|
|
| Mine G. Kırıkkanat |
| Yazara ulaşmak için : mine.gokce@wanadoo.fr |
Üç vakit ayna
Analar kızlarında, babalar oğullarında bir gün ansızın kendi gençliklerini görünce yürekleri nasıl şaşkın bir heyecanla dellenirse, olgun yazar da ciğerlerini taze rüzgârlarla havalandıran genç yazarı öylesine şaşkın bir hayranlıkla selamlar.
Nerhan Hepşen, benim ciğerlerimi işte böyle diri rüzgârlar, genç heyecanlarla dolduran, milyon kere yaşanmış duyguları hiç yaşanmamışcasına tazeleyip, ilk tadında sunan ozan ve yazar.
Bir kitap “sanat eseri” olabilir mi?
Nerhan Hepşen, oldurdu. İlk kitabı “Üç Vakit Ayna” (Hermes Yayınları, 2009), şiirlerin diziminden resimlerine, kapağından kâğıdına, iki avuca sığan bir sanat eseri. Hem de en modern bütünlükte: Okumak için olduğunca, seyirlik ve dinlemelik. Üstelik, birbirini tanımadan seven, çünkü Nerhan Hepşen’in şiirlerini seven insanlar gönül koymuşlar, “ailecek” oluşturmuşlar bu bütünü. Günseli Kato’nun ressam fırçası kapağını süslemiş. Sevil Tunaboylu, içini resimlemiş. Ve Nerhan, aşkı, özlemi, isyanı, umudu, ayrılığı resim gibi dizmiş sayfalara, insan yavrusunun içinde ikincisi olmayan sevgi, anne sevgisini mırıldanmış sonundaki şarkıya.
Velhasılı “Üç Vakit Ayna”, bir insanlık ayini, yaşam dediğimiz acı tatlı geçiciliğe bir tapınma.
İki Mine’si var, Nerhan’ın “Üç Vakit Ayna” duasında. Biri, kitabını sanat eseri olarak tasarlamasına el veren Mine Çağlar Dikbaş ve ara nağme yazarı, bendeniz. Çünkü değer Nerhan. Gönül saatini, “şimdi sen vakti/tetik sen/kurşun sen/mavi gül koynumda/koku sen/diken sen/ben sana beş var/akrep sen/yelkovan sen/zamanı çektim üstüme/bekliyorum...” diye ayarladığı için değer.
PİÇ OSMAN’IN PABUÇLARI
Türk yazınında son yılların en önemli romancılarından, hatta bencileyin Kemal Tahir’den sonra hayal damağımıza aynı güçte tat bırakan tek çağdaş yazar, dil zenginliğinin soylu hovardası Yiğit Okur’un son romanı Piç Osman’ın Pabuçları (Can Yayınları, 2009) bir başyapıt.
Günümüzde varlığın yokluğu istimlak ettiği Sulukule’de doğan kara kuru ayakkabı boyacısı Piç Osman’ı, 1950’li yıllarda Merkez Bankası’nın dövizlerini eriten ithalat ve yurdumuzu saran naylon furyasını anlatmak için başkahraman olarak kullanmak, sadece Yiğit Okur’un harcıdır.
Naylon don, naylon gömlek derken, “Evlenmeyin bekârlar/Naylon kızlar çıkacak” şarkısı da elbette bizim ülkemizden, bir ayakkabı boyacısı da “kaldırımı işgal” den düştüğü Sansaryan Han’dan ancak bizim ülkemizde “siyasi muhbir” çıkar. İki yabancı casusu Sulukule’nin öksüz yetimi, bacak kadar Piç Osman’a izlettirmek, bilenler bilir, bir “Türkiye klasiği” değil midir?
Yiğit Okur, Piç Osman’ın Papuçları romanıyla okura mizahla örülmüş hüznün güzelliğini, edebiyat alanında unutturulmaya çalışılan bir kaliteyi sunuyor.
Soluk soluğa okunuyor.
HASANGİLLER
“Tarık Dursun K.’dan Mine’ye...” yazıp, “N’apıyorsun kız?” diye imzalamış son romanını, ustam...
Gözlerim buğulandı birden.
Bilmem sizlere anlatmış mıydım, -cetveli çıkartılmış- imla kurallarını, tartışmalı sözcükleri hizaya getiren, getiremediğini yeni baştan yaratan TDK’dan, nam-ı diğer Tarık Dursun K.’dan öğrendiğimi? İlk roman çevirimi, onun üstün ve titiz öğretmenliğinde yaptığımı, yazmış mıydım?
Bugün yazdığım Türkçenin tüm doğrularını Tarık Dursun K. “hocama” borçluyum. Yanlışlarımı, dikkatsizliğime.
Tarık Dursun K. yazarlığı ölçüsünde büyük bir Türkçe ustasıdır. Son romanı “Hasangiller”in (Cumhuriyet Kitapları, 2009) önsöz yazarı Adnan Benk’in deyimiyle ustadan öte, bir Türkçe sanatçısıdır. Hasangiller, gürül gürül akan, yağmur gibi yağan bir roman. Daha ilk satırlarda şimşekler çaktırıyor okurun beyninde, basit, kısa, öz olduğunca vurucu tekniğiyle: “...Somurur gibi yapıştı, öptü. Silktim, attım. Bozuldu. Beni sevmiyor musun artık? İyi bildin, dedim. Sevmiyorum...”
Tarık Dursun K., bu romanda kahramanlarını birer nesne gibi amaçsız, başıboş dolaştırıyor. Oradan oraya savrulup duran Hasan’giller dirense, irade gösterse nesnelikten kurtulup, “özne” olabilecekler.
