Cumhuriyet bilinci
Çocuklarımızı korumanın yolu Cumhuriyet'i korumaktan geçer. Cumhuriyet atalarımızın mirası, önderimiz Atatürk'ün ilkeleri üzerine kurulu var olma bilinçimizdir.
Türkiye Cumhuriyeti, Türk halkının biricik varlık nedenidir.. Krallık (Padişahlık), Din Devleti, Esaret Altındaki Sömürge Devleti, Dikta Devleti (Faşizm, Komünizm) gibi alternatiflerin, “Türk” diye isimlendirilen halk (millet, ulus) için özgür bir yol olmadığı apaçık bellidir.. Cumhuriyetin “demokrasi” ile taçlandırılması bu varlık nedeninde “olmazsa olmaz” bir koşuldur..
Demek ki Türkiye Cumhuriyeti, Türk halkı için “Ulus” olmanın temel şartıdır.. Bir “Ulus” olmak istiyorsanız, 3 vazgeçilmez değeriniz (varlığınız) olması gerekir:
1- “İnsanınız” olacak.. Yani bir millete sahip olacaksınız..
2- “Toprağınız” olacak.. Yani üzerinde yaşamak için bir vatana sahip olacaksınız..
3- “Devletiniz” olacak.. Yani varlığınızı devam ettirmek için bir kuruma sahip olacaksınız..
Milletsiz, topraksız ve devletsiz, bir “Ulus” asla olamaz.. Bunlardan birini kaybederseniz, onu bir daha ele geçirmeniz çok zor olur, eğer başaramaz iseniz tümüyle ulus olma özelliğinizi kaybedersiniz, tarihten silinirsiniz..
Düşünebiliyor musunuz, halkınız yok ise nasıl ulus olabilirsiniz, toprağınızı kaybetmiş iseniz veya devletiniz yıkılmış ise, kim size bir ulus muamelesi yapar?..
ULUS DEVLETLER
İşte bu kavramların ele geçirilmesi için “Ulusal Kurtuluş Savaşları” yapıldı.. Emperyalizme karşı direnildi ve pençe pençe savaşımlar sonucunda, “Ulus Devletler” tarih sahnesinde yükseldiler.. Türkiye Cumhuriyeti de bunlardan biridir, üstelik öncüsüdür, ilkidir..
Geçen yüzyılın ve içinde bulunduğumuz 21.yüzyılın temel gerçeği, ulusal kurtuluş savaşları ve ardından gelmesi gerekli demokratik devrimlerle Ulus-Devletlerin kurulması eylemidir.. Ulus Devletlerin biricik doğru yönetim biçimi de, çağdaş demokrasiyi özümsemiş “Cumhuriyet”tir.. Faşist Devlet (1935'lerin Almanya ve İtalyası, İspanya-Franko, Portekiz-Salazar, Şili-Pinoşet Rejimleri), Saltanat Devleti (İran Şahlığı), Din Devleti (Arabistan Suudi Rejimi), Etnik Ayrışmaları Kışkırtan Kaotik Sahte Demokrasi (1990'ların Yugoslavyası), Dışa Bağımlı Sömürge Devlet (Sevr Antlaşması ile Türklere önerilen düzen), Anarşiyi Yücelten Kozmopolit Devlet (1970 Lübnan'ı), Parçalanma Yolundaki İşgal Edilmiş Devlet (Günümüz Irak'ı) gibi örneklerin gerçek cumhuriyetle alakası yoktur..
Üstelik, saltanat, krallık, hanedan, sultanlık, imparatorluk, soyluluk, dinsel egemen hükümranlık, diktatörlük, totaliterlik gibi kavramlar, tarihin pozitif, ilerici, devrimci, insancı, toplumcu, dünyacı süreci içinde çöp tenekesine atılmıştır, atılmalıdır, atılacaktır.. Demokratik Dünya özgürlüğü, Suudi Arabistan kadar Britanya, Danimarka, Japonya saltanatlarını da yok etmelidir.. Halklar, kendi kendini idare edecek, başından zalim aileler topluluğu demek olan “hanedanları” kovacaktır, kovmalıdır.. Cumhuriyet bunu gerektirir..
CUMHURİYETİN ŞARTLARI
Türkiye, Atatürk önderliğinde 29 Ekim 1923'te işte bunu yaptı. Emperyalizme karşı Ulusal Kurtuluş Savaşını gerçekleştirdi. Ulus devletini kurdu, Cumhuriyeti ilan etti.. Saray yerine “halkını” koydu.. Vatanını, “vatan” yaptı.. Milletini tarif etti ve kimliğini ona öğretti.. Bayrağını göklerde dalgalandırdı.. İstiklal Marşı'nı coşkuyla haykırdı.. Haydi kalkınalım, insanlık aleminde kendimize saygın bir yer bulalım dedi.. Ya, ne yapacaktı?..
Halk, düşmanı kanı pahasına kovaladıktan sonra, düşmanla işbirliği yapan “saray soytarılarını”, Vahdettin'leri, Damat Ferit'leri, Ali Kemal'leri yine tepesinde mi tutacaktı?.. Kestirdi attı, sildi süpürdü attı, hepsini yurtdışına postaladı. Bir daha halkın tepesine otumayacaklardı..
Cumhuriyet'e sahip çıkalım..
O, bizim biricik varlık nedenimizdir..
Onun altı şartı vardır:
1- Ülkemizin ismi, “Türkiye Cumhuriyeti”dir.
2- Halkımızın ismi, “Türk Milleti”dir.
3- Devrimimizin ismi, “Türk Devrimi”dir.
