiği sürede ve ölçüde kendini arama/bulma serüveninin anlatımı… Şairin, “… Bana zaten yalnızlık yakışır” (**). Demesi boşuna değil. Doğayı, zamanı sırtlamış birikimiyle, hayattan ‘haller’ getiriyor okurun karşısına ‘Yüksel Kurtul’. Örneğin şu: “… Sabah olmasın istemiştim / İnatla güneş çıkmıştı tepenin ardından / Ay direnememişti herhalde / Özür dilemeye geldi ağlamaklı / Boğazı düğümlendi sesi çıkmadı…” (*).

“Buzul” un diliyle açığa vurulan hal… Kuşkusuz başlığa “Toprak” sözcüğü konsa, zihinde aynı etkiyle aynı izleğin çağrışımını uyandırır ‘hatıra’ gücü. Uyandırması beklenir. Zira titreşim yaratan esintisi var. Düşündürüyor; kişinin içindeki, yürek artışı üşüme halini. O nedenle, okyanus derinliğine meraklı bir şiir, bilinmezlik yolculuğu… Diye adlandırılabilir ‘Yüksel Kurtul’ un şiir poetikası!

Bin bir çileden arta kalan şiirlerin barınağı, “Istırabın” nesnelleştiği kitapları paylaşmanın çabası da, başlı başına bir güzellik oluyor çünkü. Bu düşüncenin açığına demirleyip diyeceklerini; yaşam-şiir-ölüm üçayağı üzerinde tanımlamaya çalışmanın dayanılmaz hoşluğuna, esenliğine kapılıp sunmak da olağanüstü bir hazdır çünkü.

Paylaşmak demişken; paylaşmanın güzelliği, güzelliğin paylaşılması üzerinde düşünüyordum nicedir, ama yazmak kalıyordu… Öncelik hangisinde olmalı? Yanıtı bulup kâğıda dökebilmem için, kaleme ya da tuşlara sarılmaya yeltendiğim ilk anlardaki coşkunun tortusu dibe çöksün diye bekliyordum hep. Bekliyordum da… Coşku, beynimdeki yoğunlaşma havzasına, dibe çökerken ki acıyı yaşatıyordu günlerce. Nedensiz, hesapsız. Beklemesem: tam içten, tam olgunlaşmamış duygu/düşün bireşimine ulaşmak iyice güçleşirdi. O hummalı yazma isteğinin doruğuna ulaşamamak (ki üretimi törpüler her şeyden önce) zamanımı da allak bullak ediyordu genellikle. Kısacası konu kurgulanmış, dahası yaşanmış olmakla kıvama gelse bile, yazmaya yetmiyor bir anda. Paylaşma, birikim sunma istemi ağır basmadıkça yazma eylemine geçilemiyor. Bu eylemi, liriksem hazlara vararak başaran ‘Kurtul’, okura genişletmiş (şiir dizeleri anlamında) boyutla ‘Aslı Gibi’ şiir kitabında yüklüyor! “… Hep yıldızlar örter üstümüzü geceleyin / Hep yalnız ağlarız okyanus olur gözyaşımızdan…” (**). Ve bir başka dizesinde “… Bir kedi okşanması kadar / Şair hep sever…” (**).  Bu dizelerde, şiirin mısralara dökülen hazzında “ödemeli ıstıraplar” la ve “rehnedilmiş şiir” yalnızlıktır!

Her metin, kalemden dökülüp metin olasıya dek insanın beynini, yüreğini kaplayan gizli korkuyu, “meramını” anlatamama korkusunu yaşatıyor…  Ve şu dizelerle şair kişi; “… Nakış nakış ilmik ilmik yüreğime örttüm seni / Sana ben ölümüne bağlandım / Güfte güfte şiir şiir sazımın teline taktım seni…” (***).

İtiraf etmeliyim ki, paylaşmanın güzelliği bir erdem olarak çıkmasa karşıma, ne şiir ne de düzyazı yazmaya cesaretim olurdu. Böyle düşünüyorum, yüzyirmiüç bölüm halinde hazırlanan içeriği bol şiir süslü kitabı incelerken…

Birkaç ay önce belleğime düşen bu şiir kitabı ve şiir kişisiyle tanışma, sohbet. Düş gücünün erişilmezliği ve yaşam tutkusunun davranış biçimine dönüşmüş izleri. Bir oda, yani sınıf-dünya! Sonra bir koridor uzantısında yarım saat konuşulan şiir… Geçmiş denen celladın şimdiye vurduğu darbe;  basan yetinmezlik duygusu, hüzün sisi. Evet, insanı kendi çok gizli ‘ıstırap’ labirentlerine bırakan günlerdenmiş meğer o gün de… Öyküsü yazılabilecek, şiire sokulabilecek ya da deneme bahçesine ekilebilecekken, gele gele, zaman kuvözünde ‘Aslı Gibi’ şiir kitabının şiirleri aracılığıyla, yankı-çekim bulan bir ‘özel hal’ oldu ve bu yazıya dayandı o günün paylaşımı, bellekteki notu…

 

          İnsan içselleriyle yaşıyor ve yoğruluyor dirim teknesinde. Anlamış oldum; şair kişimiz ‘Yüksel Kurtul’ un dediği gibi, “… Hep yalnız / Yalnız ve dımdızlak ölür / Bana zaten yalnızlık yakışır…” (**)…

Meraklısına;

Şairimiz, 1938 de mübadele ile Bulgaristan’dan gelen ve mecburi iskân sebebi ile Diyarbakır’a yerleşen bir ailenin 1959 Bismil doğumlu çocuğu. Şiire olan tutkusu, İstanbul-Kurtalan Treninin penceresinden atılan bir gazete parçasını okuduğu andan itibaren başlamış, öğünden sonra da hem şiir, hem de bazı öykü çalışmaları ve kitapları yayımlanmıştır.

 

                      Kendisine, edebi yaşantısında başarılar dilerim…

www.haberhurriyeti.com / MUSTAFA GÖKÇEK

Yorum yazın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler Teması. Tasarım ve Programlama: Seçkin Talanöz