Heyecanla, sabırsızlıkla kendisini okutan romanıyla, Tarık Dursun K. yazı sanatında derinliğin çekici de olabileceğini kanıtlıyor.
|
|
|
|
|
//
Diğer Yazılar
// |
Savaşta galip, barışta mağlup? |||
Stephen Zunes, Amerika’nın Orta Doğu politikasını ve terörizmin kaynaklarını incelediği kitabı “Tinderbox”ta (ABD, 2002) şöyle yazar...
|
|
Üç vakit ayna |||
Analar kızlarında, babalar oğullarında bir gün ansızın kendi gençliklerini görünce yürekleri nasıl şaşkın bir heyecanla dellenirse, olgun yazar da ciğerlerini taze rüzgârlarla havalandıran genç yazarı öylesine şaşkın bir hayranlıkla selamlar.
|
|
Kapitalist komünistler |||
Türkiye’deki liberal devlet, halkı teğelledikten sonra güzel güzel diken ekonomik krize “küresel” çözüm bekleyedursun, başka devletler küresel krizi “ulusal” çözümlerle atlatmaya çalışıyor.
|
|
Türk’ün aşkı başka |||
Çocuklukta öğrenilen unutulmuyor mu nedir, Rus deyince benim aklıma hemen uyduruk figürlerle yapmaya çalıştığımız Kazaska dansı ve “Rus geliyor aşka, Rus’un aşkı başka...” nakaratı gelir.
|
|
Nato kafa, iman mermer |||
Ülkemizin siyasal tarihine baktığımızda, tuhaf bir takvim çakışmasıyla karşılaşırız: Türkiye’nin NATO üyeliğiyle laikliğin devlet eliyle delinip, milletin dine imana döndürülüşü aynı yıllara denk gelir.
|
|
Darbe günlükleri (2) |||
28 Aralık 1989: Turgut Özal, Başbakan. Hükümet üniversitelerde türbanı serbest bırakıyor.
2 Kasım 1990: Güneydoğu’da “faaliyet” gösteren irticai terör örgütü Hizbullah’tan ilk kez Cumhuriyet Gazetesi’nde söz ediliyor.
|
|
Darbe günlükleri |||
4 Şubat 1949: TBMM Genel Kurulu. Dinleyici localarından, birden fazla ziyaretçi ezan okumaya başlıyor. Yaka paça dışarı çıkarılıyorlar. Ertesi gün gazeteleri, “iki meczup”tan söz ediyor.
1 Mart 1950: İktidar partisi CHP, tekke ve türbelerin kapatılmasına dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. İlk 19 türbeyi halka açma görevi, nedense Milli Eğitim Bakanlığı’na veriliyor.
|
|
Hurmadan Evrim Palmiyeden Devrim |||
Duyduk duymadık demeyin, ben geçen -mübarek- cuma günü Tülay Şubatlı’nın Vatan’daki haberine bayıldım; Prof. Yaşar Nuri Öztürk ile Prof. Süleyman Ateş’in Darwin tartışmasıyla ayıldım ve Evrim Teorisi’ne rakip çıkan Hurma Teorisiyle imana geldim.
|
|
Allah korkusu ve cinayet |||
Küreselleşme, insanlara aynı gezegeni paylaştıkları bilincini veren bir devinim. Küreselleşmeyi fizikteki bileşik kaplar kuralının sosyal bilimlere uygulanması diye düşünebiliriz.
|
|
Darvine'e sordum Cleveland dedi |||
Eşi olamayacak kadar müstesna Maliye Bakanımızın refikası Ahsen Unakıtan, kocacığını sağlığına kavuşturup, kendisi ve girişimci çocukları hamisiz ve vatanı milleti de unakıtmasız koymayan hastane seçimini ulvi biçimde, “Rabbime sordum, Cleveland dedi” diye açıkladı.
|
|
Şimdi sırası mı? |||
Türkiye’de toplumsal zihniyet diyebileceğimiz ‘genele yaygın’ düşünce yapısı, nedense inşaatlara benzer, daha doğrusu yansır.
|
|
Erdoğan kime özeniyor? |||
“Her kadın hayatının bir bölümünü Budist olarak yaşar, çünkü mutlaka bir öküze tapmışlığı vardır.”
(İnternet deyişi)
|
|
Sus ve Savaş mı? |||
Kim önce sustu, telefonda konuşmaktan çekinen halk mı, yoksa yorumdan kaçınan gazeteciler mi ?
Tarih karışık, başlangıç muğlak.
|
|
Sidikli Düşmanlık |||
Rashtriya Swayamsevak Sangh, Hindistan’daki en eski ve en büyük Hindu partisi olup, politika sahnesinde gericiliğin amiral gemisi.
|
|
Bugün bizim, yarın kimin? |||
Fatih Sultan Mehmet, bin yüz yirmi üç yıllık imparatorluk başkenti Konstantinopolis’in koynuna girdiğinde henüz 21 yaşındaydı.
Genç sultan, askerlerine yaşlı gelini üç mehtap süreyle yağmalama izni vermişti. Ancak sözünü tutmadı ve talana daha birinci gece son verdi.
|
|
Açılım ve saçılım |||
Cumhuriyet Halk Partisi, 1924 Anayasası’na 1937’deki değişiklikle konulan ikinci maddeyi oluşturan altı ilke üzerine kurulmuş ve bu ilkeleri, altı oklu bayrağında taşımaktadır: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Laiklik, Milliyetçilik, İnkılâpçılık...
|
|
|
|
|
|
|
|
|