Rus teşviki, Türk teşviki
Rusya Başbakanı Vladimir Putin’i izlediniz mi televizyonda? Fabrikalarını açmaları ve işçi ücretlerini ödemeleri için işadamlarını nasıl teşvik ettiğini gördünüz mü?
İşadamının ticari çıkarına göre, yeri geldiğinde “küresel”, duruma göre “yerel” olan ekonomiz krizden Rusya da nasibini aldı elbet. Ama orası daha 20 yıl öncesine kadar komünist olduğundan hem halkın tepkisi hem siyasetçilerin bu tepkiye verdiği karşılık Türkiye’dekinden farklı olabiliyor.
Rusya’da kriz nedeniyle en çok eleştirilen siyasetçi, doğal olarak Başbakan Putin. Ancak ülkenin en güçlü adamı da Putin. Bu eski KGB ajanı, Rusya anayasası bir dönem daha devlet başkanı olmasına izin vermediği için adamı, eski Başbakan Birinci Yardımcısı Medvedev’i aday gösterip devlet başkanı yaptı, kendisi de başbakanlığı üstlendi. Şimdi her ne kadar Medvedev devlet başkanıysa da ülkeyi fiilen yöneten yine ve hala Putin.
Sovyetler Birliği dağıldıktan, bu ülkedeki sosyalizm uygulaması çöktükten sonra Rusya’da akıl almaz zenginler türedi. Ama bu zenginler hemen hepsi ta göbeğinden iktidara bağlı. İktidarla göbek bağını kesmek isteyenler olmadı değil aralarında ama bunu yapmaya kalkışanlar, bir şekilde hapsi boyladılar. Örneğin, işadamı Mikhail Khodorkovsky. Putin, Yukos petrol şirketinin, 8 milyar dolarlık servet sahibi başkanı Khodorkovsky’yi vergi kaçakçılığı ile suçlayıp hapse tıkıverdi.
İşte bu Putin, son günlerde işadamlarına karşı yine çok sinirliydi. Özellikle de 22 bin kişinin yaşadığı sanayi kenti Pikalovo'daki işadamlarına. Pikalova’dan art arda fabrikaların kapanması ve maaşlarının ödenmemesiyle ilgili şikayetler geliyordu. Halk, sorunu çözmesi için Putin'i kente çağırıyordu.
Putin, Pikalovo'ya gitti. Bölgedeki işadamlarını da Pikalovo'ya çağırdı. Önce fabrikaları gezdi, gezerken işadamlarını bir güzel azarladı. Daha sonra hepsini bir masanın etrafında topladı ve “Sizin bencilliğiniz ve cimriliğiniz beni buralara kadar getirdi. Ya işçilerin paralarını ödersiniz ya da fabrikalarınızı millileştiririm” diyerek işadamlarının önüne bir anlaşma uzattı.
Elden ele dolaşan anlaşma en son kendi önüne geldiğinde Putin baktı ki Rusya’nın en zengin patronlarından Oleg Deripasko anlaşmaya imza atmamış. Deripasko'ya eliyle yanına çağıran Putin, kalemini işadamının önüne atarak "Senin imzanı göremedim, gel, imzala” dedi tıslayarak. Deripasko kuzu gibi gelip imzayı attıktan sonra Putin’in yanından çekilirken, Rusya Başbakanı bir kez daha seslendi işadamının arkasından:
“Kalemimi geri ver.”
Kalemini aldıktan sonra anlaşmayı cebine koyan Putin’in işadamlarına son sözü “Siz kendi aranızda anlaşamazsanız, biz icabına bakarız” oldu.
Rus’un teşviki böyle…
Ya Türk’ün teşviki?
Bizim Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan da kurmayları ile birlikte bir basın toplantısı düzenleyip, ekonomik krize karşı bir tedbir olarak yeni teşvik düzenini açıkladı.
Özetle anlatacak olursak bu yeni teşvik düzeni, bölgesel gelişmişlik farklarını azaltmayı, rekabet gücünü artırmayı hedefliyor. Bunun için dört bölgeye ayrılan Türkiye’nin 81 ilinde, 12 sektörde, kurumlar vergisi indiriminden SSK primi karşılanmasına, faiz desteğinden yatırım yeri tahsisine, KDV istisnasından gümrük vergisi muafiyetine ve eğer tekstil fabrikanı doğu-güneydoğuya taşıyacaksan taşıma masrafının karşılanmasına kadar bir dizi avantaj sağlanacak. Bunun dışında KOBİ’lere kredi garanti desteği verilecek, işsizlere de günlük iş imkanı yaratılacak.
Başbakanın açıkladığı yeni teşvikleri değerlendiren iki sanayici ile birlikteydim. Teşvikleri anlamlı bulmuyorlardı.
Bu teşviklerin “yeni iş kuracak olanlar” için getirildiğine dikkat çekip, “Mevcut işletmelerin günahı ne” diye tepki verdiler.
Onlara göre hükümet, yeni iş kurulmasını teşvik edeceğine, yeni istihdam yaratabilecek, hali hazırda faaliyette olan işletmelere teşvik vermeliydi.
Sonra birisi dedi ki: “Sanayicinin imajı da çok kötü. Herkes bizi üç kağıtçı, yalancı sanıyor. Bürokrat da siyasetçi de zor durumda olabileceğimize inanmıyor. ‘Vardır onların bir kenarda parası’ diyorlar.”
Ötekisi onayladı ve ekledi: “Halbuki bu topluma en faydalı kesim biziz. Üretiyoruz kardeşim üretiyoruz. İş üretiyoruz, aş üretiyoruz. Siyaset en çok sanayiciye sahip çıkmalı.”
Beriki aldı sazı eline: “Ama yine de imajımız kötü, çok kötü. Öyle kötü ki sanayici artık çocuğunun işini devam ettirmesini istemiyor. Niye istesin ki? Hem kriz nedeniyle işler kötü hem de imaj yerlerde. Sanayici diyor ki ‘Param bana da yeter çocuğuma da. Hiç olmazsa evladım benim çektiğimi çekmesin’. Bu zihniyet çok tehlikeli. Çünkü gün gelir ülkede sanayici kalmaz.”
Öteki sordu: “Ne yapmalıyız?”
Berikinin bir fikri vardı ama fikrin de bir açığı bulunuyordu: “Bu imaj işi önemli. Sanayici örgütleri, profesyonel iletişim desteği alıp kamuoyundaki imajını iyileştirmeli. Ama bunu tek başına yapamaz sanayici. Yanında birilerinin olması, bir müttefik lazım…”
İki sanayicinin değerlendirmeleri birkaç saat devam etti. Ama “sanayi”yi halkın gözünde daha değerli kılmak için ittifak kurulabilecek kesimleri sayarken akıllarına hiç fabrikalarında çalışan işçiler veya varsa o işçileri temsil eden sendikalar gelmedi!
Kendi olası mali sıkıntılarını düşünürken, çalışanlarının maddi sıkıntılarından da tuhaf bir şekilde söz ettiler. Sanki o işçiler onların fabrikalarında çalışmıyormuş, fabrikalar sanki devletinmiş ve maaşları verme görevi de devlete aitmiş gibi konuştular.
Aklıma Putin geldi.
Ne de olsa eski komünistti!
05.06.2009 / Sedat Pişirici
|