4- Önderimizin ismi, “Atatürk”tür.
5- Dilimiz, Türkçe”dir.
6- Anayasamızın, ilk 3 maddesi değiştirilemez.
Bu 6 şart değiştirildiği anda, Türkiye Cumhuriyeti başka bir şekle, daha doğrusu şekilsizliğe, kimliksizliğe bürünür.. Bu süreç, çözülme, ayrışma, kaos, çökme, işgal dönemlerini arka arkaya birilerine armağan eder. Tarihten silme, bir zamanlar Sevr Antlaşmasının çevresinde kadeh kaldıran ittifakın torunlarını sevinçten çılgına çevirir.. (Allah korusun.. Allah Türk Milletinin gözyaşını dökmesin..)
Şu sorulabilir.. Bu 6 şart içinde, “Din” nerede diye sorulabilir.. “Din”, millet tarifimizin içindedir.. Dinsiz millet olur mu?.. Bizler, Müslümanız ve sonuna kadar öyle kalacağız, İslam Ümmetine daima sadık kalacağız.. O kadar..
Peki, bu 6 şart içinde, “Kürtler” nerede?.. “Kürtler”, Türkiye Cumhuriyeti içindedirler.. Büyük çoğunluk Türkler gibi.. “Kürtler”, ne Cumhuriyetin dışındadırlar, ne de Cumhuriyeti başka bir şekle dönüştürebilirler. Kardeşçe yaşamaktan başka çare yoktur..
Çünkü değiştirilmesi teklif bile edilemez olan Anayasamızın ilk 3 maddesi, Cumhuriyetimizin temel kırmızı çizgilerini çizmiştir.. Maddeleri okuyalım:
MADDE 1- Türkiye Devleti, bir Cumhuriyettir..
MADDE 2- Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanıışma, ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik, ve sosyal bir hukuk devletidir.
MADDE 3- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir. Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Milli marşı, “İstiklal Marşı”dır. Başkenti Ankara'dır.
Dikkat edildiği gibi, 6 şartın ilk 5 şartında “Türk” kelimesi 5 kez tekrar edilmiştir, Atatürk kelimesinde de “Türk” vardır, Türkçede de “Türk” vardır.. Anayasanın ilk 3 maddesi içinde de 5 tane “Türk” kelimesi bulunur. Bu “Türk” kelimeleri, bu vatan üzerinde, bu cumhuriyet üzerinde Türk Milletinin sonsuza kadar sürecek olan perçinlenmiş egemenliğini vurgular. Atatürk, şöyle tarif etmiştir: “Kurtuluş Savaşını gerçekleştirmiş olan Türkiye halkına, Türk Milleti denir”. Ve eklemiştir: “Ne mutlu, Türküm diyene..”
Yani, hepimizi içine alıyor; Müslüman kimliği dışında bir şey bilmeyenleri de, Kürtleri de, varsa başkalarını da, beni de..”
Bu tariflerin dışına çıkıldığı anda Türkiye parçalanacaktır. Bu bakımdan Anayasanın ilk 3 maddesini mutlaka değiştirerek “Sivil Anayasa” yapalım diyen, televizyonları pek sık dolaşan Rum Patrikhanesi Avukatı Kezban Hatemi'yi ciddiye alalım.. Emperyalizmin niyetleri konusunda bize ipucu veriyor..
BÜYÜK DEVRİM
Türklerin Cumhuriyet Devrimi, büyük ve olağanüstü bir devrimdir..
Bu devrimin temelinde İzmir'de düşmana ilk kurşunu atan gazeteci Hasan Tahsin'in kanı vardır, Maraş'ta minareden halkı düşmana karşı direnişe çağıran Sütçü İmam'ın çığlığı vardır, Antep'te kahramanca çarpışan Şahinbey'in alınteri vardır, İnönü'lerde, Sakarya'da, Dumlupınar'da, Büyük Taaarruz'da, İzmir önlerinde şehit olan kahraman kuvayı milliyecilerimizin sevdası vardır..
Cumhuriyet'in temelinde, tüm şehitlerimizin, atalarımızın, ilk devrimci önderlerimizin, milliyetçi dedelerimizin, mermi taşıyan ninelerimizin, anamızın, babamızın, eli öpülesi öğretmenlerimizin şanlı ruhlarının mirası vardır.. Bu miras bize emenet edilmiştir. Onların kemiklerini sızlatmayalım. Türkiye Cumhuriyeti'ni tam bağımsız, kalkınmış, laik, demokrat, özgür, insan haklarına dayalı, gerçekten cumhuriyetçi bir ulus haline getirelim.
Bunu yapamaz isek, bayrağımızı yere indirirler, üzerine basıp çiğner, halkımızı sürü haline getirir, topraklarımızı elimizden alıp, devletimizi tarihten silerler..
“Türkiye Cumhuriyeti”ni yaşatma mücadelesinin temel enerjisi, “Atatürk, millet, vatan, bayrak, devrim ve demokrasi” bağlılığı, tutkusu ve aşkıdır..
Bu Cumhuriyet, biz Türklerin aşkıdır..
Atatürk, 18 Aralık 1930 günü İstanbul Türk Ocağı'nda ne demişti?..
“- Cumhuriyeti, onun gereklerini yüksek sesle anlatınız.. Cumhuriyet ilkelerini sevdiriniz. Bunu yüreklere yerleştirmek için hiçbir fırsatı savsaklamayınız..”
Kulağımıza küpe olmalı..
Hele hele bu günlerde..
YAŞAR AKSOY / 22 EKİM 2009
|